TOPLUMSAL KİRLENME
Günümüz tüketim toplumunun yarattığı insan örneği, çevresindeki varlıkları hızla tüketme sürecine girdiğinden beri, kendini de tüketme sürecine girmiştir. Doğal kaynakların tüketilmesiyle başlayan çevre kirlenmesinin yarattığı geleceğe yönelik güvensizlik, diğer bir deyişle yarın korkusu, insanların toplumsal ilişkilerinde de birtakım bozulmalara, çarpıklıklara neden olmaktadır. Çünkü çevresindeki fiziksel varlıkların tüketimi, özünde bencil olan insanı daha bir bencilleştirmekte, herkes herşeyi yalnızca kendisi için ister olmaktadır. Paylaşılan bir doğa kalmadıkça, insansı değerlerin de paylaşımı giderek daha da güçleşmekte, belki de olanaksızlaşmaktadır. Artık insanlar yitirdikleri doğanın ardından sorumluluk duymak yerine, kendilerine ne alabileceklerinin , ne çalabileceklerinin tasasını, endişesini duymaktadırlar. Böyle olunca daha çok elde etme, daha çok kazanma tutkusuyla atılan adımlar sonuçta insanlığı bencilliğe sürüklemektedir. Bugün varsıl kırsal insanın traktörü; "imece" geleneğinin giderek unutulmasına neden olabilmekte ya da herkes kendine yöneldiğinden, insanlar zorda olanların koşullarına duyarsızlaşmaktadırlar.
Toplumumuzda yayılan "bencillik" sayrılığı, giderek yeri geldiğinde övündüğümüz Anadolu geleneğimize özgü yardımlaşma duygumuzu köreltmekte, ilgisiz bir toplum örneğinin sergilenmesine, dolayısıyla da toplumsal kirlenme diyebileceğimiz bir ortamın doğmasına neden olmaktadır. Bazılarının İslam felsefesine, bazılarının toplumcu değer yargılarına, büyük çoğunluğun da Anadolu geleneğine göndermede bulunduğu Türk toplumuna
özgü insan ilişkileri giderek bozulmakta; konukseverlik, komşuluk yardımlaşması, toplumsal dayanışma gibi övünülesi özelliklerimiz, bencillik gibi yerinilesi yeni kişilik biçimlerine dönüşmektedir. Doğa yitirilirken , Türk halkına doğal özellikler de yitirilmekte, Batı'nın alınması gereken olumlu yanlarından önce, dayanışma geleneğimizi unutturan bencillik yanı örnek alınmaktadır. Bireylerin ekonomik çıkarlarının, toplumsal çıkarların önüne geçmesi bu gözlemlerin yanılgı olmadığının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Doğruluğu kimseye bırakmayan dinciler bile, Tanrı'ya yakarmayı yalnızca öbür dünya endişesiyle gerçekleştirmekte, yeri geldiğnde "namaz boynumun borcu, haram evimin harcı" diyebilmektedir. Çünkü ekonomik kazanç edinme tutkusu, her türlü değerin önüne geçebilmekte, dinsel değerleri çokça benimseyenlerle, belli dönemlerin komünistleri-toplumcuları bile yalnızca ekonomik çıkarları için biraraya gelebilmektedir. Geçmişteki arkadaş toplantılarında konu edinilen "ülkeyi kurtarma" girişimleri, günümüzde "kendi ekonomilerini kurtarma" biçimine dönüşmektedir. Elbetteki geleceğini düşünmek tüm bireylerin en doğal hakkıdır, ama bu artık toplumun geleceğinin düşünülmemesi gerektiği anlamına gelmez. Dolayısıyla toplum yapımızdaki bu olumsuz yöndeki hızlı değişim , bir bakıma "toplumsal kirlenme" olarak tanımlanabilir ve çevre kirlenmesi bağlamında ele alınması da bir yanılgı sayılmamalıdır. Çünkü artık kendi türüyle bütünleşemeyen günümüz insanı, doğayla da bütünleşememekte, bunun bir sonucu olarak da toplumsal ve doğal geleceğimiz güvensiz bir sona girmektedir. Bu kanıya nerden vardığım sorusuna ilişkin yanıtıma ve kanıtıma sıra gelince;
İşte Türk kamuoyunun büyük çoğunluğunun onay vermediği "nükleer santral" yapımı konusunu gündeme getirmek bir yana, AKP Hükümeti'nin; "nükleer santral" yapımı için karar aldığını açıklaması, gösterilen tepkilere de hiç aldırmaması...
İşte Ulu Önderimiz Kemal ATATRÜK'ün; bu ulusun "efendisi" olarak tanımladığı "köylü"ye, Başbakan Kasımpaşalı ERDOĞAN'ın "lan" ( daha geniş biçimiyle "ulan" deyişi)...O köylü ki sana yetki vermiş "temsili demokrasi" gereği...O köylü ki; oylarıyla sana, kendi adına ülkesini yönetme görevi vermiş...Sen ki onun dertlerine, sorunlarına çözüm bulmak yerine; "lan/ulan" söylemiyle, bu ulusun "efendisi" köylüyü aşağılamaya kalkıyorsun...Bu aşağılamanın sonucunda, aman, aman ha; alaşağı olmayasın Kasımpaşalı!...
Bu olumsuz gidişin önlenmesi için; sorumluluk duygusu olanların, sorumsuzları uyaracaklarını bir bakıma Nasreddin Hoca'nın deyimiyle bilenlerin, bilmeyenlere söylemeyi bir yurttaşlık görevi olarak yerine getireceklerini iyimserlikle, umutla bekliyorum...derken; Danıştay'ın kurumsal yapısına, gerçekteyse ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'ne yönelik saldırıları kışkırtan, tetikleyen eylem ve söylemler...
Toplumsal kirlenmenin yayılımının nerelere bulaştığının, nerelere ulaştığının en somut göstergesi...

0 Comments:
Post a Comment
<< Home