<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158</id><updated>2012-01-22T02:01:34.672-08:00</updated><title type='text'>SelmaErdal'dan yansıya düşenler</title><subtitle type='html'>http:blog.360.yahoo.com/blog/
http://selmaerdal.spaces.msn.com</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>86</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-6220162813790634636</id><published>2010-10-08T13:17:00.000-07:00</published><updated>2010-10-08T13:17:35.068-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-6220162813790634636?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/6220162813790634636/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=6220162813790634636' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/6220162813790634636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/6220162813790634636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2010/10/blog-post.html' title=''/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-116015364648516820</id><published>2006-10-06T09:47:00.000-07:00</published><updated>2006-10-06T09:54:06.503-07:00</updated><title type='text'>MİLLETVEKİLİ SEÇİLME YAŞI 25 OLSUN DENİYOR...</title><content type='html'>Bilindiği gibi Türkiye; genç nüfusu olan bir ülkedir, bundan yola çıkan egemenler ( ki AKP'liler) ve de onlara karşıt seçilmişler ( ki CHP'liler) milletvekili seçilme yaşının 25 olması gerektiği gibi bir öneride buluşuyorlar, ortak düşüncedeler...Ne de olsa seçimler yaklaşıyor; genç oylara ulaşmak için, gençlere hoş iletiler göndermek gerek...&lt;br /&gt;Olur da bu önerileri, düşünceleri, yasalaşır, dolayısıyla gerçekleşirse; bu yeni durum için demek isterim ki:&lt;br /&gt;Haydi kızlar okula dercesine;&lt;br /&gt;HAYDİ KIZLAR SİYASETE!...&lt;br /&gt;HAYDİ KIZLAR TBMM'YE!...&lt;br /&gt;Popstar/popostar olmayı amaçlamak yerine; düşünen, üreten, yöneten olmayı amaçlayın!...&lt;br /&gt;Haydı kızlar gerçek yaşama katılın; geleceğinizi belirlemek için siyasete atılın!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-116015364648516820?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/116015364648516820/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=116015364648516820' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/116015364648516820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/116015364648516820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/10/milletvekili-seilme-yai-25-olsun.html' title='MİLLETVEKİLİ SEÇİLME YAŞI 25 OLSUN DENİYOR...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115990618390570843</id><published>2006-10-03T12:32:00.000-07:00</published><updated>2006-10-03T13:09:43.970-07:00</updated><title type='text'>BU MEKTUBU HERKES OKUSUN!...</title><content type='html'>Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na;&lt;br /&gt;1.Eylül.2006 tarihinde Van'ın Özalp İlçesi saray mevkiinde İran sınırından teröristlerce açılan ateş sonucu evladımız Piyade er Deniz Yüzgeç şehit düştü. Aynı gün akşam saatlerinde acı haber bir binbaşı ve iki doktor nezaretinde bizlere ulaştırıldı, 2 eylül Cumartesi günü cenazesi İzmir'e getirilerek 3 eylül Pazar günü resmi tören ile Kadifekale şehitliğinde defnedildi. Tüm bu süreç boyunca en düşük rütbeden en yüksek rütbeye kadar tüm askeri personel gerekli prosedürü eksiksiz yerine getirmiş ve şehidimize son görevimizi layıkıyla yapmamızı sağlamıştır.&lt;br /&gt;Lakin devletin en önemli ikinci makamında bulunduğunuz ve de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni ilk ağızdan temsil ettiğiniz halde, henüz şehitlerimizin toprağı dahi kurumadan yaptığınız "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" açıklaması ve arkasından da sözde hatanızı düzeltmek için verdiğiniz demeçte "askerlik turistik bir mekan değildir" demeniz tüm ailemizde infial yaratmıştır.&lt;br /&gt;Nasıl bir başbakan "artık şehit haberi almak istemiyoruz" diye feryat eden bir vatandaşına bu tür bir açıklama getirebilir? Ülkemizde milyonlarca insanın gözü kulağı son dönemde tırmanan eylemlere karşı ne tür bir önlem paketi açıklayacağınızı duyabilmek umuduyla size çevrilmişken, hangi düşüncelerle bu anlamsız, anlamsız olduğu kadar da yakışıksız açıklamayı yapabildiğiniz bilemiyoruz.&lt;br /&gt;Size maddeler halinde hatırlatmak isteriz ki;&lt;br /&gt;1.Siz ne Başbakan olmadan önce gittiğiniz Amerika Birleşik Devletleri'nde görüştüğünüz kişilerin, ne de Avrupa Birliği'nde müzakere adı altında bazı ödünler verdiğiniz şahısların değil, bizim yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Başbakanı'sınız.&lt;br /&gt;2.Bu tür bir açıklamayı yapmanız gösteriyor ki; ya sarf ettiğiniz cümlelerin hangi kişilerce nasıl algılanacağını düşünmeden konuşuyorsunuz, ya da bilerek ve isteyerek şehit ailelerine ve tüm halkımıza "çocuklarınızı askere gönderirseniz ölmeleri gayet doğaldır" gibi bir açıklama getiriyorsunuz. Bizce her iki durumda da istifa etmediğiniz her saniye rahmetli şehitlerimizin aziz hatırasına zarar vermektesiniz.&lt;br /&gt;3.Bu tarihten itibaren oğlunuz Bilal erdoğan'ın askerlik durumunun en yakın takipçileri olacağız.&lt;br /&gt;Umarız ki Allah bu büyük acıyı asla ne size ne de bir başkasına yaşatmasın.&lt;br /&gt;Sizden yıllardır devam eden bu sorunlara bir çözüm bulmanızı dilemek isterdik ama sahip olduğunuz ve olamadığınız özelliklerinizi düşününce bu sorunu çözebileceğinize artık inanmıyoruz.&lt;br /&gt;Son olarak ifade etmeliyiz ki, bu metin sizi siyasi olarak yıpratmak veya iktidarınızı sarsmak amacıyla düzenlenmiş bir muhalefet komplosu değil, evladını bazı tedbirsizlikler yüzünden şehit vermiş bir ailenin yaptığınız açıklamalara verdiği en hafifletilmiş cevabıdır.&lt;br /&gt;Bu mesajın size belki de hiçbir zaman ulaştırılmayacağını biliyoruz.&lt;br /&gt;Ancak biz bu mesajı size ve tüm halkımıza ulaştırmak için elimizden geleni yapacağız.&lt;br /&gt;MESAJI ALANLAR, SİZLER DE ÜZERİNİZE DÜŞENİ YAPINIZ VE İLETEBİLDİĞİNİZ KADAR İLETİNİZ.&lt;br /&gt;DUYaRSIZ KALMAYALIM.ŞEHİTLERİMİZE VE AİLELERİNE BU KADARINI BORÇLUYUZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İşte ben de bu iletiye duyarsız kalamadığım için;&lt;br /&gt;ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'NİN AYDINLANMASINDA, ULUSAL BİRLİĞİMİZDEN VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜMÜZDEN YANA OLAN YURTDAŞLARIMIZLA BU İLETİYİ PAYLAŞMAK İSTEDİM.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115990618390570843?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115990618390570843/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115990618390570843' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115990618390570843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115990618390570843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/10/bu-mektubu-herkes-okusun.html' title='BU MEKTUBU HERKES OKUSUN!...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115411373521085373</id><published>2006-07-28T11:54:00.000-07:00</published><updated>2006-08-18T13:46:02.480-07:00</updated><title type='text'>CUMARTESİ ANNELERİNE</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/4334839md5oh.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/4334839md5oh.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben Boşnakım, sen Kürtsün&lt;br /&gt;O Laz, diğeri Çerkes&lt;br /&gt;Kimlik peşine düşdükçe herkes&lt;br /&gt;Hergün biryerlerde&lt;br /&gt;Oğullar verilir toprağa&lt;br /&gt;Analar gözyaşı döker&lt;br /&gt;Ardından paylaşırlar günleri&lt;br /&gt;Türkler Cuma Anaları&lt;br /&gt;Kürtler Cumartesi&lt;br /&gt;Yurdun her köşesinde birileri dalaşır&lt;br /&gt;Çarşamba'yla, Perşembe'yi de&lt;br /&gt;Başka analar paylaşır&lt;br /&gt;Bu gidişle;&lt;br /&gt;Anadolu'nun Anaları,&lt;br /&gt;Bölündükçe haftanın günlerine&lt;br /&gt;Korkarım Anadolum da bölünür&lt;br /&gt;Yeniden yedi düvele...&lt;br /&gt;Selma ERDAL;Bursa, 13.Mart.1999&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve günümüzde;&lt;br /&gt;Filistin'de savaşın pençesinde kan gövdeyi götürürken, oğullar yitirilmekde, analar gözyaşı dökmekde...&lt;br /&gt;YURTDA BARIŞ, DÜNYA'DA BARIŞ ilkesiyle temeli atılan ülkemizde; tezden ANALAR barışmalı, yokyere yitirilmesin OĞULLAR diye...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115411373521085373?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115411373521085373/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115411373521085373' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115411373521085373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115411373521085373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/07/cumartesi-annelerine_28.html' title='CUMARTESİ ANNELERİNE'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115273922549747345</id><published>2006-07-12T14:15:00.000-07:00</published><updated>2006-07-12T14:20:25.500-07:00</updated><title type='text'>4 Haziran 2006 BALLIKAYALAR VESPA ŞENLİĞİ'NDE BURSA CHOPPERS CLUB ÜYELERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/sm_12.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/sm_12.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/16.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/16.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115273922549747345?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115273922549747345/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115273922549747345' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115273922549747345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115273922549747345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/07/4-haziran-2006-ballikayalar-vespa.html' title='4 Haziran 2006 BALLIKAYALAR VESPA ŞENLİĞİ&apos;NDE BURSA CHOPPERS CLUB ÜYELERİ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115273818273595984</id><published>2006-07-12T14:01:00.000-07:00</published><updated>2006-07-12T14:03:02.746-07:00</updated><title type='text'>BALLIKAYALAR VESPA ŞENLİĞİNE GİDİŞ YOLUNDA</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/26.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/26.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115273818273595984?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115273818273595984/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115273818273595984' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115273818273595984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115273818273595984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/07/ballikayalar-vespa-enliine-gidi.html' title='BALLIKAYALAR VESPA ŞENLİĞİNE GİDİŞ YOLUNDA'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115183632123887207</id><published>2006-07-02T02:58:00.000-07:00</published><updated>2006-07-02T03:32:01.266-07:00</updated><title type='text'>ANADOLU'DA SEVGİ VE HOŞGÖRÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/atatï¿½rk1.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/atat%EF%BF%BDrk1.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/42673917qq.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/42673917qq.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/x1pc_jqddVOWRnWcC9aIvHXMoIVoq9xGe14ejVwvgzAGOGwkaDDl5xFRRDi7tEop7cE9PcFvyBEdPpvbrLy0T2I6C9fjwy9v3W5Kws-S1TUyzjRpZpHDvLJZYhl_DhaFuzMt-nF.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/x1pc_jqddVOWRnWcC9aIvHXMoIVoq9xGe14ejVwvgzAGOGwkaDDl5xFRRDi7tEop7cE9PcFvyBEdPpvbrLy0T2I6C9fjwy9v3W5Kws-S1TUyzjRpZpHDvLJZYhl_DhaFuzMt-nF.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/lotus6fo.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/lotus6fo.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/gller10lh.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/gller10lh.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam alanlarımızı günden güne kuşatan çevre bozulmasının yanısıra, toplumsal yaşamımıza da bulaştırılmak istenen birtakım çirkinlikler, güzel Anadolumuz'da yüzlerce yıllık geçmişi olan hoşgörü ve sevgi ortamını hedef almışdır. Bunun en utanılası örneği; Anadolu kültürüne bir PİR SULTAN ABDAL'ı, bir AŞIK VEYSEL'i ve daha nice güzel insanı armağan eden SİVAS'da yaşanmışdır.&lt;br /&gt;Anadolu halkının  nakış gibi dokunmuş, çiçek çiçek bezenmiş ve hoşgörü dolu geçmişine bir kara gölge gibi düşen bu çirkinlik, daha çok varsıllık için doğal çevremizi tüketen çirkin eller gibi toplumsal yaşamımızı kirletmeye yönelikdir. Bu ortamda çevremizi kuşatan çirkin odaklar, fırsat bu fırsatdır diyerek; 2Temmuz1993 günü, Sivas'da insanların yaşama haklarına saldırdılar ve cinayet işlediler!...&lt;br /&gt;Tartışmasız insan; doğal ve kültürel çevrenin en değerli varlığıdır.Gerçekte de tüm güzellikleri bütünleyen, onlara anlam kazandıran insan değil midir?...&lt;br /&gt;Bir Doğa dostu olarak; Doğa'da yapılan çirkin saldırıların karşısında olduğum gibi, insana yönelik böyle çirkin saldırıların da karşısındayım, kuşkusuz insana yönelik her çirkin saldırının karşısında olacağım gibi...&lt;br /&gt;Atalarımızın dediği gibi; "yaş kesen, baş da keser"...&lt;br /&gt;Son yıllarda güzel Anadolumuz'u tüketmeyi amaçlayan doğal ve kültürel değerlerimize yapılan saldırıları gördükçe, atalarımıza hak vermemek elde mi?...Önceleri Anadolumuz'un yeşilini/doğal kaynaklarını yokedenler, artık insanına yönelmektedirler.&lt;br /&gt;Gönül ister ki böyle çirkin saldırılar yaşanmasın, büyük Atamız'ın  önderliğinde verilen onurlu bir özgürlük, bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı sonucu oluşturulan Anadolu halkının birlikteliği üzerinde böyle kara bulutlar dolaşmasın. Özellikle de Sivas ilimizde...&lt;br /&gt;Çünkü Sivas; Pir Sultan Abdal'ı yetiştirmişdir. Pir Sultan Abdal; yüzyıllardır Anadolu'da sevgi ve hoşgörünün simgesi olmuşdur. Onun çocuklarından Aşık Veysel; sazının tellerinden Doğa'yı, insanı görmüş, sarı çiğdemde, mor menekşede Doğa ve insan sevgisini bulmuş, "sadık yar" olarak "kara toprağı" bilmişdir.&lt;br /&gt;2 Temmuz 1993 günü, Sivas'da yaşananlara baktığımızda; yüzlerce yıllık hoşgörü ve sevginin, Anadolu'nun bağrından "Doğa'daki bir çiçeğin koparılıp yokedilişi gibi" yokedilmek istendiğine tanık olmaktayız...&lt;br /&gt;Bilinmelidir ki; Anadolu halkı, kendi öz çocuklarının bile kanını içen İranlı mollaların değil, yüreğinde mor menekşeleri, sarı çiğdemleri, kırmızı karanfilleri yeşerten Aşık veysel'in, Pir Sultan Abdal'ın, en önemlisi de Kemal ATATÜRK'ün  çocuklarıdır. Doğa'daki yeşil zeytin ağaçlarının yerine, gri betonları yükseltenlerin, insan yüreğindeki zeytin dallarını kırmalarına, barış güvercinlerini öldürmelerine izin vermeyelim.Büyük Önderimiz Kemal ATATRÜK'ün; Anadolu geleneğimizden kaynaklanan Bektaşi hoşgörü ve sevgisiyle sonsuza dek YURTDA BARIŞ, DÜNYA'DA BARIŞ ilkesini amaç edinelim. Sonsuza değin Anadolumuz'da; şeriatın kan göllerinin değil, sevgi ve hoşgörünün mor menekşelerinin, sarı çiğdemlerinin, kırmızı karanfillerinin, beyaz güllerinin oluşması için var olalım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115183632123887207?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115183632123887207/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115183632123887207' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115183632123887207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115183632123887207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/07/anadoluda-sevgi-ve-hogr.html' title='ANADOLU&apos;DA SEVGİ VE HOŞGÖRÜ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115175818336180788</id><published>2006-07-01T05:42:00.000-07:00</published><updated>2006-08-18T13:49:26.580-07:00</updated><title type='text'>BAŞKA NERELERDEYİM ?...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/HPIM5503.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/HPIM5503.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/HPIM5506.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/HPIM5506.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;BURSA CHOPPERS CLUB gezilerimizin dışında; işte buralardayım...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://blog.360.yahoo.com/blog/"&gt;http://blog.360.yahoo.com/blog/&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://selmaerdal.spaces.msn.com"&gt;http://selmaerdal.spaces.msn.com&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.bursagundemi.com"&gt;www.bursagundemi.com&lt;/a&gt; (e-gazete)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.gezegenimiz.com"&gt;www.gezegenimiz.com&lt;/a&gt; ( "köşe yazıları" ve "şiir" tıkla)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.cogunlugunsesi.com"&gt;www.cogunlugunsesi.com&lt;/a&gt; ( "köşe yazıları" ve "şiir" tıkla)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115175818336180788?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115175818336180788/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115175818336180788' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115175818336180788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115175818336180788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/07/baka-nerelerdeyim.html' title='BAŞKA NERELERDEYİM ?...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115148880711937719</id><published>2006-06-28T02:47:00.000-07:00</published><updated>2006-06-28T03:00:07.130-07:00</updated><title type='text'>ER ŞALİT'İ KURTARMAK ???</title><content type='html'>27 Haziran 2006, Kanal D, Anahaber'de Mehmet Ali Birant duyuruyor:&lt;br /&gt;Filistinliler; 20 yaşındaki İsrailli er Şalit'i kaçırmışlar...&lt;br /&gt;İsrail Dışişleri Bakanı, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'den arabulucu olmasını "rica" ediyor...&lt;br /&gt;Gül de Filistinliler'i arıyor, sorunun barışçıl bir yolla çözümlenmesi için...&lt;br /&gt;Ve Dünya kamuoyu bekliyor, ne olacak diye...&lt;br /&gt;Bense bekliyorum; ne İsa'ya, ne Musa'ya ( ki ne Doğu'ya ne de Batı'ya) yaranamayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin itibarının/saygınlığının kalıp kalmadığını, sözünün dinlenip dinlenmeyeceğini görmek için ...&lt;br /&gt;Batı'ya yaranmak için; neredeyse bağımsızlığından, en önemlisi de Lozan Barış Antlaşması'nın kazanımlarından vazgeçercesine verilen ödünler...&lt;br /&gt;"İktidara gelmelerine katkıları olduğu sürekli tartışılan" Araplara yaranmak için de; LAİKLİK ilkesinden verilen ödünler...&lt;br /&gt;Ve bugün, RTE'nin, ülkemizin uluslararası alanda saygınlığını, sözünün dinlenebilirliğini nereden nerelere getirip/getirmediğinin sınanacağı bir olay yaşanıyor...&lt;br /&gt;Hamas'ı ülkemize çağırarak, ona "meşruluk" kazandırma girişimiyle olmuyor; sözünü dinletebiliyor musun, arabuluculuk girişimine değer veriliyor mu?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç???&lt;br /&gt;Göreceğiz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115148880711937719?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115148880711937719/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115148880711937719' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115148880711937719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115148880711937719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/06/er-aliti-kurtarmak.html' title='ER ŞALİT&apos;İ KURTARMAK ???'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115141953326477089</id><published>2006-06-27T06:44:00.000-07:00</published><updated>2006-06-27T07:45:33.326-07:00</updated><title type='text'>ATATÜRKÇÜLER KAÇ KİŞİDİR?</title><content type='html'>Bugün &lt;a href="mailto:elelebizbize-erefsanesi@yahoogroups.com"&gt;elelebizbize-erefsanesi@yahoogroups.com&lt;/a&gt;  e-mail gurubumuzdan; Profesör Dr. Sayın Ayhan ÇIKIN'dan aşağıdaki iletiyi aldım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAÇ KİŞİYİZ BİZ?&lt;br /&gt;Nicedir bu sorunun yanıtını arıyorum.&lt;br /&gt;Kendi içimde...&lt;br /&gt;Aslında bu sorunun yanıtı, bize kimin sonuca ulaşacağını da gösteriyor.&lt;br /&gt;Belki de herkesin kafasındaki yegane soru bu.&lt;br /&gt;"Biz kaç kişiyiz?"&lt;br /&gt;Hatta sormaya devam ediyorum:&lt;br /&gt;Çoğunluk muyuz?&lt;br /&gt;Yoksa artık az mı kaldı bizden?&lt;br /&gt;Devir değişti mi?&lt;br /&gt;Ülke bizim gibi düşünenlerden kurtulacak mı?&lt;br /&gt;Ben çoğunlukta hatta çok, çok, çok çoğunlukta olduğumuzu düşünenlerdenim.&lt;br /&gt;Çünkü neden hükümet olunmasına rağmen iktidar olamayanların en iyi açıklaması budur.&lt;br /&gt;Giderayak başlayan gerginliğin, bu sinirin, basit hadiseler karşısında bile gösterilen aşırı tepkilerin sebebi de budur.&lt;br /&gt;Ben kendi içimde bu soruların yanıtları ile bir açıklama yaratmaya çalışırken ancak henüz yazmazken sağolsun küfürbaz bir okuyucumuz beni kendime getirdi.&lt;br /&gt;Daha önce de söylediğim gibi küfür içerikli yorumları siteye taşımamaya özen gösteriyoruz. Küfürün hedefi kim olursa olsun.&lt;br /&gt;Ancak bu saygıdeğer (!) yorumcumuzun cinsel isteklerini sıraladığı görüşleri haricinde ciddiye alınacak bir sorusu vardı.&lt;br /&gt;"Siz kaç kişisiniz?"&lt;br /&gt;Demek ki yalnız değildim.&lt;br /&gt;Küfürleri ayıkladıkdan sonra en hafifinden şöyle diyordu bu sevgili (!) okuyucumuz:&lt;br /&gt;"Yazılarınıza başladığınızdan beri takip ediyorum, ama şöyle bir hesapladım, toplam 20 bin kişi bile yok saçmaladığınız yazılarınızı okuyan"&lt;br /&gt;Saçmalayıp saçmalamadığımın takdiri bir yana, evet şimdi bu soruyu ben de sormak istiyorum.&lt;br /&gt;"Biz kaç kişiyiz?"&lt;br /&gt;Türkiye'de Atatürkçüyüm diyecek, laik, demokratik cumhuriyet ilkelerini savunacak, kaç kişi var?&lt;br /&gt;Gerçekten iddia edildiği gibi az mı sayımız?&lt;br /&gt;Gerçekten biz geri kafalı mı kaldık?&lt;br /&gt;Bir zamanlar yedi düvele meydan okuyan ve ilmi hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek isteyen, yaptığı mücadele ile tüm Dünya'da, Mısır'dan Hindistan'a ezilmiş toplumlara umut ışığı olan bu devrimin çocukları artık nesiller içinde kayıp mı oldu?&lt;br /&gt;Atatürk Devrimi'nin sonunu mu yaşıyoruz?&lt;br /&gt;Yoksa karşı devrim isteği içindekiler kuvvet uygulayarak, psikolojik savaş yöntemleri ile safları mı dağıtmaya çalışıyor?&lt;br /&gt;İnancımızı, devrimi tazeleme ihtiyacı içinde miyiz?&lt;br /&gt;Yoksa baskı altında çözülecek miyiz?&lt;br /&gt;Bu saygıdeğer (!) okuyucumuz beni yeniden bu soruları sormaya, yanıtlarını aramaya sürükledi.&lt;br /&gt;Çünkü açıkçası bu siyasetin kısa, orta, uzun dönemde farklı sonuçları olacağını düşünenlerdenim.&lt;br /&gt;Çünkü ihtiyacın yalnızca bir iktidar değişikliği değil, bir anlayış değişikliği olduğunu düşünenlerdenim.&lt;br /&gt;Çünkü hükümetin yeni sahiplerinin eski alışkanlıkları sürdürmeyecek, yeni bir zihniyet ama gerçekten yeni bir zihniyet ile görev yapmak zorunda olduklarına inanıyorum.&lt;br /&gt;Çünkü gerçek değişim yaşanmazsa, hükümetin değişmesinin aslında hiçbir şeyi değiştirmeyeceğine, bir sonraki raunda kadar kuvvet toplamasına yarayacağına inanıyorum.&lt;br /&gt;Türkiye'nin ikinci bir karşı devrim girişimine artık tahammülü yok diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;Çünkü eski Türkiye'nin artık üzerindeki tozu silkeleyip, devrimin tazeleyen gömleğini giymesi gerektiğine, yıprattığı, kötüye kullandığı tüm erdemlerine hakettiği saygıyı göstererek yepyeni, taptaze, güçlü, kararlı bir kaptanlıkla istim basması gerektiğine inanıyorum.&lt;br /&gt;İşte bu yüzden inancımızı tazelememiz gerek.&lt;br /&gt;İşte bu yüzden ne çok olduğumuzu anlamamız gerek&lt;br /&gt;Ben bana küfür ederek ben ve benim gibileri karamsarlığa sürüklemeye çalışan ve gerçekten, gerçekte ne düşündüğünü anlayamadığım, neye inandığını çözemediğim, neden gerçekleri görmekten kaçtığını bilemediğim bu zihniyete bir yanıt verilmesi gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;Bu yazının okunması sayısı belki onlara en iyi yanıt olacaktır.&lt;br /&gt;Cumhuriyet çocuklarının sayısını belirleyecek kişi elbette ne o okuyucu, ne de benim yazılarımın okunma hiti.&lt;br /&gt;Ancak sizden ricam bu yazının çok okunmasını sağlayın.&lt;br /&gt;Sayımızın ne kadar olduğunu düşünüyorsanız, okadar okunmasını sağlayın.&lt;br /&gt;20bin mi 50bin mi yoksa altmış milyon muyuz herkes görsün.&lt;br /&gt;Her bir hit saflarımıza çakılan bir çivi gibi maneviyatımızı kuvvetlendirecek.&lt;br /&gt;Her bir hit buradan yola çıkıp, Türkiye'yi yenilemek isteyen milyonlara kuvvet vercek.&lt;br /&gt;Buradan size çağrıda bulunuyorum.&lt;br /&gt;Bu yazının azaldığımızı düşünenlere bir yanıt olmasını sağlayın.&lt;br /&gt;Sayımızın ne çok olduğunu gösterin.&lt;br /&gt;İnanıyor, bekliyorum.&lt;br /&gt;*******************************************&lt;br /&gt;Değerli hocamız ve yazın dostumuz Sayın Ayhan ÇIKIN'ın sorusuna yanıt vermeden duramazdım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli Hocam;biz çoğuz, öyle çoğuz ki ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'nin aydınlanmasında LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'nin bölünmez bütünlüğü ve Türk Ulusu'nun birlikteliği için bir yürekten/bir bedenden binlerce çoğalmasını bildiğimiz için çoğuz ve bu kendini bilmezlerin, aymazların karşısına herbirimiz bir Kemal ATATÜRK olarak dikilebildiğimiz için çoğuz...Bizler öyle çoğuz ki, bu çapulcu sürüsü, bu aymazların, bu yobazların, kafaları 6.yüzyılda takılı kalanların üstesinden kolaylıkla gelecek kadar çoğuz, gerektiğinde daha da çoğalırız...&lt;br /&gt;Örneğin; 18 Mart 2006'da Çanakkale'deyik ve orada da çoktuk...&lt;br /&gt;Nasıl ki sizin bu sorunuza yanıt, bu yoklamanıza karşılık vermek için çok olduğumuz gibi, bir yürekten binlerce  çoğalabildiğimiz gibi...Nasıl ki yedi düvele karşı Gazi Mustafa Kemal'in yanında bir avuç azdan çoğalabildiğimiz gibi...&lt;br /&gt;Kaygılanmayın Hocam; bizler, Arabın parasıyla "beraber yürümüyoruz bu yollarda" akıtma suyla değirmen döndürmeye çalışmıyoruz, bizler ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'nin aydınlanmasında, ÇAĞDAŞ, LAİK, BAĞIMSIZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İÇİN yürüyoruz...Biz çoğuz; bir yürekten/bir bedenden daha da çoğalarak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115141953326477089?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115141953326477089/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115141953326477089' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115141953326477089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115141953326477089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/06/atatrkler-ka-kiidir.html' title='ATATÜRKÇÜLER KAÇ KİŞİDİR?'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-115063343946589173</id><published>2006-06-18T04:50:00.000-07:00</published><updated>2006-06-26T02:14:23.753-07:00</updated><title type='text'>ALİ ATIF BİR</title><content type='html'>CARGILL KONUSUNU ARAŞTIRMAK ÜZERİNE,HÜRRİYET GAZETESİ'NDEN ALİ ATIF BİR'E AÇIK BİR İLETİ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18.Haziran.2006 Pazar Günlü HÜRRİYET Gazetesi'ndeki; Ali Atıf BİR'in, "Atıf Hoca'nın Not Defteri"ne "CARGILL" üzerine yazısı nedeniyle kendisine gönderdiğim iletinin tıpkısıdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün "Ali Atıf Bir Hoca'nın Not Defteri"ne bir sıfır benden...&lt;br /&gt;Ben kim miyim?...&lt;br /&gt;Bursalı Selma Erdal, 52 yaşında, emekli devlet memuru olmakla birlikte, U.Ü. Kamu Yönetimi Bölümü'nde Kentleşme ve Çevre Sorunları üzerine doktora tezi yazan, Bursa'nın kentleşme ve çevre sorunları için de yazan/konuşan/soran, sorgulayan, soruşturan, en önemlisi de hukuka danışan bir kadın kişiyim...Ve de Bursa Kent Konseyi Üyesi, bir yerel demokrasi katılımcısı...&lt;br /&gt;"Profesör" titrinize karşın, ne yazık ki bugün araştırmadan, soruşturmadan, geçmişde yaşananları karıştırmadan, yazmışsınız, yorumlar yapmışsınız ( kuşkusuz titriniz böylesine araştırmalar yapılmadan, önyargılarla karşınıza gelen araştırmacılara onay vermez, değil mi?...Uğur Mucu'nun söylemiyle; bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmaya onay vermez, değil mi?...)...&lt;br /&gt;Cargill'in ilk günlerinden günümüze, Bursa'da neler yaşandı, ne gösteriler yapıldı, ne hukuk savaşımları verildi...İdari Yargı'dan Cargill'in olmazlığı/yapılamazlığı üzerine ne kararlar çıktı...Ne topluma, ne hukuka aldırmadan; dönemin başbakanı Mesut Yılmaz, Clinton'a Cargill için "okey" dedi...Suçlu sıralamasında RTE'den önce Mesut Yılmaz var...&lt;br /&gt;Cargill üzerine Bursalılar'ın yakınmaları, alınan hukuk kararları üstelik yıllarca basına yansıdı; örneğin Cumhuriyet Gazetesi'nin son 10 yılından pekçok bilgi/belge bulabilirdiniz ki araştırmış olsaydınız...Bunu yapmak zamanımı alır, hele ki Cumhuriyet Gazetesi'yle işim olmaz diyenlerdenseniz, size canlı/yaşayan/konuşan bir kaynak da önerebilirim; geçmişde Anavatan Partisi'nden, günümüzdeyse AKP'den Bursa Milletvekili olan Sayın Ertuğrul Yalçınbayır...Eğer kendisine ulaşırsanız, size Cargill konusunda yeterince bilgi verecektir ki kendisi hukukçu kimliğiyle bizlerle birlikte Cargill savaşımımızda yer aldı...Ama ne yazık ki "hukukun üstünlüğü" ilkesi, bir söylemden öteye gitmeyen ülkemizde, Yeşil Bursa Ovası'nın talan edildiği gibi, Bursa'nın gelecekteki içmesu kaynağı İznik Gölü'nün ( ki suları sodalı olup, doğrudan içilebilir, tarım alanları sulanabilir niteliktedir) kıyısına CARGILL konduruldu...&lt;br /&gt;Bu yaşananlardan bilgisizce, bir de soruyorsunuz; " Yıllar önce Türkiye'de tarım arazisine ( gerekli toprak analizlerini yaptırıp, izin almadan) kaçak fabrika kurmuş, fabrika çalışmış herkes suspus olmuş, hükümet Cargill'i kayıran yasalar çıkarmış medya dışında kimse sesini çıkarmamış, şimdi Meclis'te Cargill'e özel, fabrikayı temize çıkaran yasa çıkarılıyor. Herkes ayakta...Cargill en verimli şirketlerden biri...Söyler misiniz böyle bir fabrika kapatılır mı?)...&lt;br /&gt;Sayın BİR; Bursalı hiçbir zaman suspus oturmadı, herdem ayaktaydı, herdem konuştu...Ne yazık ki hukukun gereği yerine getirilmeyen bir ülkede, işte böyle "halka rağmen, yasaya rağmen" CARGILL'ler de olur, NÜKLEER SANTRALLAR da olur, yöre halkına karşın Bursa'nın Keles ilçesine ( ki çevreye Orhaneli Termik Santralı'nın neden olduğu olumsuz dışsallıkların bilinmesine karşın) yeni bir Termik Santral da kurulur, Yeşil Bursa Ovası'nın ortasına bir hançer gibi saplanmış Doğal Gaz Çevrim Santralı'nın kurulduğu gibi...&lt;br /&gt;Bütün bunlar bir yana; bir zamanlar TÖ'nün yağdanlıkları vardı, bugünlerde RTE'ninkiler de oldukça çoğalmışlar...&lt;br /&gt;Mumcu'nun önerdiği gibi; bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmayın...Cumhuriyet Gazetesi'ne başvurmak sizce uygun değilse, AKP Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır canlı kaynak, oldukça da doğru kaynak...&lt;br /&gt;Kaynak araştırması yapmadan; kamusal alanda yer almayın Sayın BİR, artık sıfır da verilmeyeceğine göre, bizlerden alacağınız not olacak yoksa kocaman BİR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-115063343946589173?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/115063343946589173/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=115063343946589173' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115063343946589173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/115063343946589173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/06/ali-atif-bir.html' title='ALİ ATIF BİR'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114950624882358840</id><published>2006-06-05T03:45:00.000-07:00</published><updated>2006-06-05T04:17:29.796-07:00</updated><title type='text'>5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ</title><content type='html'>ORTAK GELECEĞİMİZ  adlı yazanağın yayınlanmasıyla; SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA kavramı tartışmaların, söylemlerin, söylevlerin öznesi oldu...Oldu olmasına da ne kalkınmada sürdürülebilirlik, ne de DOĞA'nın/DÜNYA'nın/ÇEVRE'nin dengelerinin, düzeninin korunmasında sürdürülebilirlik sağlanmadı/sağlanamadı/sağlanamıyor/sağlanamayacak gibi de...&lt;br /&gt;Sürdürülebilirlik yalnızca bir tek alanda, bir tek anlamda sağlanmakta, gerçekleştirilmekte; yalnızca ve yalnızca KİŞİSEL ÇIKARLARIN sürdürülebilirliği ( ki  BENCİLLİKLERİN, AÇGÖZLÜLÜKLERİN, SALDIRGANLIKLARIN, SÖMÜRÜLERİN  SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ olarak kavramın içini açabiliriz) ...&lt;br /&gt;5.HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ'nde; EKOLOJİK DENGELER yerine EKONOMİK DENGELER için kaygılanan, KİŞİSEL ÇIKARLARIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ kavramı için savaşım veren insansoyunun ensoysuzlarını, insansoyuna özgü sorumluluğumla kınıyorum, onları  ussallığa çağırıyorum:&lt;br /&gt;DÜNYAMIZ YALNIZCA SİZLERİN KULLANIMINA SUNULMADI, GELECEK NESİLLERDEN ÖNCE; BİZ DOĞA DOSTU/DÜNYA DOSTU/ÇEVRE DOSTU İNSANSOYUNUN DOĞRU ÖRNEKLERİNİN  DE YAŞAMA HAKKINA SALDIRIDA BULUNMAKTASINIZ....&lt;br /&gt;YETER ARTIK; BU SALDIRIYI DURDURUN!...&lt;br /&gt;KASALARINIZ DOYDU, SİZİN BENCİLLİKLERİNİZ DOYMADI...&lt;br /&gt;SİZLERE; "GÖZÜNÜZÜ DEĞİL AMA KARNINIZI TOPRAK DOYURSUN" DİYEBİLMEM İÇİN, VAHŞİ KAPİTALİZMİN KANINA BULAŞMIŞ ELLERİNİZİ TOPRAKLARIMIZDAN ÇEKİN...&lt;br /&gt;YEŞİL DOLARLARLA DEĞİL, YEŞİL DALLARLA BARIŞIN; İNSANSOYUNUN GELECEĞİ İÇİN ARAMIZA KARIŞIN DOĞA DOSTU/DÜNYA DOSTU/ÇEVRE DOSTU OLARAK...&lt;br /&gt;BİLİN Kİ BU DÖNÜŞÜMÜ GERÇEKLEŞTİRDİĞİNİZDE; İNSANSOYUNUN, SİZLER GİBİ SOYSUZ ÖRNEKLERİNİN DE  GELECEĞİ SONSUZA DEĞİN GÜVENDE OLACAKDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114950624882358840?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114950624882358840/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114950624882358840' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114950624882358840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114950624882358840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/06/5-haziran-dnya-evre-gn.html' title='5 HAZİRAN DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114907393211026581</id><published>2006-05-31T03:55:00.000-07:00</published><updated>2006-05-31T04:14:53.890-07:00</updated><title type='text'>31 MAYIS DÜNYA SİGARASIZ GÜNÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/x1pc_jqddVOWRnWcC9aIvHXMoIVoq9xGe14ejVwvgzAGOGwkaDDl5xFRRDi7tEop7cE9PcFvyBEdPpvbrLy0T2I6C9fjwy9v3W5Kws-S1TUyzjRpZpHDvLJZYhl_DhaFuzMt-nF.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/x1pc_jqddVOWRnWcC9aIvHXMoIVoq9xGe14ejVwvgzAGOGwkaDDl5xFRRDi7tEop7cE9PcFvyBEdPpvbrLy0T2I6C9fjwy9v3W5Kws-S1TUyzjRpZpHDvLJZYhl_DhaFuzMt-nF.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/42673917qq.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/42673917qq.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Metin_Arslan_cicekler07.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Metin_Arslan_cicekler07.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/lotus6fo.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/lotus6fo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 MAYIS DÜNYA SİGARASIZ GÜNÜ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUGÜN SAĞLIĞINA BİR ARMAĞAN VER, SİGARANI SÖNDÜR, YAŞAMINI GÜLDÜR!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YİNE DE DİRETİRSEN YENİ BİR SİGARA YAKMAK İÇİN,&lt;br /&gt;DERİM Kİ O ZAMAN;&lt;br /&gt;OLMA BÖYLE OYUN BOZAN&lt;br /&gt;DEĞERİ YOKSA YAŞAMININ&lt;br /&gt;KENDİNİ ZEHİRLEME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ELBETTEKİ KISITLAYAMAM...&lt;br /&gt;ENYİSİ Mİ SEN;&lt;br /&gt;HİÇ YAKLAŞMA YANIMA&lt;br /&gt;NİKOTİN YÜKLEME KANIMA&lt;br /&gt;SAĞLIĞIMA SALDIRMA&lt;br /&gt;BANA SİGARAYI SAVUNMA...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114907393211026581?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114907393211026581/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114907393211026581' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114907393211026581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114907393211026581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/05/31-mayis-dnya-sigarasiz-gn.html' title='31 MAYIS DÜNYA SİGARASIZ GÜNÜ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114829357236771729</id><published>2006-05-22T02:07:00.000-07:00</published><updated>2006-05-22T03:26:12.416-07:00</updated><title type='text'>TOPLUMSAL KİRLENME</title><content type='html'>Günümüz tüketim toplumunun yarattığı insan örneği, çevresindeki varlıkları hızla tüketme sürecine girdiğinden beri, kendini de tüketme sürecine girmiştir. Doğal kaynakların tüketilmesiyle başlayan çevre kirlenmesinin yarattığı geleceğe yönelik güvensizlik, diğer bir deyişle yarın korkusu, insanların toplumsal ilişkilerinde de birtakım bozulmalara, çarpıklıklara neden olmaktadır. Çünkü çevresindeki fiziksel varlıkların tüketimi, özünde bencil olan insanı daha bir  bencilleştirmekte, herkes herşeyi yalnızca kendisi için ister olmaktadır. Paylaşılan bir doğa kalmadıkça, insansı değerlerin de paylaşımı giderek daha da güçleşmekte,  belki de olanaksızlaşmaktadır. Artık insanlar yitirdikleri doğanın ardından sorumluluk duymak yerine, kendilerine ne alabileceklerinin , ne çalabileceklerinin tasasını, endişesini duymaktadırlar. Böyle olunca daha çok elde etme, daha çok kazanma tutkusuyla atılan adımlar sonuçta insanlığı bencilliğe sürüklemektedir. Bugün varsıl kırsal insanın traktörü; "imece" geleneğinin giderek unutulmasına neden olabilmekte ya da herkes kendine yöneldiğinden, insanlar zorda olanların koşullarına duyarsızlaşmaktadırlar.&lt;br /&gt;Toplumumuzda yayılan "bencillik" sayrılığı, giderek yeri geldiğinde övündüğümüz Anadolu geleneğimize özgü yardımlaşma duygumuzu köreltmekte, ilgisiz bir toplum örneğinin sergilenmesine, dolayısıyla da toplumsal kirlenme diyebileceğimiz bir ortamın doğmasına neden olmaktadır. Bazılarının İslam felsefesine, bazılarının toplumcu değer yargılarına, büyük çoğunluğun da Anadolu geleneğine göndermede bulunduğu Türk toplumuna&lt;br /&gt;özgü insan ilişkileri giderek bozulmakta; konukseverlik, komşuluk yardımlaşması, toplumsal dayanışma gibi övünülesi özelliklerimiz, bencillik gibi yerinilesi yeni kişilik biçimlerine dönüşmektedir. Doğa yitirilirken , Türk halkına doğal özellikler de yitirilmekte, Batı'nın alınması gereken olumlu yanlarından önce, dayanışma geleneğimizi unutturan bencillik yanı örnek alınmaktadır. Bireylerin ekonomik çıkarlarının, toplumsal çıkarların önüne geçmesi bu gözlemlerin yanılgı olmadığının bir göstergesi olarak  değerlendirilebilir. Doğruluğu kimseye bırakmayan dinciler bile, Tanrı'ya yakarmayı yalnızca öbür dünya endişesiyle  gerçekleştirmekte, yeri geldiğnde "namaz boynumun borcu, haram evimin harcı" diyebilmektedir. Çünkü ekonomik kazanç  edinme tutkusu, her türlü değerin önüne geçebilmekte, dinsel değerleri çokça benimseyenlerle, belli dönemlerin komünistleri-toplumcuları bile yalnızca ekonomik çıkarları için biraraya gelebilmektedir. Geçmişteki arkadaş toplantılarında  konu edinilen "ülkeyi kurtarma" girişimleri, günümüzde "kendi ekonomilerini kurtarma" biçimine dönüşmektedir. Elbetteki geleceğini düşünmek tüm bireylerin en doğal hakkıdır, ama  bu artık toplumun geleceğinin düşünülmemesi gerektiği anlamına gelmez. Dolayısıyla  toplum yapımızdaki bu olumsuz  yöndeki hızlı değişim , bir bakıma "toplumsal kirlenme" olarak tanımlanabilir ve çevre kirlenmesi bağlamında ele alınması da bir yanılgı sayılmamalıdır. Çünkü artık  kendi türüyle bütünleşemeyen  günümüz insanı, doğayla da bütünleşememekte, bunun bir sonucu olarak da toplumsal ve doğal geleceğimiz güvensiz bir sona girmektedir. Bu kanıya nerden vardığım sorusuna ilişkin yanıtıma ve kanıtıma sıra gelince;&lt;br /&gt;İşte Türk kamuoyunun büyük çoğunluğunun onay vermediği "nükleer santral" yapımı konusunu gündeme getirmek bir yana, AKP Hükümeti'nin; "nükleer santral" yapımı için karar aldığını açıklaması, gösterilen tepkilere de hiç aldırmaması...&lt;br /&gt;İşte Ulu Önderimiz Kemal ATATRÜK'ün; bu ulusun "efendisi" olarak tanımladığı "köylü"ye, Başbakan Kasımpaşalı ERDOĞAN'ın "lan" ( daha geniş biçimiyle "ulan" deyişi)...O köylü ki sana yetki vermiş "temsili demokrasi" gereği...O köylü ki; oylarıyla sana, kendi adına ülkesini yönetme görevi vermiş...Sen ki onun dertlerine, sorunlarına çözüm bulmak yerine; "lan/ulan" söylemiyle, bu ulusun "efendisi" köylüyü aşağılamaya kalkıyorsun...Bu aşağılamanın sonucunda, aman, aman ha; alaşağı olmayasın Kasımpaşalı!...&lt;br /&gt;Bu olumsuz gidişin önlenmesi için; sorumluluk duygusu olanların, sorumsuzları uyaracaklarını bir bakıma Nasreddin Hoca'nın deyimiyle bilenlerin, bilmeyenlere söylemeyi bir yurttaşlık görevi olarak yerine getireceklerini iyimserlikle, umutla bekliyorum...derken; Danıştay'ın kurumsal yapısına, gerçekteyse ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'ne yönelik saldırıları kışkırtan, tetikleyen eylem ve söylemler...&lt;br /&gt;Toplumsal kirlenmenin yayılımının nerelere bulaştığının, nerelere ulaştığının en somut göstergesi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114829357236771729?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114829357236771729/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114829357236771729' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114829357236771729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114829357236771729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/05/toplumsal-kirlenme.html' title='TOPLUMSAL KİRLENME'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114798169193971607</id><published>2006-05-18T11:34:00.000-07:00</published><updated>2006-05-18T12:48:11.990-07:00</updated><title type='text'>17.Mayıs.2006 günü DANIŞTAY'A YAPILAN SALDIRI; ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'NE YAPILAN BİR SALDIRIDIR!...</title><content type='html'>17 Mayıs 2006 günü; yobazın türbanı için, aydınlığın bir yargıcı kurban edildi, Danıştay'da yargıçlara silahlı saldırıda bulunuldu.&lt;br /&gt;17 Mayıs 2006 gecesi; DANIŞTAY'ın bahçesinde sabaha değin mumlar yakılmış AYDINLIK TÜRKİYE'den yana olanlarca...ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ'nden yana kimliğimle yaşananlara ilişkin kaygılarımla; Devrim Şehidi olarak değerlendirdiğim Yargıç Mustafa Yücel ÖZBİLGİN'e saygılarımla bir mum da ben yakıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYDINLIK GÜNLER İÇİN&lt;br /&gt;Hacıyız, bacıyız dediler&lt;br /&gt;İliğimizi, kemiğimizi erittiler&lt;br /&gt;"Saçı bitmedik yetim hakkı" unutuldu&lt;br /&gt;Hırsızlık, yolsuzluk hüner oldu&lt;br /&gt;Gün geldi vekiller milletini soydu&lt;br /&gt;Bu bizlere daha bir koydu&lt;br /&gt;Güvenimiz kalmadı artık hacıya, bacıya&lt;br /&gt;Yüce Meclisimiz son versin bu acıya&lt;br /&gt;Gizli kalmasın suçlar, suçlular&lt;br /&gt;Fırsat bulamasın kötü niyetli güçlüler&lt;br /&gt;HUKUK'un üstünlüğü ilkesi yaşama geçsin&lt;br /&gt;Ulusumuz birkez daha aydınlığı seçsin&lt;br /&gt;Sığınılmasın dokunulmazlık zırhına&lt;br /&gt;Sorgulamalar başlasın; hırlısına, hırsızına&lt;br /&gt;Çıksın Yüce Meclisimiz'den yüce bir karar&lt;br /&gt;Ülkemiz, ulusumuz görmesin zarar&lt;br /&gt;Doğruluk yeniden erdem olsun&lt;br /&gt;Saygın vekiller Meclis'de yerini bulsun...&lt;br /&gt;Bugün birlik zamanıdır, hem de dirlik&lt;br /&gt;Arındırılsın Meclisimiz'deki kirlilik...&lt;br /&gt;Demokrasinin gereğidir bağımsız yargı&lt;br /&gt;Dokunulmazlıklar kaldırılsın, başlasın sorgu...&lt;br /&gt;Yaraşır Meclisimiz'e güvenilirlik, saygınlık&lt;br /&gt;Kaldırılmazsa dokunulmazlıklar sürecek bu dargınlık&lt;br /&gt;Bilinsin ki duyuluncaya dek sesimiz ulusca dardayız&lt;br /&gt;Aydınlık günler için bir dakikalık karanlıklardayız...&lt;br /&gt;Bursa, 29.Ekim.1997&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYDINLIK GÜNLER İÇİN (II)&lt;br /&gt;Olay; Susurluk&lt;br /&gt;Durum; kusurluk&lt;br /&gt;Anlatımda; kısırlık&lt;br /&gt;Sonuç; çözümsüz bilmece&lt;br /&gt;Oysa uyumadı bu adamlar&lt;br /&gt;Ne gündüz, ne gece&lt;br /&gt;Kılıfına uydurmak için çaldıkları minareyi&lt;br /&gt;Nasılsa halkımız katıksız enayi&lt;br /&gt;Keyifle yudumlarcasına dumanı tüten kahvesini&lt;br /&gt;Yudum yudum sindirirlerdi içlerine&lt;br /&gt;Hırsızlara yoldaş olan kahpesini&lt;br /&gt;Değil mi ki ülkem kalmıştı&lt;br /&gt;Yoldan çıkmışların p..lerine...&lt;br /&gt;İşte bundan dolayı;&lt;br /&gt;Derin uykulara masal olsun diye yazıldı&lt;br /&gt;Sayfalar dolusu kandırmaca, yalan&lt;br /&gt;Ey halkım biraz da böyle oyalan&lt;br /&gt;Gün olur da birgün başkaldırırsan bu yazgına&lt;br /&gt;Su olup da boşalırsan, ülkeni saran yangına&lt;br /&gt;Küllendirebilirsen yoksulluğu&lt;br /&gt;Ulusunun umutsuz yüreğinden&lt;br /&gt;Fırıncının ekmek küreğinden&lt;br /&gt;Getirebilirsen aydınlığı Kafdağı'nın ardından&lt;br /&gt;İşte ogün,&lt;br /&gt;Güneş'den de aydınlık olur&lt;br /&gt;Gelecekteki günlerin...&lt;br /&gt;Bursa, 31.Ocak.1998&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden AYDINLIK GÜNLER İÇİN kaygılanmayacağımız, mumlar yakmayacağımız AYDINLIK BİR TÜRKİYE umuduyla...&lt;br /&gt;Yavuz Sultan Selim'den günümüze değin süregelen İran'ın olumsuz dışsallıklarından; ülkemizin ve ulusumuzun etkilenmemesi dileğiyle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114798169193971607?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114798169193971607/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114798169193971607' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114798169193971607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114798169193971607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/05/17mays2006-gn-danitaya-yapilan-saldiri.html' title='17.Mayıs.2006 günü DANIŞTAY&apos;A YAPILAN SALDIRI; ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ&apos;NE YAPILAN BİR SALDIRIDIR!...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114599749813775564</id><published>2006-04-25T13:32:00.000-07:00</published><updated>2006-04-25T13:38:18.160-07:00</updated><title type='text'>SÜRGÜN</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/2813775lg2xn.1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/2813775lg2xn.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de gitmedim "sürgün"e&lt;br /&gt;Bırakıp ardımda kavgamı...&lt;br /&gt;Pençelerini geçirdiler sırtıma&lt;br /&gt;Oydular gözlerimi&lt;br /&gt;Koydular karanlık odalara&lt;br /&gt;Git dedikçe dilleri&lt;br /&gt;Yılmadım,&lt;br /&gt;Başkaldırdım yalana, dolana, talana&lt;br /&gt;Şu kadınlığımla;&lt;br /&gt;Ne Nazım, ne Zülfü&lt;br /&gt;Ve niceleri gibi&lt;br /&gt;Yine de gitmedim bu ülkeden&lt;br /&gt;Yine de gitmedim bu kentden&lt;br /&gt;Daha da bilendim kavgama...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114599749813775564?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114599749813775564/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114599749813775564' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114599749813775564'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114599749813775564'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/04/srgn.html' title='SÜRGÜN'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114503752187689755</id><published>2006-04-14T10:56:00.000-07:00</published><updated>2006-04-14T10:58:41.926-07:00</updated><title type='text'>YORUMSUZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/veda.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/veda.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114503752187689755?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114503752187689755/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114503752187689755' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114503752187689755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114503752187689755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/04/yorumsuz.html' title='YORUMSUZ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114503047372011432</id><published>2006-04-14T05:28:00.000-07:00</published><updated>2006-04-14T09:01:13.793-07:00</updated><title type='text'>"KÜRESEL" DÜNYA</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/globeheart_tn.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/globeheart_tn.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Newyork, Paris, Londra&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben ne buyurursam o moda&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Varsıllığımın egemenliğini kurduğum&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünya denen şu yaşlı gezegende&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Söz söyleme gücü yalnız bende...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Söylemim;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Küresel düşün, yerel yaşa"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir parmak bal ağzınıza...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duygularınızdan, düşüncelerinize&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Doğanızdan, doğanınıza değin&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dilediğimce sömürebilirim...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114503047372011432?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114503047372011432/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114503047372011432' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114503047372011432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114503047372011432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/04/kresel-dnya.html' title='&quot;KÜRESEL&quot; DÜNYA'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114501689682949122</id><published>2006-04-14T05:09:00.001-07:00</published><updated>2006-04-14T05:14:56.830-07:00</updated><title type='text'>BİR ÇEŞİT BAŞKALDIRI(SU BAŞLARINI TUTAN DEVLERE)</title><content type='html'>Ne dama düşdüm&lt;br /&gt;Ne de damdan düşdüm&lt;br /&gt;Ne otelde basıldım&lt;br /&gt;Ne de yağlı iple asıldım&lt;br /&gt;Dolandırmadan söylediğim Türkçem'de&lt;br /&gt;Yalın sözlerim anlaşılır, sıradan&lt;br /&gt;Yalın yaşamım da öyle&lt;br /&gt;Ben de varım dediğimde, yanıtlıyorlar:&lt;br /&gt;Sen çekil bakalım şöyle&lt;br /&gt;Uçuk, kaçık olman yetmez benliğinle&lt;br /&gt;Çamur balçık olursan beyninle, bedeninle&lt;br /&gt;Belki bir sayfalık yer açabiliriz aramızda&lt;br /&gt;Ki ancak o zaman&lt;br /&gt;Bir ayrıcalık kalmaz karamızda&lt;br /&gt;Üstelik yetenek de var diyebiliriz;&lt;br /&gt;Sen gibi ozanımızda, yazarımızda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114501689682949122?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114501689682949122/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114501689682949122' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114501689682949122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114501689682949122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/04/bir-eit-bakaldirisu-balarini-tutan_14.html' title='BİR ÇEŞİT BAŞKALDIRI(SU BAŞLARINI TUTAN DEVLERE)'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114478081627513117</id><published>2006-04-11T11:36:00.000-07:00</published><updated>2006-04-11T11:40:16.290-07:00</updated><title type='text'>KARABATAK'A AĞIT</title><content type='html'>Katran karası bulaşdı kanadına&lt;br /&gt;Can çekişdi bir avuç bedeni&lt;br /&gt;Dökülünce uygarlığın odu&lt;br /&gt;Marmara'nın suyuna, kopkoyu...&lt;br /&gt;Gördüğün;&lt;br /&gt;Herşeyimizi uğruna satdığımız&lt;br /&gt;Ajda'nın petrolü değil gülüm&lt;br /&gt;Karabatak kanadındaki ölüm...&lt;br /&gt;Selma/Bursa, 30.Aralık.1999&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUSTUKÇA BİZ;&lt;br /&gt;ÇEVRE HAKKIMIZA YAPILAN SALDIRILARA,&lt;br /&gt;MARMARA OLMUŞ ANADOLU&lt;br /&gt;SANKİ YEDİ DÜVELİN PAYLAŞIMINDA...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114478081627513117?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114478081627513117/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114478081627513117' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114478081627513117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114478081627513117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/04/karabataka-ait.html' title='KARABATAK&apos;A AĞIT'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114379502283812766</id><published>2006-03-31T00:41:00.000-08:00</published><updated>2006-03-31T00:50:22.853-08:00</updated><title type='text'>ÖLÜMSÜZLÜĞE YÜRÜYÜŞ</title><content type='html'>Yaşamın orta yerinde yürüyorum&lt;br /&gt;Ellerimde bir boşluk&lt;br /&gt;Bazan da delicesine bir hoşluk...&lt;br /&gt;Sınırsız güven duygusundan&lt;br /&gt;Güvensizliğe düşmek de cabası&lt;br /&gt;Ne gelir ki elden&lt;br /&gt;Bu da yaşamın bir aldatmacası...&lt;br /&gt;Günleri, geceleri tek tek aşarak&lt;br /&gt;Bazan mutlu, bazan mutsuz&lt;br /&gt;Duygularla dolup, dolup taşarak&lt;br /&gt;Yaşamın orta yerinde yürüyorum...&lt;br /&gt;Yitip giderken ardarda&lt;br /&gt;Gündüzlerle geceler&lt;br /&gt;Birleştirmek istemediğim o heceler&lt;br /&gt;Benim için buluşmasınlar diye&lt;br /&gt;Abecem'den atıyorum&lt;br /&gt;Ö-LÜM denen o iki heceli söz&lt;br /&gt;Dikmesin bana göz&lt;br /&gt;Çalamasın kapımı diye&lt;br /&gt;Yıldızlı göğün altında&lt;br /&gt;Bir çul çadırda yatıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizelerimle burada olacağım:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://spaces.msn.com/selmaerdal/PersonalSpace.aspx?_c02_owner=1"&gt;http://spaces.msn.com/selmaerdal/PersonalSpace.aspx?_c02_owner=1&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114379502283812766?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114379502283812766/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114379502283812766' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114379502283812766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114379502283812766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/lmszle-yry.html' title='ÖLÜMSÜZLÜĞE YÜRÜYÜŞ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114330469281628151</id><published>2006-03-25T07:24:00.000-08:00</published><updated>2006-03-25T08:38:17.206-08:00</updated><title type='text'>18 Mart 1915'den, 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...</title><content type='html'>Günlerden; 18 Mart 2006...&lt;br /&gt;Sisli bir Bursa sabahında buluşan BURSA CHOPPER CLUB Üyeleri; teknolojik atlarıyla yola çıkıyorlar, Orta Asya'dan bu yana at sırtındaki ataları gibi "yollar bizimdir" diyerek...&lt;br /&gt;Sabah sisli, motorlu atların gözleri parlıyor, sisi delmek için...Çünkü onlar biliyorlar ki; denge kadar, dikkat de çok önemli özgürlüğe dönerken tekerlekler...Çünkü trafik kurallarına uymak; motorcunun öncelikli ilkesi...&lt;br /&gt;15 motor ve 22 motor tutkunu özgür ruh; anlamlı bir gün için yolda, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi'ni Anma Törenleri nedeniyle Çanakkale yolundalar...&lt;br /&gt;Sabahın erken saatleri; sabah serin, sabah sisli, BCC üyeleri tedbirli...Bazan motorların, bazan da motorcuların susuzluğunu gidermek için yolda kısa molalar veriliyor. Bandırma'ya gelene değin herşey güzel, Karacabey-Bandırma arasında yol bozuk olsa da, özenle ve düzenle yolculuk eden BCC üyeleri için herşey güzel...Coşkuyla yol alıyorlar; sise, bazan da sis bulutlarından düşen yağmura aldırmadan, trafikte hiçbir araca saldırmadan tekerlekler yolları okşarcasına dönüyor...&lt;br /&gt;Motorcu ne denli özenli olursa olsun, yine de olumsuz dışsallıklar tuzak kurmuş olabiliyor yollarda...Bandırma girişinde, asfaltın üzerindeki yağ tabakası bir arkadaşımızın tekerleklerinin sürtünme katsayısının düşmesine, motorun dengesinin bozulmasına neden oluyor, kuşkusuz BCC üyelerinin de üzülmesine...Ne yazık ki iki arkadaşımız kaza geçiriyor...&lt;br /&gt;BCC üyelerinin dayanışması, kazanın yaşandığı yerdeki halkın yardımı ve ambulansın ( ki ben çocukken Öztürkçesi'ni kullanır; "cankurtaran" derdik) gelişiyle; arkadaşlarımız Bandırma Devlet Hastanesi'ne götürülüyor. Doktorlar, röntgen çekimi derken; Tanrı'ya şükrediyoruz ki arkadaşlarımızın bedenlerinde kırık yok...Arkadaşlarımız ambulansla, bizler motorlarımızla, sağnak yağış altında sonunda Çanakkale'ye ulaşıyoruz...Konaklayacağımız Yaldız Otele geliyoruz...&lt;br /&gt;Yaldız Otel çalışanları, güler yüzlü, ilgili...Mart soğuklarına karşın, otel sıcak...Önce odalarımıza yerleşiyoruz, ardından sıcak çaylarla yorgunluğumuzu atıyoruz...&lt;br /&gt;Biz Çanakkale'ye doğru yol alırken, üstelik de arkadaşlarımızın geçirdiği kaza nedeniyle; sabah yapılan törenlere yetişemiyoruz...Elbetteki sağlık olsun diyoruz; olumsuz dışsallıklara karşın, ölümsüz bir yolculuk yaşadığımız için...&lt;br /&gt;Kuşkusuz 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi'nin, utkusunun coşkusu, sabah yapılan törenlerle sınırlı değil, Mehter Müziği, gece havai fişek gösterileri, yurdumuzun her yöresinden gelen yurttaşlarımızın Çanakkale buluşması...BCC üyeleri olarak bu coşkuyu bizler de paylaşıyoruz...&lt;br /&gt;Kent öylesine dolu ki; ne otellerde yer var, ne de bir yerden bir yere gitmek için boş araç bulabilmek olası...BCC Başkan ve yöneticilerinin başarılı örgütlenmesi nedeniyle; araç da bulunuyor, keyifli bir yolculuğun ardından Troya Restaurant'da lezzetli yemekler de yeniliyor...Yemekte yalnızca lezzet yok; pekişen dostluklar, Türküler, şen kahkahalar...Yemek sonrasında, yol yorgunluğu Fasıl Bar'da atılıyor...&lt;br /&gt;Saatler ilerlemiş, gecenin güne, Güneş'e kavuşmasına, BCC üyelerinin yollarla buluşmasına az bir süre kala uykulara bırakılıyor bedenler...Yine de sabah erkenden herkes ayakta, herkes atakta; Çanakkale Şehitlerimiz'le buluşmak için...Kahvaltının ardından yolculuk Gelibolu yarımadasına; dosta düşmana ÇANAKKALE GEÇİLMEZ dedirten 18 Mart 1915'de bir zafer, bir utku kazanan ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZ'i saygıyla anmaya...&lt;br /&gt;Feribotla Asya'dan, Avrupa anakarasına geçiyoruz; başlıyoruz  Anafartalar, Conkbayır'ı tırmanışına...&lt;br /&gt;Yollar kalabalık, Türkiye burada; bütün Türkiye Çanakkale'de, Gelibolu yarımadasında...Biz BCC üyelerinden başka; Bursa Uludağ Milis Kuvvetleri, büyük-küçük değişik özel araçlarıyla gelen Bursalılar'ın yanısıra, Trabzonlular, Konyalılar, Afyonlular, Balıkesirliler, İzmirliler ( ayrıca İzmirli motorcu dostlarımız), Kocaelililer, Edirneliler, Zonguldaklılar...Güzel yurdumuzun her yöresinden, Türkiye Çanakkale'de; 18 Mart 1915'de şehit düşen ataları gibi, tüm Türkiye Çanakkale'de...Anzaklar'ın torunları bile Çanakkale'de...&lt;br /&gt;Kimler mi yok?..."Ben Türkiyeyim, ben Türküm" diyemeyenler yok; diğer bir deyişle DEP'liler, HADEP'liler gibi değişik adlar alsalar da gerçekte PKK'lı olanlar yok ( zaten şehitler arasında bile bir tek Diyarbakırlı vardı), daha önce olmadıkları gibi...Ama bütün Türkiye, bütün Türkler Çanakkale'dei; sonsuza değin de Çanakkale'de olacakları gibi...&lt;br /&gt;Bilindiği gibi, biz Türk Ulusu; ülkemizi, devletimizi severiz, savaşta etle tırnak örneği kaynaşırız, dayanışırız da...Nedense barış zamanı, gerçekten barış içinde yaşamayı bazan beceremeyiz, bazan birbirimize sevgide, saygıda özen göstermeyiz, bir de bunu başarabilsek, işte o zaman her şey gerçekten çok daha güzel olacak...Çünkü o zaman; büyük araçlara bindiğinde, o araçla gövdesel olarak bütünleştiğini sanan sürücüler, bir anda trafik canavarına dönüşmeyecek, binek oto sürücülerine, özellikle de motorculara can güvensizliği yaşatmayacak, yollarda onları tedirgin etmeyecek...Ne yazık ki; genelde dinsel ya da ulusal bayram günlerinde ( gerçi kamyon, tır gibi araçların yollara çıkmasına izin verilmeyerek, bir bakıma bu tehlikeler, tedirginlikler azaltılmaya çalışılıyor) otobüs sürücüleri, can güvenliğimizi tehdit ediyorlar, 19 Mart Pazar gübü Anafartalar'a tırmanırken arkadaşlarımızı tedirgin edip, küçük bir kaza geçirmelerine neden oldukları gibi...Neyse ki yağışlar nedeniyle toprak yumuşaktı; arkadaşlarımız yaralanmadı...&lt;br /&gt;Kuşkusuz ülkemiz için savaşmak, bağımsızlık kazanmak ve bu coşkuyu 1915'den beri yaşamak çok güzel, ama bu ülkede barış içinde yaşamayı, birbirimize karşı sevgi ve saygı gösterebilmeyi de başarmak, becermek çok güzel...Umalım ki, Ulu Önderimiz ATATÜRK'ün özdeyişinde olduğu gibi; YURTDA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ ilkesini her alanda, her ortamda, özellikle de Türk Ulusu olarak, kendi içimizde yaşama geçirmesini bilelim...&lt;br /&gt;Yaşanan kaza tatsızlığının ardından, Çanakkale Şehitleri'nin anısına, Türk Ulusu'nun parasal katkılarıyla yapılan görkemli anıtı geziyoruz; kabe'yi tavaf eden Müslümanlar'dan bile daha coşkulu yüreklerimiz...Çünkü biliyoruz ki; burada yatan şehitlerimiz canlarını vermeseydiler, ne Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ne Türk Ulusu, ne de Anadolu ve Rumeli topraklarımızda İslam dini var olamazdı...Ülkemiz için kan döken, can veren gencecik Türk şehitlerimiz için; dilimizde dualar, gözlerimizde yaşlar, ama yüreklerimizde övünç, kıvanç duyguları..&lt;br /&gt;"57. Alay Şehitliği"ni gezerken, en büyüğü 25 yaşında olan şehitlerimiz için, içimiz titriyor, bir kez daha lanetler yağdırıyoruz PKK'ya, ülkemizi bölmek isteyenlere...Bu ülkenin, bu devletin şehitlerimizin dökülen kanlarıyla kurulduğu gerçeğine karşın; bu ülkeye, bu ulusa verdikleri zarar nedeniyle...&lt;br /&gt;Ulu Önderimiz ATATÜRK'ün "GAZİ" ünvanını aldığı yerlerde bulunmak, O'nu ve şehitlerimizi saygıyla anmak; dillerimizden bir kez daha NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE sözlerinin dökülmesine neden oluyor...&lt;br /&gt;BCC üyelerinin, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi Anma Törenleri nedeniyle gerçekleştirdiği bu gezide artık dönüş yolculuğuna çıkma zamanı geliyor...Çanakkale'de bu ülke için savaşan, pek çok genci Gelibolu yarımadasında huzur içinde yatan Bursamız'a doğru kıvançla yola çıkıyoruz; "Ne çok şehid vermiş Bursamız Çanakkale'de" diye övünç duyarakdan...Ki Onlar, Anadolu ve Rumeli topraklarımızdan gelip de burada şehid düşen nice Türk genciyle birlikte, 18 Mart 1915'de ÇANAKKALE GEÇİLMEZ dedirttiler dosta da, düşmana da...Biz BCC üyeleri; onları bu kutsal topraklarda bırakarak " 18 Mart 1915'den, 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ" diyerek yeşil Bursamız'a doğru yola çıkıyoruz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114330469281628151?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114330469281628151/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114330469281628151' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114330469281628151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114330469281628151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/18-mart-1915den-18-mart-sonsuza_25.html' title='18 Mart 1915&apos;den, 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114321198688485934</id><published>2006-03-24T06:47:00.000-08:00</published><updated>2006-03-24T06:53:06.900-08:00</updated><title type='text'>Bursa Chopper Club Üyeleri'nin 18 Mart Çanakkale Gezisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20250.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20250.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20249.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20249.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20283.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20283.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20122.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20122.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20286.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20286.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114321198688485934?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114321198688485934/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114321198688485934' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321198688485934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321198688485934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/bursa-chopper-club-yelerin_114321198688485934.html' title='Bursa Chopper Club Üyeleri&apos;nin 18 Mart Çanakkale Gezisi'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114321100761141425</id><published>2006-03-24T06:29:00.000-08:00</published><updated>2006-03-24T06:36:47.613-08:00</updated><title type='text'>18 Mart 1915'den 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0075.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0075.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0013.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0013.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0004.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0004.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0078.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0078.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0022.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0022.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114321100761141425?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114321100761141425/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114321100761141425' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321100761141425'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321100761141425'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/18-mart-1915den-18-mart-so_114321100761141425.html' title='18 Mart 1915&apos;den 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114321044050113305</id><published>2006-03-24T06:20:00.000-08:00</published><updated>2006-03-24T06:27:20.503-08:00</updated><title type='text'>Bursa Chopper Club Üyeleri'nin 18 Mart Çanakkale Gezisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0065.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0065.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0062.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0062.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0074.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0074.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0036.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0036.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0066.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0066.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114321044050113305?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114321044050113305/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114321044050113305' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321044050113305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321044050113305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/bursa-chopper-club-yelerinin-18-mart_24.html' title='Bursa Chopper Club Üyeleri&apos;nin 18 Mart Çanakkale Gezisi'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114321001173694440</id><published>2006-03-24T06:14:00.000-08:00</published><updated>2006-03-24T06:20:11.756-08:00</updated><title type='text'>18 Mart 1915'den 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0020.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0020.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0015.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0015.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0033.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0033.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0018.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0018.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0030.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0030.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114321001173694440?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114321001173694440/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114321001173694440' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321001173694440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114321001173694440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/18-mart-1915den-18-mart-sonsuza_24.html' title='18 Mart 1915&apos;den 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114313390286404828</id><published>2006-03-23T09:04:00.000-08:00</published><updated>2006-03-23T09:15:55.846-08:00</updated><title type='text'>Bursa Chopper Club Üyeleri'nin 18 Mart Çanakkale Gezisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0069.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0069.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0063.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0063.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0073.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0073.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0070.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0070.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0080.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0080.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114313390286404828?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114313390286404828/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114313390286404828' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313390286404828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313390286404828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/bursa-chopper-club-yelerinin-18-mart_23.html' title='Bursa Chopper Club Üyeleri&apos;nin 18 Mart Çanakkale Gezisi'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114313345105824134</id><published>2006-03-23T08:59:00.000-08:00</published><updated>2006-03-23T09:04:11.060-08:00</updated><title type='text'>18 Mart 1915'den, 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0057.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0057.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0039.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0039.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0054.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0054.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0038.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0038.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/SANY0037.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/SANY0037.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114313345105824134?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114313345105824134/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114313345105824134' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313345105824134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313345105824134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/18-mart-1915den-18-mart-so_114313345105824134.html' title='18 Mart 1915&apos;den, 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114313315568625002</id><published>2006-03-23T08:53:00.000-08:00</published><updated>2006-03-23T09:16:45.770-08:00</updated><title type='text'>Bursa Chopper Club Üyeleri'nin 18 Mart Çanakkale Gezisi</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20168.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20168.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20172.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20172.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20174.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20174.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20181.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20181.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114313315568625002?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114313315568625002/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114313315568625002' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313315568625002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313315568625002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/bursa-chopper-club-yelerinin-18-mart.html' title='Bursa Chopper Club Üyeleri&apos;nin 18 Mart Çanakkale Gezisi'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114313257857730566</id><published>2006-03-23T08:45:00.000-08:00</published><updated>2006-03-23T08:49:38.596-08:00</updated><title type='text'>18 Mart 1915'den 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20095.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20095.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20119.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20119.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20043.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20043.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20079.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20079.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Resim%20081.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Resim%20081.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114313257857730566?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114313257857730566/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114313257857730566' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313257857730566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114313257857730566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/18-mart-1915den-18-mart-sonsuza_23.html' title='18 Mart 1915&apos;den 18 Mart Sonsuza; ÇANAKKALE GEÇİLMEZ !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114235003872401100</id><published>2006-03-14T06:49:00.000-08:00</published><updated>2006-03-14T07:27:18.810-08:00</updated><title type='text'>YALNIZLIK ÜSTÜNE...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/dcp18462ym.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/dcp18462ym.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_Mert_Dogan_Resim_054.1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_Mert_Dogan_Resim_054.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                                                &lt;br /&gt;İşte yeni bir gün...Yeni bir günde Güneş'le yeniden buluşmak, mutlu olmak...İnsanlarla kucaklaşmak, yalnızlıktan uzaklaşmak, yaşamın en güzel yanı değil midir?...Umalım ki yalnızlık kapımızı çalmasın...&lt;br /&gt;Yalnızlık...Gerçi zaman zaman kim başını alıp gitmek, kendini dinlemek, kısaca yalnız kalmak istemez ki?...Bu süre ne kadardır?...Belki beş dakika, belki bir saat, belki bir gündür. Sonra?...Kuşkusuz ardından duygusal bir açlığa düşeriz. Beynimizdeki, benliğimizdeki yalnızlığın açlığı, midemizdki açlıktan bile daha çok yıpratır bizi...O an bir annenin, bir sevgilinin, bir arkadaşın, bir dostun yakınlığını özleriz. Yalnızlık duygusu o an bize ölümün soğukluğunu çağrıştırır. Ardından ruhumuzdaki dayanılmaz sancıları yenmek için belki bir dosta telefon ederiz, belki de ayaküstü bir merhaba demek için çalarız kapısını...&lt;br /&gt;Yalnızlık...Ne denli sıkılsak da, ne denli alıp başımızı çekip gitmek istesek de; en dayanılmaz, en acı veren duygulardan biridir yalnızlık...Halk Türkülerimiz'de bu duygu ne de güzel dile getirilmiştir; "Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm" deyişiyle...Çünkü yalnızca bu üç oluşumun etkisiyle ortaya çıkan bir duygudur yalnızlık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılırsınız; yalnızlık duygusuna kapılırsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksul düşersiniz; iyi gün dostlarınız sizi terkeder, yalnızlık duygusuna kapılırsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yakınınız ölür; yalnızlığı en derin hücrelerinizde duyarsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlık...İnsanları belki de en çok bunaltan, ruhunu daraltan bir duygudur yalnızlık...&lt;br /&gt;Kim ister dostlarından ayrı; bir sözcüğe, bir gülücüğe özlem duyulacak bir yaşamı?...Ne denli varlıklı olsanız da, eğer bu varlıklarınızı paylaşacağınız aileniz, sevdikleriniz, dostlarınız yoksa, yalnızlık denen en acı, en yalın gerçekle yüzyüze kaldıysanız, yaşamdan nasıl tad alabilirsiniz?...&lt;br /&gt;Yalnızlık...Dar gününüzde kapınızı çalacak bir dostunuz yoksa...İçinizi dökecek bir arkadaşınız, "Bir fındığın içini yar senden ayrı yiyemem" diyebileceğiniz bir sevgiliniz yoksa...Hastane köşelerine düştüğünüzde bir "Geçmiş olsun" diyecek yakınınız yoksa...Kısacası yalnızlık kapınızı çalmış, gelip beyninizin, ruhunuzun içine dalmışsa, bu yaşamın ne tadı kalır, insan bu Dünya'dan nasıl tad alır?...Oysa yaşam paylaşılınca güzeldir...&lt;br /&gt;Mutluluğunuzu, sevincinizi, kederinizi, paranızı, pulunuzu, sağlıkla yenecek bir lokmanızı, başınızı koyduğunuz yastığınızı paylaşacağınız birileri varsa işte o zaman yaşam daha bir anlamlıdır. Üstelik ne demiş bizden öncekiler?..."Yalnızlık Tanrı'ya mahsustur"...Bizler onun kulları...Bize sunulan bu güzellikleri başkalarıyla paylaşmadıktan, yaşamın tadını anlamadıktan sonra bence günahların en büyüğünü, en bağışlanılmazını işlemiş oluruz. Hem de bir başkasının hakkına saldırmışçasına, parasını pulunu çalmışçasına, saçı bitmedik yetimin hakkını yemişçesine; en büyük günahı işlemiş oluruz.&lt;br /&gt;Dostlarım, diyorum ki; yalnızlığınıza son verin...İnsanları sevin, onlarla yaşamın güzelliklerini paylaşın, arkadaşlarınızla gülüşün, konuşun, kolkola girip kırlarda gezin, Güneş'le sevişin, ama sakın yalnız kalmayın...Yalnızlığın karanlık dehlizlerine dalmayın...Ve şimdi oturduğunuz yerden kalkın, en yakınınızdaki bir dostunuzun kapısını çalın, onunla kucaklaşın, yanağına sevgi dolu bir öpücük kondurun, yalnızlığınızı korkusuzca dondurun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114235003872401100?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114235003872401100/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114235003872401100' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114235003872401100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114235003872401100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/yalnizlik-stne.html' title='YALNIZLIK ÜSTÜNE...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-114176208583536800</id><published>2006-03-07T10:20:00.000-08:00</published><updated>2006-03-07T12:08:05.946-08:00</updated><title type='text'>BEN FEMİNİST DEĞİLİM !...</title><content type='html'>Yarın 8.Mart DÜNYA KADINLAR GÜNÜ, ama benim de günüm mü ?...Hayır, benim günüm değil, çünkü ben feminist değilim...Kadınım, ama feminist değilim...Neden mi ?...İşte kısa bir öyküsü:&lt;br /&gt;Bilindiği gibi Osmanlı toplumu çeşitli dinlerin ve etnik gurupların birlikte yaşadığı kozmopolit bir yapıya sahip olmuştur. Yine de ülkenin İslam Devleti oluşu, halifelik gibi dini kurumlar toplumsal yapının belirlenmesinde ve denetiminde en önemli işlevi görmüştür. Kadın tarlada sabana koşulmuş ya da ailede salt doğurganlık işlevini yerine getiren cinsel nesne olarak görülmüştür.&lt;br /&gt;Azgelişmiş topluluklarda yaygın olan geniş aile tipi içinde kadın; üretim aracı olmaktan öteye geçememiş ve var olamamıştır. Geleneksel aile yapısı içinde kadının konumu önemlidir. Kadının "ana" özellikle de "erkek çocuk anası" olması, onun aile içindeki konumunu belirleyen en önemli sonuç olmuştur. Bununla birlikte, bugünkü anlamda kadının toplumsal konumundan sözetmemiz olası değildir.&lt;br /&gt;Ortaçağ Avrupası'nın feodal ilişkilerine benzerlikler gösteren Osmanlı toplumsal yapısı, Fransa krallarının "Devlet benim" anlayışına benzer "Devlet-ü Şahaneleri" biçiminde yalnızca sultanın egemenliğine dayandığından, değil kadına, erkeğe bile gelişme olanağı tanınmamıştır.Yine de bu ortamda kadın, erkeğe göre iki kat daha çok ezilmiştir.&lt;br /&gt;Cumhuriyetle birlikte kadının gelişimi, aile yapısındaki değişme ve gelişmelere paralellik göstermektedir. Aile yapısındaki geleneksel anlayıştan uzaklaştıkça, kadının özgürleşmesinden sözedebiliriz. Bu kırsal ya da kentsel aile içinde başkalık göstermemektedir. Aile geleneksel geniş aileden, çekirdek aileye dönüştükçe kadının da aile ve toplum içindeki konumu değişmekte, özgürlükleri artmaktadır.&lt;br /&gt;Atatürk'ün Cumhuriyet'le birlikte Türk Ulusu'na vermek istediği düşüncenin bu görüşten kaynaklandığı ileri sürülmektedir. O'nun amacı; kadını erkeğe eş / eşit yapmak, toplumun yarısının yaşamdan dışlanmasını önlemek olmuştur. 1926 yılında Medeni Kanun'un kabul edilmesiyle birlikte, kadın bir yurttaş olarak aile mallarının yönetiminde ve mirastan pay almada erkekle eşit bir konuma gelmiştir. Kadınlara; 1930'da yerel seçimlerde oy hakkı ve 1934'de yapılan Anayasal değişiklikle genel seçimlere girme hakkı verilmiştir ki bugünün gelişmiş tüm Batı ülkeleri kadınlarından önce Türk kadını seçme ve seçilme hakkını kazanmıştır. Cumhuriyet'le birlikte Türk kadını yeni bir düzenin kadını olmuş, kendini var etmesi için tüm yasal düzenlemeler getirilmiştir. Osmanlı Devleti'nin yok olmasıyla birlikte, kadına yönelik dar görüşler de yeni yönetimin Dünya görüşüyle yokedilmiştir. Ama yine de tutucu çevrelerden gelen tepkiler olmuştur ve günümüzde de olmaktadır.&lt;br /&gt;Atatürk Devrimleri içinde anılması gereken kuşkusuz hukuk alanında yapılanlardır. Çünkü kadının ikinci sınıflığı, bu yasayla erkekle eşit konumuna getirilmiş ve kadın varolma uğraşına bu yasa çerçevesinde tanınan haklarıyla başlamıştır. Osmanlı'da uygulanan ikili hukuk sistemi 4. Ekim.1926'da yürürlüğe konan Türk Medeni Kanunu'yla ortadan kaldırılmıştır. Böylece Türk kadınına erekeğiyle eşit haklar tanınmıştır.&lt;br /&gt;Bu yasanın yayınlanması ve yürürlüğe konma aşamasına gelinceye değin pekçok tepkiler gösterilmiş ama Atatürk'ün kararlı tutumu sonucunda kabul edilmiştir. Bu yasayla herşeyden önce Türk kadınına kişlik verilmiştir.&lt;br /&gt;Atatürk Devrimleri sonucunda, toplumsal yaşamın her alanında Türk kadınının, özellikle ekonomik yaşamda da yeralmasıyla birlikte, yasalarla da kadının iş yaşamındaki hakları güvence altına alınmıştır. Örneğin; 1475 Sayılı İş Yasası'nın 26. maddesinde cinsler arası ayrım yapılmaksızın, "eşit işe, eşit ücret" ilkesi benimsenmiştir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet'le birlikte; 1924 - 1926 yılları arasında öğretimle ilgili yasalar çıkarılmış ve Atatürk okuma - yazma çalışmalarını kendisi yürütmüştür. Tüm karşı çıkmalara aldırmadan medrese sistemini kaldırarak, Fransa'dan örnek alınan laik öğretim sistemi uygulamaya konulmuştur. 1924 Anayasası'nın 87. maddesinde ilköğretimin her Türk yurttaşı için zorunlu ve parasız olduğu hükmüne yer verilmiştir.&lt;br /&gt;Atatürk'ün düşüncesine göre Türk kadını için eğitim yalnızca hak değil, aynı zamanda görev olarak görülmüş, çocukların yetiştirilmesinde sorumluluğu olan kadınların eğitimine önem verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.&lt;br /&gt;Bugün ülkemizde her alanda karşımıza çıkan ikili yapı, diğer bir deyişle eskiyle yeninin birlikteliği; toplumun kadına bakışında da kendini göstermektedir. Örneğin; Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e ülkemizin her yöresinde varolan kadın imgesi oldukça başkadır. Bir yörede kadın-erkek birlikteliği dostluğa, arkadaşlığa dönüşmüşken, bir başka yörede harem-selam geleneği Osmanlı'dan beri direnerek sürmektedir. Elbetteki toplumun kadınla ilgili düşüncelerinin biçimlenmesinde, eğitimin etkisi tartışılmaz. Ama topluma bu eğitimi verecek olanlar yine kadınlar olacağına, çünkü toplumunu oluşturan bireyleri yetiştirenler kadınlar olduğuna göre; çabanın öncelikle kadınlardan gelmesi daha anlamlı olacaktır.Bununla birlikte; kolaycı kadınların varlığı ya da ikincil konumlarını bir yazgı olarak değerlendirişleri toplumun değer yargılarının değişmesini geciktirmektedir.&lt;br /&gt;Atatürk İlke ve Devrimleri'ne karşın henüz kendini ikincil konumda algılayan kadınlarımız varsa; işte bu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü ben kendi adıma onlara adıyorum. Onlar feministçe bu günlerini kutlasınlar, kadının kurtuluşu üzerine söylevler versinler. Çünkü onlar Atatürk'ün Türk Kadını'na sunduğu hakların ve ödevlerin, bilinç ve sorumluluğundan uzak kaldıklarına göre; henüz ikincil konumlarından kurtulamamışlar demektir.&lt;br /&gt;Ben feminist değilim!...&lt;br /&gt;Bir kadın olarak benim kutsal günlerim; öncelikle 29.Ekim.1923 Cumhuriyet'in kuruluşunun duyurulduğu gündür, 4.Ekim.1926 Türk Medeni Kanunu'nun ( Yurttaşlar Yasası) yürürlüğe girdiği gündür, 5.Aralık.1934 Türk Kadını'na seçme ve seçilme hakkının tanındığı gündür. Çünkü ben Atası'nın tüm Türk yurttaşlarına tanıdığı haklar doğrultusunda erkeğiyle eşit bir Türk Kadını'yım ve tüm Türk Kadınları'nı da bu bilinçlenme doğrultusunda üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-114176208583536800?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/114176208583536800/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=114176208583536800' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114176208583536800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/114176208583536800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/03/ben-feminist-deilim.html' title='BEN FEMİNİST DEĞİLİM !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113994794750850775</id><published>2006-02-14T11:56:00.000-08:00</published><updated>2006-02-14T12:12:27.546-08:00</updated><title type='text'>SEVGİLİLER GÜNÜ; YÜREKTEN SEVENLERE KUTLU OLSUN...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/dcp18333ab.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/dcp18333ab.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALTMIŞLARIN DELİKANLISI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen İstanbul'sun benim için&lt;br /&gt;Siyah-beyaz Türk filmlerinde kalan&lt;br /&gt;Altmışların delikanlısı...&lt;br /&gt;Köprüaltı çocuklarıyla balıkçıların&lt;br /&gt;Marmara'nın gümüş sularında oynaştığı&lt;br /&gt;Beyoğlu sokaklarına kan tükürenlerle&lt;br /&gt;Pırıltılı sokaklarına para dökenlerin&lt;br /&gt;Bir şarap şişesinde kaynaştığı İstanbul'sun...&lt;br /&gt;Emirgan'da bir bardak çayın&lt;br /&gt;Şehir hatlarında şekerli yoğurt Kanlıca'nın&lt;br /&gt;Damaklarla birlikte dostlukları tatlandırdığı&lt;br /&gt;Kaldırım yosmalarının&lt;br /&gt;Otuzbir yerinden bıçaklandığı İstanbul'sun...&lt;br /&gt;Yenicami önünden yoksulun ekmeği&lt;br /&gt;Güvercinlerin elli kuruşluk darısı&lt;br /&gt;Galata Kulesi'nden Ümit Yaşar'a oğul acısı&lt;br /&gt;Karaköy'den erkeklere boyalı Çingene gacısı&lt;br /&gt;Sulukule'den bıçkınlara oturak gecesi&lt;br /&gt;Taşından toprağından altın bilmecesi sunan İstanbul'sun...&lt;br /&gt;Sen İstanbul'sun benim için;&lt;br /&gt;Dertlerin çilingir sofrasına meze yapıldığı&lt;br /&gt;Düşlerin Yeşilçam'dan yaşama katıldığı&lt;br /&gt;Evden kaçan kızların otel odasında basıldığı&lt;br /&gt;Umutların bir pula satıldığı İstanbul'sun...&lt;br /&gt;Maçka Parkı'nda çimenlerin gizlediği sevişmeler&lt;br /&gt;Karı-kız dalgasına bitirimce sövüşmeler&lt;br /&gt;Henüz başlamamışken halk adına&lt;br /&gt;Halkdan uzak devrimci savaşmalar&lt;br /&gt;İşte sen o günlerin İstanbul'usun...&lt;br /&gt;Bugün;&lt;br /&gt;Boğaz'ın gümüş sularının rengi&lt;br /&gt;Vursa da saçlarına&lt;br /&gt;Genç kızların memeleri ,&lt;br /&gt;Dolmasa da avuçlarına&lt;br /&gt;Mavi-yeşil gözlerindeki o sönmeyen ışıltı&lt;br /&gt;Dudaklarındaki o çapkın gülüş&lt;br /&gt;Anılarından bu afili geliş&lt;br /&gt;Olsa da yaşadıklarının yarısı hoş bir yalan&lt;br /&gt;Sen yalnızca siyah-beyaz Türk filmlerinde kalan&lt;br /&gt;İstanbul'sun benim için, altmışlı yılların delikanlısı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113994794750850775?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113994794750850775/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113994794750850775' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113994794750850775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113994794750850775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/02/sevgililer-gn-yrekten-sevenlere-kutlu.html' title='SEVGİLİLER GÜNÜ; YÜREKTEN SEVENLERE KUTLU OLSUN...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113899629687442903</id><published>2006-02-03T08:38:00.000-08:00</published><updated>2006-02-03T11:51:36.943-08:00</updated><title type='text'>NÜKLEER DEMOKRASİ ( II )</title><content type='html'>Son bir haftadır neler oldu?...Beklenen Sibirya soğukları geldi, doğalgaz yetersizliği ve bu yetersizliğe bağlı olarak elektrik kesintileri başladı...Bu gidişin sonu da pek çok kişi; "yakındır nükleer santral tartışmalarının başlaması" beklentisine girdi. Bu nedenledir ki "nükleer santrallar" konusunun irdelenmesinin yerinde olacağı kanısındayım. Bu bağlamda bazı alıntılara yer vermek istiyorum:&lt;br /&gt;"Yüksek enerji kullanacak bir geleceğin çevre riskleri de kaygı verici olup, bazı kuşkulara yol açmaktadır. Bunlardan dördü özellikle dikkat çekicidir:&lt;br /&gt;1-Atmosfere bırakılan SERA ETKİSİ sebebiyle iklim değişikliği yaratması konusundaki ciddi ihtimal ( bu gazların en önemlisi karbondioksit olup, fosil yakıtların yanmasından kaynaklanmaktadır)&lt;br /&gt;2-Fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan kirleticilerin yarattığı kirlilik&lt;br /&gt;3-Çevrede aynı sebeplerle asitin artması&lt;br /&gt;4-Nükleer reaktör riskleri, arıtma sorunları, reaktörleri hizmet ömürlerinin sonunda sökme riskleri, nükleer enerji kullanımında bir yaygınlaşmanın getireceği tehlikelerdir."&lt;br /&gt;Ve alıntılarımı sürdürüyorum:&lt;br /&gt;"Nükleer enerji üretebilmek ancak, bugün için çözümsüz görülen sorunların sağlam çözümlere kavuşması halinde haklı görülebilir. Çevre açısından sağlam ve ekonomik bakımdan cazip alternatiflerle ilgili araştırma, geliştirme ve nükleer enerjinin güvenliğini arttırma imkanlarının araştırılmasına birinci derecede öncelik verilmelidir."&lt;br /&gt;Şimdi sıra bu alıntıların kaynağını açıklamaya geldi. Bu alıntılar; Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1983 yılında aldığı bir kararla kurulan ve Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland'ın başkanlığında çalışan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun vardığı sonuçları ortaya koyan ve 1972 yılında ORTAK GELECEĞİMİZ adıyla yayınlanan rapordandır.&lt;br /&gt;Olumlu-olumsuz pek çok eleştiriler alsa da çevre sorunlarıyla ilgili ilk uluslararası çalışma Roma Kulübü'nün Cambridge Üniversitesi bilim adamlarından Donella ve Dennis Meadows'a hazırlattığı ve 1972 yılında yayınlanan EKONOMİK BÜYÜMENİN SINIRLARI adlı rapor olmuştur. Bu raporun ardından 20 yıl geçtikten sonra Donella ve Dennis Meadows hazırladıkları BÜYÜMENİN YENİ SINIRLARI adlı ikinci bir raporla yalnızca Dünya'nın sınırlarının nerde başladığını anlatmakla kalmayıp, yaşanan yok oluş sürecinin nasıl durdurulabileceğine ilişkin öneriler getiriyorlar.&lt;br /&gt;İşte şimdi de bu rapordan bazı alıntılara yer vermek istiyorum. BÜYÜMENİN YENİ SINIRLARI adlı raporda bakın Meadows NÜKLEER ATIKLAR konusunda neler söylüyor ?...&lt;br /&gt;"Günümüzün en sorunlu, zararlı maddeleri kuşkusuz nükleer ve kimyasal atıklar. Bunlar örneğin; sera gazı oluşumu gibi küresel biyokimyasal süreçleri etkiliyor. Kimyasal olarak başka maddelerden güçlükle ayrılıyor, güçlükle fark edilebiliyor. Zehirli unsurlarının yok edilmesi nedense olanaksız.&lt;br /&gt;Bugüne dek hiçbir ülke nükleer atık sorununa bir çözüm bulamadı. Bu atıklar canlılar ve tüm yaşam biçimleri için büyük bir tehlike oluşturuyorlar: Onları zararsız bir maddeye dönüştürmenin olanağı yok. Bunların yok olma süreci radyoaktif maddenin türüne göre yüzlerce hatta binlerce yıl sürebiliyor. Nükleer enerjinin kaçınılmaz yan ürünleri oldukları için, miktarları hızla artıyor."&lt;br /&gt;İşte bilim insanları nükleer santrallar için bu açıklamaları yapıyor, kaygılarını böyle dile getiriyor...Chernobil'in ardından Dünya ülkelerinin nükleer santrallar konusunda sergiledikleri tutumlara gelince; Avustralya, Avusturya, Danimarka, Lüksemburg, Yeni Zelanda, Norveç, İsveç ve İrlanda, sonradan Yunanistan ve Filipinliler nükleer olmayan ya da anti-nükleer politika izleyen ülkeler olmuşlar. Bu arada Finlandiya, İtalya, Hollanda, İsviçre ve Yugoslavya nükleer güvenlik ve anti-nükleer konusunu yeniden incelemeye ya da yasalar çıkarıp nükleer enerjinin daha da büyümesini önlemekle, nükleer reaktör teknolojisinin dışalım ve dışsatımını, radyoaktif atıklar sorununun çözümlenmesine bağlanmaktadırlar. Birkaç ülkede nükleer güç konusunda kendi kamuoylarını yoklamak için referandum düzenleyecek derecede kaygılı olduklarını betirtmişlerdir.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi elektrik elde edilmesine nükleer enerji, bir üretim hammaddesi olduğu için, buradan kaynaklanan çevre sorunlarının incelenmesi, yalnızca üretim safhası için yapılabilir. Nükleer güç santrallarının, elektrik enerjisi üretimi için gerekli cevherlerin çıkarılması, reaktörde kullanılması, kullanıldıktan sonra geriye kalan nükleer atıkların depolanması safhalarında, çevre sorununa neden olacağı kesin...Çevreyi radyasyon yönünden kirleten nükleer santral atıkları, katı-sıvı-gaz olarak üç guruptadır.&lt;br /&gt;Henüz ülkemizde gelişmiş bir nükleer enerji endüstrisi bulunmadığı için, miktar ve aktivite açısından nükleer atıklar sorun değildir.Buna karşın nükleer santralın başımıza ne işler açabileceğinin dehşetli bir örneği tüm Dünya'nın yan etkilerine tanık olduğu gibi, Karadeniz kıyılarımızın karşısındaki bir ülkede Ukrayna'da yaşanmıştır. Daha açık bir deyişle Chernobil tüm Dünya kamuoyunca dehşetle izlendiğinden, nükleer santralları birkez daha tartışmaya gerek görmeden diyorum ki;&lt;br /&gt;ENFLASYONA BİLE EVET DİYEBİLİRİZ, AMA NÜKLEER SANTRALLARA ASLA...&lt;br /&gt;Bunca risklerine karşın; hele ki halka rağmen nükleer santrallara onay vermek ancak NÜKLEER DEMOKRASİ olarak tanımlanabilir ve ancak nükleer santrallar konusunda yeterince bilgilendirilmemiş toplumlarda yaşanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURSANINSESİ Gazetesi'ndeki 31.Ocak.2006 günlü Köşe Yazım'dan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113899629687442903?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113899629687442903/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113899629687442903' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113899629687442903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113899629687442903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/02/nkleer-demokrasi-ii.html' title='NÜKLEER DEMOKRASİ ( II )'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113895565363227072</id><published>2006-02-03T00:25:00.000-08:00</published><updated>2006-02-03T00:34:13.676-08:00</updated><title type='text'>ÇOCUKLARI DÜŞÜNMEYE BİR ÇAĞRI !...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes43f.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes43f.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes38e.1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes38e.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes81f.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes81f.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes140f.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes140f.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes23g.1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes23g.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEN NÜKLEER SANTRALLARA KARŞIT YAZILARIMI YAZARKEN; ÇOCUKLARI DÜŞÜNÜYORUM...&lt;br /&gt;NÜKLEER SANTRALLARDAN YANA SÖYLEM VE EYLEMDE BULUNANLAR DA ÇOCUKLARI DÜŞÜNSÜNLER DİYE; İŞTE ÇOCUKLAR, İŞTE BEBEKLER...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113895565363227072?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113895565363227072/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113895565363227072' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113895565363227072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113895565363227072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/02/ocuklari-dnmeye-bir-ari.html' title='ÇOCUKLARI DÜŞÜNMEYE BİR ÇAĞRI !...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113882529441459262</id><published>2006-02-01T09:24:00.000-08:00</published><updated>2006-02-01T12:21:35.150-08:00</updated><title type='text'>NÜKLEER DEMOKRASİ ( I )</title><content type='html'>Gün; 24.Aralık.1999, Bursa yerel televizyon kanallarından OLAY'da; 18.30 Anahaberler...Konu; Nükleer Santrallar...Konuk; Enerji Bakanlığı Danışmanı Erdem SAKER...Kim mi o ?...1994 yerel seçimlerinde Bursa Anakent Yerel Yönetim Başkanlığı'na seçilen bir Anavatan Partili...Biz onu Bursa'da Yerel Gündem 21'in ilk uygulayıcısı, bir demokrat, bir çevre dostu olarak tanırdık,SAKER şeker gibi bir başkan derdik. Oysa 24,Aralık.1999 günü sakarca söylemler vardı dilinde; hiç de yerel demokrasi savunucusu örnek bir kişiliğe yakışmayan sözler...Örnek mi?...Kamuoyunun kesinlikle onay vermediği, içine sindiremediği nükleer santralları, Enerji Bakanlığı danışmanı kimliğiyle savunuyor ve soruyor: Ülkemizde kişi başına düşen 1750 kilovatsaat enerjiyle, Türkiye böyle mi gelişecek, böyle mi zengin ülkeler arasına girecek?...Fabrikaların yüzde 30 kapasiteyle çalıştığını, ancak nükleer santrallarla tam kapasite çalışabileceklerini söylüyor. Gerçi ogünlerde benzer sözleri Cumhurbaşkanı'yla birlikte, neredeyse hükümetin bütün üyeleri söylüyor. Bir başka deyişle; hükümetçe tepeden inme politikalarla halk nükleer santrallara koşullandırılmaya çalışılıyor. Kuşkusuz bu söylemlerin alt yapısı, bir bakıma tehdidi; ogünlerde yaşanan elektrik kesintileri...Ve yerel demokrasi savunucusu olarak tanınan, Yerel Gündem 21'le, Bursa'nın 21.yüzyıl Anayasası'nı birlikte hazırlayacağız diyerek, Bursa'da yerel yönetim başkanlığı döneminde saygı gören SAKER; ogünlerde Enerji Bakanlığı Danışmanı kimliğiyle kamuoyunun nükleer santrallara koşullandırılması için çalışıyor. Bu bağlamda Türkiye'deki kişi başına 1750 kilovatsaat enerji üretildiği, buna karşın komşumuz Yunanistan'daysa bu üretimin 3800 kilovatsaat olduğu örneğini veriyor. Bunu yaparken; Türkiye'nin nüfusunun 65 milyon ( nasıl ki sürekli çocuk yapan Güneydoğu Anadolu kökenliler yüzünden "ulusal gelir"den alınan payın düşmesi gibi, kişi başına  elektrik üretiminin de düşmüş olabileceğini nedense düşümnüyor), komşusununsa 10 milyon olduğunu ve aritmetik ortalamanın istatistik yalan söylemede ençok başvurulan bir işlem ve bir ülkenin gerçeklerini yansıtmada yeterli bir işlev görmediği gerçeğini bilmezden geliyor. Bu arada Türkiye'de nükleer santral kurmaktan önce; nüfus planlamasını uygulayacak bir yapının kurulması gerektiğini hiç usuna bile getirmiyor.&lt;br /&gt;Ogünlerde hükümet söylemiyle nükleer santralları savunan SAKER diyor ki; BRUNDTLAND RAPORU'nda nükleer santrallar çevre sorunları yaratmayan enerji kaynakları olarak belirtilmiştir. Oysa ORTAK GELECEĞİMİZ adlı Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun Norveç Başbakanı Bayan Gro Harlem BRUNDTLAND başkanlığında hazırladığı raporun 217. sayfasında; "Nükleer reaktör kazası riskleri, arıtma sorunları, reaktörleri hizmet ömürlerinin sonunda sökme riskleri, nükleer enerji kullanımında bir yaygınlaşmanın getireceği tehlikeler" biçiminde bir uyarıya yer verilmektedir. Bir başka deyişle; Sayın SAKER'in sandığı gibi nükleer enerji savunulmamaktadır. Üstelik SSCB dağılmadan önce, Kazakistan'a kurduğu nükleer santrallarla, dağıldıktan sonra sanki biraz daha özgür olan Kazaklar'ca nasıl da eleştirildiğini bilmezden geliyor ya da gerçekten bilmiyor (Kazaklar; başta kanser olmak üzere, çeşitli sağlık sorunları olduğunu açıklarken, Ruslar'ın nükleer santralları Moskova'dan çok uzaklara kurduklarını, santrallardan önce pamuk yetiştiren Kazaklar, santrallar kurulduktan sonra tarımsal üretime elverişsiz bir toprak yapıları olduğunu belirterek, nükleer santralların olumsuz dışsallıklarını dile getirmişlerdir.)&lt;br /&gt;24.Aralık.1999 akşamı, kentimizin Olay televizyonunda, nükleer santralları savunan SAKER'e, TMMOB Genel Başkanı Yavuz ÖNEN'den eleştiriler geliyordu; halkın, kamuoyunun nükleer santralları istemediğine ilişkin...ÖNEN'in eleştirisi karşısında, son söz olarak da SAKER diyordu ki; "Halka rağmen olmaz bu iş"...&lt;br /&gt;Belki ogünlerde halka rağmen ya da değil; nükleer santrallar olmadı ama yakın bir gelecekte nükleer santrallar ülkemizin gündemine yeniden getirilecek gibi görülüyor. Neden mi?...&lt;br /&gt;Önce gazete ve televizyonlara; Ukrayna-Rusya doğalgaz tartışması yansıdı.Ardından İran'ın nükleer çalışmaları...Derken Amerika'nın, İran'ın nükleer araştırmalarını Dünya barışı için tehdit olarak değerlendirdiği, Türkiye'nin de bu konuda Amerika gibi düşündüğü açıklandı. Sonrasında beklenen Sibirya soğukları geldi.Soğukların gelmesiyle birlikte; Rusya'dan ve İran'dan gelen doğal gazın kısıtlandığı açıklandı. Ardından doğalgaz yetmezliği, bu yetmezliğe bağlı olarak elektrik kesintilerine hazırlıklı olmamız gerektiğine ilişikin uyarılar yapıldı. Bütün bu süreç; yakında temiz enerji, dışa bağımlı olmamak gibi söylemlerle yakında yeni bir "nükleer santral" tartışmalarının başlayacağının duyurucusu gibi...&lt;br /&gt;Kuşkusuz akıtma suyla değirmenin dönmeyeceği, dışa bağımlı kalkınma girişimleriyle gönenç toplumu yaratılamayacağı en başından belliydi. Nasıl ki bir zamanlar Afrikalı kömürlerle enerji sorunu, yakıt sorunu çözülemedi, elbetteki dışarıdan alınan doğalgazla da sorunların çözülemeyeceği de en başından belliydi.Bir diğer deyişle, atasözünde olduğu gibi; ellen gelen öğün olmuyordu, o da zamanında bulunmuyordu.Oysa bu ülkenin duyarlı yurttaşları; özkaynaklarımızla kalkınma gerçekleştirilmesi gerektiğine ilişkin uyarılar yapmaktalar. Özellikle de yeraltı ve yerüstü sularıyla varsıl bir ülke olarak; sudan enerji üretmenin daha verimli, ülke ekonomisine yükü daha az olacağı, üstelik de dışa bağımlılığı önleyeceği üzerine açıklamalar yapmaktadırlar. Ne yazık ki onların sözlerini önemsemek yerine; yabanın kapısını çalanlar, yakında onların önerisiyle yeniden nükleer santral tartışmalarını başlatırlar, bekleyin eli kulağındadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BURSANINSESİ GAZETESİ'ndeki 30.Ocak.2006 günlü Köşe Yazım'dan&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113882529441459262?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113882529441459262/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113882529441459262' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113882529441459262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113882529441459262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/02/nkleer-demokrasi-i_01.html' title='NÜKLEER DEMOKRASİ ( I )'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113873943641493088</id><published>2006-01-31T10:57:00.000-08:00</published><updated>2006-01-31T12:30:36.513-08:00</updated><title type='text'>ATATÜRK İLKELERİ'Nİ ANIMSAMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/atatï¿½rk1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/atat%EF%BF%BDrk1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/12.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde ülkemizde kuş gribinden başka olaylar da yaşanıyor. Örneğin; Ağca salıveriliyor, birkaç gün sonra yeniden tutuklanıyor.Susurlukçu Sedat Edip Bucak için  yeniden yargılanma kararı alınıyor. Erbakan'ın ertelenmiş hapis cezasının uygulamaya konulması isteniyor. Bu değişken olaylar bağlamında, şöyle bir geçmişe gidip, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ'nin kuruluş ilkelerini ya da daha doğru tanımlamayla; ATATÜRK İLKELERİ'ni anımsamamızın yerinde olacağı kanısındayım.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi; Ulusal Kurtuluş Savaşımız sürerken, Ulu Önderimiz ATATÜRK, bağımsızlık konusundaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:&lt;br /&gt;-Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbetteki siyasal, parasal, iktisadi,adli, askeri, kültürel vb. her konuda tam bağımsızlık ve bağlantısızlık (serbesti) sözkonusudur. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve ülkenin gerçek anlamıyla tüm bağımsızlığından yoksunluğu demektir.&lt;br /&gt;Bu düşünceleri taşıyan Kemal ATATÜRK; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni 6 temel ilkeye göre kurdu ve bu temel ilkeler 1924 Anayasası'nda yer aldı. Hernekadar; değişik dünya görüşlerindeki yazarı, çizeri, söyleri, düşünürü,taşınırı, siyasetçisi, sanatçısı bu ilkelerden işine geleni diline dolasa da bu ilkeler vardır ve olacaktır.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel taşlarını oluşturan bu ilkelere gelince; bilindiği ve de çok iyi bilinmesi gerektiği gibi bunlar HALKÇILIK, LAİKLİK, CUMHURİYETÇİLİK, DEVRİMCİLİK, DEVLETÇİLİK ve ULUSÇULUK kavramlarıdır.&lt;br /&gt;Bu ilkeleri bir sözcükler dizini olmaktan çıkarıp, kısa bir tanımlamasını yaptığımızda; bunların en önde geleni HALKÇILIK, bir başka deyişle HALK EGEMENLİĞİ kavramı önce 1921 Anayasası'nın 1.maddesinde en açık anlamıyla yer almıştır.Egemenlik kayıtsız, koşulsuz ulusundur. Yönetim biçimi, halkın geleceğini doğrudan doğruya ve gerçekten yönetmesi temeline dayanmaktadır.&lt;br /&gt;Gerçekte HALKÇILIK ilkesi ayrılıksız ve sınıfsız bir toplum yapısının özlemini dile getiren bir ilke olmuştur. ( PKK ayrılıkçılarına ve de küresel ekonomi savunucularına duyurulur).&lt;br /&gt;Günümüzde en çok tartışılan LAİKLİK ilkesine gelince; laiklik, en genel biçimiyle din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlanır. Bunun bir başka anlamı da; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şeriat hükümlerine göre değil, çağdaş hukuk kurallarına göre yönetileceği demektir. Yoksa bazı partilerin alevi oylarına yönelmesi ya da şeyh-şıh düşleriyle bilimsel kurumları etkilemeye kalkışması anlamına gelmez.&lt;br /&gt;CUMHURİYETÇİLİK ilkesine gelince; Atatürk'ün düşüncesine göre, HALK EGEMENLİĞİ'ne dayanan LAİK bir devletin CUMHURİYET olması kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;DEVRİMCİLİK ilkesiyse; hilafet düzenine dayalı bir monarşiyi kaldırarak, halk egemenliğine dayalı bir cumhuriyet kurmanın gerçek anlamını ortaya koymaktır.Böyle bir yönetim değişikliği&lt;br /&gt;DEVRİMCİLİK'in dışında nasıl bir kavramla tanımlanabilir ki?...Çünkü Atatürk, bu devrimci yanıyla cemaatten-cemiyete, ümmetten-ulusa cumhuriyetin onurlu ve eşit yurttaşlarının oluşmasına öncülük etmiştir.&lt;br /&gt;DEVLETÇİLİK ilkesine gelince; bu ilkenin anlamı sosyalist anlamda bir devletçilik anlayışı değildir. Tersine; devletçilik ilkesine göre devlet özel girişime yol gösterici, özendirici, biraz da özel sektörü destekleyici işlev görmektedir.&lt;br /&gt;ULUSÇULUK ( MİLLİYETÇİLİK ) ilkesine göreyse; Atatürk Ulusçuluğu toprak temeline dayanan bir ulusçuluktur. Atatürk; Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan ve kendini Türk sayan tüm yurttaşları dili, dini, ırkı ne olursa olsun sarıp sarmalar ve aynı kültür potasının içinde eritmeye çabalar, "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !..." söyleminin gerçek anlamı da bu düşünceden kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;Bilimsel tanımlamalara yakın sözcükleri bir yana bırakıp da, kavramların daha bir özüne inersek, Atatürk İlkeleri'nin özünü kısaca şöyle verebiliriz:&lt;br /&gt;HALKÇILIK ilkesi; hiyerarşik bir yapılanma içindeki belli sınıfların ya da mollaların egemenliğini değil, doğrudan Türk Ulusu'nun egemenliğini tanımlar.&lt;br /&gt;LAİKLİK ilkesi; din ve devlet işlerinin karıştırılmaması, hukuk devletinin varlığı ve insanların inanç özgürlüğü kavramlarını içerir. İnsanların dinsel inançlarını bir sömürü aracı olarak kullanıp oy toplaması anlamına gelmez, bir başka deyişle; bazı partilerin şeriat özlemcilerine ya da bazılarının da alevi oylarına göz kırpması demek değildir.&lt;br /&gt;CUMHURİYETÇİLİK ilkesinin anlamı içinde de Ulusal Andımız'la ( Misak-ı Milli) sınırları çizilmiş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yönetim biçimi tanımlanır. Hani bazılarının 1980 sonrasında özlem duyduğu 2.Cumhuriyet ya da eyalet / federasyon kavramlarına bu ilke içinde yer yoktur.&lt;br /&gt;DEVRİMCİLİK ilkesi de; çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı amaçlayan Atatürk'ün yenilikçi yanını ortaya koyan bir kavramdır. Bunun da anlamı; federasyonlardan / özerkliklerden dem vurup, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yapısını tümüyle değiştirmeyi amaçlamak anlamına gelmez.&lt;br /&gt;DEVLETÇİLİK ilkesine gelince; devletin özel sektör yatırımlarını yönlendirmede, ülkenin Gayri Safi Milli Hasılası'nın ( Ulusal servetimiz ) artışındaki öncülüğünü belirlemek anlamındadır. Sanıldığı gibi; halk adına halkın hakkına saldırmak, saçı bitmedik yetimin hakkını yemek, devlet yönetimine gelip de "Devlet hazinesi deniz, yemeyen domuz..." demek değildir. Hele ki, özel yararını, kamu yararından üstün görenlerin anladığı gibi; mal varlığını, kamu kaynaklarını kullanarak arttırmak demek hiç değildir.&lt;br /&gt;ULUSÇULUK ( MİLLİYETÇİLİK ) ilkesine gelince; ulusal andımızla çizilmiş sınırlarımız içinde etnik köken ayrımı yapmaksızın, yalnızca ve yalnızca Türk kimliğini onurla taşımaktır. Bir başka deyişle; Türk kimliği dışında başka kimlik arayışlarına girişmemek, Türk ve Kürt Halkları gibi ayrımlara düşmemektir.&lt;br /&gt;Atatürk İlkeleri ve Devrimleri temel alınarak kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin  yaşayanlarıyla birlikte öncelikle tüm siyasal partilere; unuttukları gerçekleri anımsatmak amacıyla bir yurttaşlık görevi bilinciyle duyurulur. Selma/BURSA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.gezegenimiz.com"&gt;www.gezegenimiz.com&lt;/a&gt; (çevre için "köşe yazısı" ve" şiir"  tıklayın, çevre bilinciniz gelişsin)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113873943641493088?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113873943641493088/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113873943641493088' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113873943641493088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113873943641493088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/atatrk-ilkelerini-animsamak.html' title='ATATÜRK İLKELERİ&apos;Nİ ANIMSAMAK'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113792090722412901</id><published>2006-01-22T01:03:00.000-08:00</published><updated>2006-01-22T01:08:27.236-08:00</updated><title type='text'>BURSALI MOTOSİKLETÇİLERİN 21.OCAK.2006 GÜNLÜ TOPHANE BULUŞMASI</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/img00017zm.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/img00017zm.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/sany00416tl.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/sany00416tl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/sany00441hb.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/sany00441hb.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/sany00452vq.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/sany00452vq.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113792090722412901?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113792090722412901/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113792090722412901' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113792090722412901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113792090722412901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/bursali-motosikletilerin-21ocak2006.html' title='BURSALI MOTOSİKLETÇİLERİN 21.OCAK.2006 GÜNLÜ TOPHANE BULUŞMASI'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113753743255748258</id><published>2006-01-17T14:30:00.000-08:00</published><updated>2006-01-17T14:37:12.560-08:00</updated><title type='text'>DÜNYA ÇOCUKLARINA</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes18f.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes18f.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes20f.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes20f.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes7e.2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes7e.2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/geddes23g.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/geddes23g.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya düşen bir damla&lt;br /&gt;Şu düzeni gel de anla&lt;br /&gt;Kurulmaz yaşam kanla&lt;br /&gt;Evrende barıştır çocuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerini uzatır sımsıcak&lt;br /&gt;Yarınlar yaşanır onunla ancak&lt;br /&gt;Kavgalar da birgün bitecek&lt;br /&gt;Evrende umuttur çocuk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam olmuş ona armağan&lt;br /&gt;Çocuksuz Dünya darmadağan&lt;br /&gt;Yürekler ısınmaz onu sarmadan&lt;br /&gt;Evrende sevgidir çocuk...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113753743255748258?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113753743255748258/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113753743255748258' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113753743255748258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113753743255748258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/dnya-ocuklarina_17.html' title='DÜNYA ÇOCUKLARINA'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113742236475857452</id><published>2006-01-16T05:48:00.000-08:00</published><updated>2006-01-16T06:39:25.220-08:00</updated><title type='text'>MANİLER</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Metin_Arslan_cicekler07.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Metin_Arslan_cicekler07.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/gul4au.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/gul4au.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Kuss.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Kuss.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_metinn_bursa_seftali.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_metinn_bursa_seftali.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yürekler sevgi dolu&lt;br /&gt;Ellerde zeytin dalı&lt;br /&gt;Gönül kırmak niyedir&lt;br /&gt;Var mı böyle bir deli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalist köpeği&lt;br /&gt;Talan etti ülkeyi&lt;br /&gt;Düşese saten düşes&lt;br /&gt;Kalmadı Bursa ipeği...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlarım ister börek&lt;br /&gt;Dayanmaz buna yürek&lt;br /&gt;Doğmuşum Boşnak kızı&lt;br /&gt;Böreğe usta gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değilim Banu Alkan&lt;br /&gt;Elimde kılıç-kalkan&lt;br /&gt;Beceririm her işi&lt;br /&gt;Var mı börekten korkan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalma hiç kışa kara&lt;br /&gt;Düşünme kara kara&lt;br /&gt;Ay döner bahar gelir&lt;br /&gt;Kavuşursun bir yara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiden yana yürek&lt;br /&gt;İsterse yapar börek&lt;br /&gt;Dostun sofrasına da&lt;br /&gt;Paskalya için çörek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi hece saymalı&lt;br /&gt;Bir sıraya koymalı&lt;br /&gt;Eğer zorca gelirse&lt;br /&gt;Şu maniden caymalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedik de hiç caydık mı?&lt;br /&gt;Heceleri saydık mı?&lt;br /&gt;Heceler şöyle dursun&lt;br /&gt;Geceleri saydık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceler de sayıldı&lt;br /&gt;Selma çokça yayıldı&lt;br /&gt;Yetti artık tembellik&lt;br /&gt;Sıkıntıdan bayıldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıkılmasın canımız&lt;br /&gt;Kaynasın hep kanımız&lt;br /&gt;Mani düzelim dostlar&lt;br /&gt;Duyulsun bre şanımız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paraları saymadım&lt;br /&gt;Yedi hece kadar&lt;br /&gt;Bunca sıkıntı yeter&lt;br /&gt;Bende maniler biter&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Daha çok mani isteyenler için:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://members.lycos.co.uk/onlinesezen/viewtopic.php?p=4233#4233"&gt;http://members.lycos.co.uk/onlinesezen/viewtopic.php?p=4233#4233&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113742236475857452?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113742236475857452/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113742236475857452' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113742236475857452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113742236475857452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/maniler.html' title='MANİLER'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113706344572304472</id><published>2006-01-12T02:54:00.000-08:00</published><updated>2006-01-12T02:57:25.726-08:00</updated><title type='text'>Bursalı Ressam İbrahim BALABAN ve Resimlerinden Örnekler</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/1120.6.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/400/1120.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/031%20-%20Ibrahim%20Balaban.7.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/400/031%20-%20Ibrahim%20Balaban.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/balaban.6.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/400/balaban.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/030%20-%20Ibrahim%20Balaban.6.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/400/030%20-%20Ibrahim%20Balaban.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113706344572304472?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113706344572304472/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113706344572304472' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113706344572304472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113706344572304472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/bursal-ressam-ibrahim-balaban-ve_12.html' title='Bursalı Ressam İbrahim BALABAN ve Resimlerinden Örnekler'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113700518028415279</id><published>2006-01-11T06:29:00.000-08:00</published><updated>2006-06-26T02:22:40.316-07:00</updated><title type='text'>İBRAHİM BALABAN</title><content type='html'>RESİMLİ EV&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bindokuzyüzdoksandördün Dört Aralık günü için bir çağrı aldı; Bursa İpekçilik'teki "Resimli Ev"in açılışına...&lt;br /&gt;İçi eski bir dostu yeniden bulmanın hoşluğuyla doldu; "Demek Resimli Ev Bursalı'ya açılıyor, yıllar süren suskunluğu bozuluyor, demek Resimli Ev halkıyla tanışıyor, kültür ve sanat etkinlikleri adına Bursalı'ya çok değerli bir armağan sunuluyor...Kuşkusuz kendi adıma çok daha büyük bir mutluluk, ben Resimli Ev'le temelinin kazıldığı, ilk harcının konulduğu günden beri tanışıyorum. Onun böyle halkımızla bütünleştiğini görmek ne güzel...Onun oluşumuna emeğim geçmişçesine, büyük bir mutluluk duyuyorum..."&lt;br /&gt;Bu açılışa çağrı kartı, kadın için bindokuzyüzaltmışyedilerdeki anılarına bir yolculuk biletiymişçesine, Resimli Ev'in doğduğu günlere yol almaya başladı...Kendini bir anda "arsa" diye adlandırdıkları, henüz evlerle dolmamış boş bir alanda buldu, arkadaşlarıyla buluşup oyun oynadıkları, annelerinin onları aradıklarında buldukları; bir zeytin, bir armut, birkaç incir, birkaç akasya ağacının bulunduğu çocukluk günlerinin "arsa"sında...&lt;br /&gt;Bindokuzyüzaltmışyedinin yaz dinlencesine girdikleri günler...İşte orada, anılarında...Alnı açık, kıvırcık saçları kapkara, yüzü asık bir adam elinde kazma kürek arsalarının karnını yarıyor...Arsanın gediklileri, çocukça öfkeleriyle; "Oyun alanımızdan bir parça daha kaptırdık" diye hüzünleniyorlar...Ogün boyunca hiçbir oyun oynamadan yalnızca adamı izliyorlar. Adam günboyu kazıyor, kazıyor, arasıra toprak testisinden su içiyor, bir de Hayrullah Bakkal'dan yüz gram zeytin, yüz gram tahan helvasıyla bir ekmek alıp yiyiyor.&lt;br /&gt;Adamı öylesine izlemeye alıyorlar ki, bakkaldan neler aldığını bile gidip Hayrullah Efendi'den öğreniyorlar. Gün bitimine doğru adam kazma ve küreğini sarıp sarmalayıp çukura gizleyince, artık gitmek üzere olsa gerek diyorlar. Ardından adam terli gömleğini değiştirip, çatık kaşlarıyla uzaklaşıyor. Daha önce hiç sözetmemiş, bir karar almamış olmalarına karşın, o an hep birlikte adamın günboyu kazıp, dışarıya attığı toprakları, elleriyle ayaklarıyla iterek çukura doldurmaya başlıyorlar. O akşam evlerine herzamankinden daha geç dönüyorlar, üstelik bu gecikme nedeniyle bir de azarlanıyorlar.&lt;br /&gt;Resimli Ev'le birlikte anılarına dalan kadın, ogünleri düşündü. Bindokuzyüzaltmışyedinin yazında henüz onüç yaşında, çocuklukla genç kızlık arasında bir yerlerdeydi ama ogünlerde tek derdi, tasası arsalarını kazıp kurcalayan adamdı. Yalnızca onun mu? Herbirinin en öncelikli sorunu; arsalarının karnını yarıp, çukurlar kazan bu adamdı. Akşam yemeklerinde büyüklerini usandırıp, kendilerini azarlattırıncaya değin yalnızca arsalarının orta yerini kazan bu adamı sorupsoruşturuyorlardı. Uykularında da durmaksızın açılan çukura taşları, toprakları dolduruyorlardı, ama ertesi gün, daha bir ertesi gün açılan çukur daha büyüyor, giderek doldurulması olanaksız bir duruma geliyordu. Derken o kocaman çukurun yeniden dolma günü geldi; temel taşları, demirler, çimentolar...Ortaya tek katlı bir ev iskeleti çıkmıştı...&lt;br /&gt;Büyüklerinden öğrendiklerine göre yapının kabası bitmiştti, geriye incesi kalıyordu ki; masraf dediğin de bundan sonra başlardı, başlardı da bu asık yüzlü, bu çatık kaşlı, ama çılgıncasına konut yapım işçisi gibi çalışan bu adam, masrafları nasıl karşılayacaktı? Çünkü o; sabahın erkeninden günbatımına değin arsanın karnını yarmaktan, taşları, demirleri taşımaktan başka iş yapmıyordu ki...Ne onların babaları gibi fabrikada işçi, ne bankada memur, ne okulda öğretmendi. Hayrullah Efendi gibi peynir ekmek bile satmıyordu, üstelik bir de o komünistti.&lt;br /&gt;Babaları kendi aralarında konuşurken duymuşlardı; adam komünistmiş. Çocukların da adamla tek bir sözcük konuşmadan, içteniçe öfkelenmekle birlikte, onu yalnızca uzaktan izlemekle yetinmelerinin gerçek nedeni buydu; adam komünistmiş...&lt;br /&gt;Kendi aralarında sürekli sorular soruyorlardı:&lt;br /&gt;-Komünist insana ne yapar?&lt;br /&gt;-Komünist nasıl olur?&lt;br /&gt;Neredeyse, bir tek "Acaba komünist bizi yer mi?" diye sormadıkları kalmıştı. Gerçi bu adam da babalarına benzemesine benziyordu ama babaları gibi onlarla şakalaşmıyor, onlara yakınlık göstermiyordu. Bir de onların babaları olsa, böyle günboyu kazma kürek ellerinde çalışmaz, adam çalıştırırlardı. Çünkü onlar sabah evden çalışmaya gitmek için çıkarlar, akşam eve dönerken Arap Şükrü'de içerler, evde şakalar yaparlar, içtiklerine kızmasınlar diye annelerinin kollarına altın bilezikler alırlardı. Oysa bu adam bütün gün arsada; hiç gülmüyor, konuşmuyor, yalnızca çalışıyor, bir de komünist...&lt;br /&gt;Yapının yükselen katlarıyla birlikte, çevrede söylenceler de artmaya başladı; adam Bursa'nın Seç köyündenmiş, kız alıp verme sırasında birisini öldürme girişiminde bulunmuş, Bursa damına düşmüş, Komünist Nazım'ın yanında kalmış, evliymiş, iki çocuğu varmış...&lt;br /&gt;Önceleri çocuklar arsalarının ortasına bir ev konduran adamın çocuklarına da uzak durdular, çünkü onlar komünistin oğullarıydılar, bunca güllerin arasında iki diken...&lt;br /&gt;Günler, pekçok ertesi günler geçti...Nasıl ki onlar adamın kazma kürekle arsalarının karnını yarışını izlediyseler, komünistin oğulları da onların oyunlarını öylece uzaktan izlediler.&lt;br /&gt;Duvarları yükselip, pencere kapı boşlukları bırakıldıkça, adamın olmadığı günlerde saklambaç oynarken evin içine de saklanmaya başladılar. Böyle günlerden birinde, içlerinden en yaramazı saklanmak amacıyla girdiği evin pencere boşluğundan seslendi:&lt;br /&gt;-Çocuklar gelin, gelin...Bakın duvarlarda ilkçağlardan kalma resimler gibi nasıl resimler var...&lt;br /&gt;Herbiri saklandıkları yerlerden çıkarak evin içine doluştular. Çocuk beyinlerinde tarih öncesi resimlerine benzettikleri bu duvar resimleri köy yaşamından kesitler veriyordu. Çocuklar ilgiyle, beğeniyle izlediler. Odaların kapı ve pencere boşluklarının dışında kalan bütün duvarlar çıplak el, mala ya da keski gibi araçlar kullanılarak yapılmış resimlerle bezenmişti.&lt;br /&gt;Birgün odalardan birinin kapı ve pencere boşlukları kapatıldı, eşyalar geldi, böylece yeni komşular taşınmış oldu, bir başka tanımıyla da komünist komşular...Ardından da ilk adı Nazım olan Hasan'la, Hikmet olan Hüseyin komünistin oğulları olmalarına karşın, çocuklarla oynamaya başladılar, kolları altın bileziklerle dolu bütün anneler de komünistin karısı olmasına karşın Emine Hanım'la kaynaştılar.&lt;br /&gt;Günler yine yılların ardından gelip geçti; bindokuzyüzaltmışyedilerde oyun "arsa"larının karnını yarıp, oradan bir parça çalan adama öfkelenen bu kız büyüdü, Nazım Hikmet'i de, Nazım Baba'nın öğrencisi İbrahim Balaban'ı da iyice öğrendi. "İzdüşümler"i okudu...Gün oldu İpekçilik'teki evden İstanbul Boğazı'ndaki bir yalıya taşındıklarını, sergi açılışlarında Emine Hanım'ın Ressam Balaban'ı genç kadınlardan kıskandığını, ardından boşandıklarını öğrendi...Yine de gün geldi, "Resimli Ev"in halka açılışına çağrılı olduğuna ilişkin bu kart eline geçtiğinde, işte böyle bindokuzyüzaltmışyedilere, "arsa"larının onlardan çalındığı günlere geri dönmekten de kendini alamadı, üstelik buruk bir mutlulukla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 2001 yılının Ocak ayından bir günde, Cumhurbaşkanlığı resepsiyonu; Cumhurbaşkanı A.Necdet Sezer'in 2001 yılbaşı kutlamaları için köşke çağırdığı konukları arasında çok gülen, Cumhurbaşkanı'na sarılıp, onu öpmek isteyen bir Balaban görüntüsü televizyon yansılarından gözlerine odaklanıyor...&lt;br /&gt;Geçmişte çocuklardan gülüşünü, bir tatlı sözünü kıskanan bu Balaban mıydı diye soruyor kadın kendine, üstelik de ilgisizlikten şimdilerde ardından öksüz bıraktığı "Resimli Ev"i anımsayarak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113700518028415279?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113700518028415279/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113700518028415279' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113700518028415279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113700518028415279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/ibrahim-balaban.html' title='İBRAHİM BALABAN'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113688238582257745</id><published>2006-01-10T00:33:00.000-08:00</published><updated>2006-01-10T00:39:45.836-08:00</updated><title type='text'>BAYRAMINIZ KUTLU, GÜNLERİNİZ MUTLU OLSUN!...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_Faruk_Akkirac_bursa5.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_Faruk_Akkirac_bursa5.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/kurbanbayrami7xt.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/kurbanbayrami7xt.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/ram.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/ram.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/o_d_kurbanlikyeriacildi_01.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/o_d_kurbanlikyeriacildi_01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAYRAMLAR BAHANEDİR; DOSTLARA SEVGİLERİMİZİ İLETMEYE...&lt;br /&gt;YOKSA KOÇUN BOYNUNU VURMAK NİYE?...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113688238582257745?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113688238582257745/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113688238582257745' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113688238582257745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113688238582257745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/bayraminiz-kutlu-gnleriniz-mutlu-olsun.html' title='BAYRAMINIZ KUTLU, GÜNLERİNİZ MUTLU OLSUN!...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113683730664811708</id><published>2006-01-09T11:57:00.000-08:00</published><updated>2006-01-09T12:08:26.680-08:00</updated><title type='text'>BEYAZ TIRTIL</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_metinn_bursa_kozahan.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_metinn_bursa_kozahan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_Furkan_a9.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_Furkan_a9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_Hakan_Aydin_yeniler_020.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_Hakan_Aydin_yeniler_020.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sen ipekböceğinin kozasından&lt;br /&gt;Civciv yapmasını bilir misin&lt;br /&gt;Ya da bayram şekerlerinin&lt;br /&gt;Boşalan kutularında&lt;br /&gt;Dut yapraklarıyla tırtılını beslemeyi?&lt;br /&gt;Ben ilköğrendiğimden beri besmeleyi&lt;br /&gt;Onun kelebeği oyuncağımdı&lt;br /&gt;Kuşkusuz o günler oyunçağımdı&lt;br /&gt;Usum değildi başımda, toydum&lt;br /&gt;Ama yine de bilirdim değerini,&lt;br /&gt;Babamın büktüğü ipeğin&lt;br /&gt;Parasıyla doydum,&lt;br /&gt;Dokunmuşuyla donandım&lt;br /&gt;Bu yaşıma dek o güzellikleri andım&lt;br /&gt;Kulaklarımdan hiç gitmedi&lt;br /&gt;Lokum kutularının içinde&lt;br /&gt;Dut ağacının yapraklarını kırt kırt kemirişi&lt;br /&gt;Belleğimden hiç silinmedi&lt;br /&gt;Kozasını örüşü, ince ince sabırla&lt;br /&gt;Nasıl da yanıyorum bugün kahırla&lt;br /&gt;İpekkentimin yitirilen beyaz tırtılına...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113683730664811708?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113683730664811708/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113683730664811708' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113683730664811708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113683730664811708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/beyaz-tirtil.html' title='BEYAZ TIRTIL'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113658886781515858</id><published>2006-01-06T14:05:00.000-08:00</published><updated>2006-01-06T15:07:47.876-08:00</updated><title type='text'>BÜYÜK ANAHTAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/Goruntu(193).jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/Goruntu%28193%29.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kadın gelen konuğunu sevinçle karşıladıktan sonra yer gösterdi. Konuk gösterilen yere oturur oturmaz, elini pantolon cebine soktu, cebinden kocaman bir anahtar çıkardı, masanın üzerine bıraktı. Bırakırken de; "Büyük anahtarlar işte...Yürürken sorun yok da, otururken cebimden çıkarmam gerekiyor." diye bir açıklama yaptı.&lt;br /&gt;Masanın üzerine bırakılan, neredeyse kadının karışı büyüklüğündeki bu sarı pirinç döküm anahtar, gerçekten de öyle kolayca cepte taşınabilecek boyutlarda değildi. Bir de apartman katlarının bir parmak boyundaki anahtarlarını gözünün önüne getirdi kadın; onları taşımak hiç de sorun olmuyordu, ama yitirildiğinde de bulunması öyle pek kolay olmuyordu. Çünkü herkesin anahtarı bir parmak boyunda, bir diğerinin benzeriydi. Ya bu bir karış boyundaki sarı pirinç döküm anahtar?...O anahtardan koskoca Bursa'da şunun şurasında kaç kişide kalmıştı?...Kendisi bile bir parmak boyundaki sıradan apartman katı, "Belki de sefertası demek daha yerinde olurdu" anahtarlarından taşımıyor muydu?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O an öylece özlemle yitirilmiş ama değeri yitirildikten sonra anlaşılmış bir sevgili için duyulan pişmanlık duygusuyla dolu dolu, gözleri anahtara dikili bakakaldı.&lt;br /&gt;Konuğu rahat, hoşnut bir tavırla masaya bırakmıştı o büyük anahtarı...Bir de kendini düşündü; o hiçbir zaman büyük anahtarını sevmemiş, böylesi bir onurla onu gözler önüne sermemişti. Onu hep gizlemişti; giysilerinin cebinde, çantalarının dibinde...Çünkü o herzaman, "Ah bir küçük anahtarım olsa" diye diye bugünlere gelmişti. Ama yaklaşık yirmi yıldır onun da küçük anahtarı vardı, vardı da pekiyi o şimdi mutlu muydu?...Belki mutluydu ya da mutlu olduğunu sanıyordu, ama konuğunun büyük anahtarını görünce, hiç de mutlu olmadığı duygusuna kapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebinde büyük anahtarla gezdiği günler...O büyük anahtarla kapısını açtığı evdeki günler gözlerinin önünde canlandığında, burnunun direği sızladı.&lt;br /&gt;Burnunun direği sızlamak...Çocukken bu deyimin anlamını oldum olası bir türlü kavrayamamıştı; "Burnumuzda direk mi var? Ayrıca direk nasıl sızlar?" diye alaycı, bilgisizce, bazan da saygısızca konuşur, bu deyimi kullanmış olan büyüklerini kızdırırdı. Oysa bugün o büyük anahtara özlem, biraz da yitirilen mutlulukların değerini geç anlamışlığın pişmanlığıyla bakarken, işte onu da burnunun direği sızlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük anahtarla kapısı açılan evlerini; annesini, babasını, kardeşlerini düşündü...O kocaman evin tahta döşemelerini; annesinin arap sabunuyla onları fırçalamasını...O kocaman taş mutfaklarını, loş serin odalarının yüksek tavanlarını...İnip çıkarken gıcırdayan merdivenlerini düşündü...İçinde çocukluk günlerine duyduğu özlemle, konuğunun masaya bıraktığı anahtara dokundu, okşarcasına parmaklarını üzerinde gezdirdi. Günah çıkarırcasına; "Ben ya da benim gibi pekçok kişi bu büyük anahtarların değerini bilmedi, bilemedi." dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de yalnızca onun ailesi değil, Bursa'da pekçok aile bu büyük anahtarların değerini bilememişti, o anahtarları parmak boyundaki anahtarlarla değiştirmişti. Bu değiştirmenin anlamı ne miydi?...Artık o büyük anahtarlarla kapıları açılan özgün Bursa evlerinin yerinde, gri beton yığınları yükseliyor demekti, serin taşlıkların, geniş sofaların, pencere önündeki sedirlerin bulunduğu o güzelim Bursa evleri artık yok demekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın; konuğunun büyük anahtarına takılıp kalan gözleri, direği sızlayan burnuyla geçmişe, geçmişin değeri bilinmediğinden yitirilmiş güzelliklerine döndü. İlkokul dördüncü sınıfa geçtiğinde; "Artık büyüyorsun, anahtarını cebinde taşıyabilirsin, ama sakın düşürme" diyerek annesi ona, işte masada duran bu büyük anahtarın bir benzerini vermişti. O da büyük bir özenle cebine yerleştirmişti. Üstelik o zaman oldukça da mutluluk duymuştu;" Ben artık büyüdüm, bana anahtar bile verildi." diye...&lt;br /&gt;Sonraları anahtar taşımanın sorumluluğunu tatsızlaştıran bir olay başına geldiğinde, parmak boyunda bir anahtara duyduğu özlem ortaya çıkmış, büyük anahtar taşımaktan yüksünür olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesinin verdiği sarı pirinç anahtarı cebine koymaya başladığından bu yana yaklaşık onbeş gün geçmişti. O gün okulun bahçesinde koşup, oynarken birden cebinden düşen anahtar şıngırtıyla yerdeki taşlara çarpmıştı. Bu çarpmayla birlikte o an, yaşamının en büyük utancını yaşamıştı.&lt;br /&gt;Sarı pirinç döküm anahtar şıngırtılı bir gürültüyle yere düştüğünde arkadaşları: "A anahtara bakın, amma da kocaman...Yoksa siz kocaman anahtarla açılan kapıları olan o eski evlerde mi oturuyorsunuz?...Bizim gibi apartman katlarında değil, öyle mi?" diye alaylı gülüşmelerle şakalar yapmışlardı. O an kız sarı pirinç dökümden yapılmış, neredeyse bir karış büyüklüğündeki anahtardan nefret etmişti. Bu öylesine bir nefretti ki; böyle bir anahtarlı evde yaşıyor olmalarından ötürü annesine de babasına da gizli bir öfke duymuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir zaman evde bu olaydan sözetmedi, çocuk beyniyle kendisine kızacakları ya da kırılacakları olasılığını düşünmüştü. Böylece yıllar geçti, liseyi bitirmiş, ardından evlenmiş, eşiyle İstanbul'a yerleşmişti. Sonunda o çok istediği bir parmak boyundaki anahtara kavuşmuştu.&lt;br /&gt;Derken ipek büküm işiyle uğraşan babasının işleri bozuldu, ne de olsa ucuz olan yapay ipek iplikleri yurt dışından getiriliyordu, getirildikçe de Bursa ipekçiliği ölüyordu. Sonunda kocaman sarı pirinç döküm anahtarlı evi satışa çıkardılar, onun parasıyla küçük anahtarlı bir kat alındı. Böylece annesi kocaman evin tahta döşemelerini arap sabunuyla fırçalamaktan kurtulmuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın, sevgili konuğu Hüsnü Züber'in; YAŞAYAN MÜZE HÜSNÜ ZÜBER EVİ'nin sarı pirinç döküm anahtarını masaya koymasıyla, bir anda çocukluğunun sarı pirinç döküm anahtarıyla buluşmuştu. Onun anlıksal dalgınlığını gören Hüsnü Züber de ne düşündüğünü öğrenmek istediğinde, büyük bir suçluluk duygusuyla anılarında kalan büyük anahtarlı evlerinden sözetti.&lt;br /&gt;Konuğu da böylesi yitirilen güzellikleri koruyor, günümüzde yaşatıyor olmanın gururuyla mutlu; "Evim yalnızca benim değil, geçmişin güzelliklerine değer veren herkesindir." sözleriyle kadını teselli etmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Züber'in Bursa Muradiye semti, Uzunyol Sokak, Numara 3'deki evi...&lt;br /&gt;Bu ev 19. yüzyıl sivil mimarlık örneği olarak, 21. yüzyıla hazırlanan Bursa'da yaşayan tarih, yaşayan müzeydi. Yaklaşık yüzelli yıllık geçmişi olan yapının kapısı, tüm görkemiyle kültür, sanat, tarih adına yalnızca Bursalılar'a değil, tüm Dünyalılar'a açılmıştı. Burada toplantılar düzenleniyor, geçmiş güzelliklerin yarınlara da taşınmasını amaçlayanlar biraraya geliyor, söyleşiyorlardı.&lt;br /&gt;Züber; yaşayan müze olarak da anılan evi, Bursa yerel yönetimine bağışlamış, gelecekte yap-satçıların elinde yokedilmesi olasılığına karşı, güvenli bir önlem almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın o an Züber Evi'ni gözünün önüne getirdiğinde, geçmişinde sarı pirinç döküm büyük anahtar taşıyor olmaktan utanç duyduğunu anımsadığında, bu kez duyduğu utançtan, apartman katlarının küçük anahtarlarına duyduğu özençten utanç duydu.&lt;br /&gt;Geçmişinde kalan sarı pirinç döküm anahtarının, masa üzerinde duran benzerine özür dilercesine bir kez daha dokundu. O an burnunun direği sızlıyordu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113658886781515858?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113658886781515858/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113658886781515858' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113658886781515858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113658886781515858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/byk-anahtar.html' title='BÜYÜK ANAHTAR'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113658497744740211</id><published>2006-01-06T13:28:00.000-08:00</published><updated>2006-01-06T14:02:57.506-08:00</updated><title type='text'>GÜNEŞ VE BURSA EVLERİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_ugurcavac_IMG_0028a.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_ugurcavac_IMG_0028a.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/thm_bursa13.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/thm_bursa13.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/thm_bursa6.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/thm_bursa6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/k_Faruk_Akkirac_tarihibina.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/k_Faruk_Akkirac_tarihibina.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da yaşayan bir dostum mektubunda diyor ki;" Almanya'da Güneş, cilveli kadın gibidir. Yakaladığın an sarılıp öpeceksin".&lt;br /&gt;Almanya'da böylesine ender bulunan Güneş'e karşın ülkemizde, özellikle de Bursamız'da Güneş, dört mevsim bizlerle sevişir, dans eder, sarar sarmalar bedenlerimizi...Sarıp sarmalar da bizler bilir miyiz değerini? Güneş'i kesen yüksek yapılar, bir de diğerine yapışmışçasına dizilmişse sokaklar boyunca; nasıl ulaşsın Güneş'in ışınları bizlere? Nasıl girsin evlerimizden içeriye? Nasıl öpsün, okşasın tenlerimizi? O beton ıslağı evler Güneş'i emerken bizlere ne kalır ki o kutsal ışınlardan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağdaşlaşma uğruna daha  yaşarken taş mezarlara gömüldüğümüzden beri gün boyu Güneş'le yıkanan o güzelim ahşap evlerimizi yok ediyoruz. Bugün geçmişin sıcak Bursa evlerinden geriye ne kaldı? O sağlık, o mutluluk, o sevgi dolu evler yıkılıp, yerine sefertası gibi yükselen daracık, sıkışık odaların, mutfakların olduğu yuva kavramından uzak konutlar üretildikçe Güneş bizlere küstü. Çünkü bunca yapının arasında bedenlerimizi aramaktan yorgun düştü.&lt;br /&gt;Küsmekte haklı da...Bizler; doğal güzellikler yerine  yapaylıklara gönül verdikçe, o ahşap evlerin yerine betondan mezarlar ürettikçe Güneş ne yapsın? Nasıl bulup da bizleri ışınlarıyla sarıp sarmalasın? Bu gidişle geçmişin güzelliklerine, erdemlerine, değerlerine saygısız bir nesil türedikçe, bu nesil geçmişin erdemlerini, insan ilişkilerini, sevgi bağlarını, yaşam birikimlerini görmezden geldikçe bizler de Güneş'in özlemini duyan ülkeler arasına katılacak gibiyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atalarımız Güneş için ne demişler?&lt;br /&gt;-Güneş girmeyen eve, doktor girer.&lt;br /&gt;İşte atalarımızın yüzyılların birikimlerinden, deneyimlerinden  kaynaklanan bu sözlerini hiçe sayan insanlarımız çoğaldığından beri; artık evlerimize Güneş girmiyor, doktorsa hiç çıkmıyor. Çünkü o güzelim Bursa evleri yok. Yıkıldılar, yakıldılar, çöktüler...Yaşarken gömüldüğümüz beton mezarlarımızda da Güneş bizleri bulamıyor, göklerdeki sisli puslu kirliliği yarıp, bizlere ulaşamıyor. Beton duvarlardan sızıp bizlere dokunamıyor. Şimdilerde bizler; Güneşli Türkiye'nin, Güneşli Bursa'nın insanları da Almanya'dakiler gibi Güneş'in peşine düştük, daldan dala konup da bir türlü yakalayamadığımız çapkın sevgilimiz örneği, sarılıp öpmek için onu arar olduk.Değil pembe,  kara gözlüklerimizi takıp da bakacağımız pırıl pırıl Güneşimiz artık yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Puslu bir göğün arasından bizlere ulaşmaya çabalayan ışınlar ne denli yeterli?&lt;br /&gt; Güneş'e alışık, Güneş'le barışık bedenlerimizi hoşnut edebilir mi böylesi bir doğa?&lt;br /&gt;Gönül ister ki;şurada, üç beş köşede kalan, ahşap doğramalarının arasından imbiklerden süzülürcesine gün ışığının odalarına dolduğu o değerli, o sağlıklı, o yuva sıcağı Bursa Evleri'ni koruyalım. Yalnızca sokaklarımızda değil, odalarımızda da buluşalım yaşam kaynağımız Güneş'le o güzelim evlerde...Şu beton yığınlarında solgun bir yaşama tutsak etmeyelim bedenlerimizi...Güneş gülerek baksın bizlere; pusundan, pisinden arınmış göklerden...Bizler de ona gülümseyelim pembe gözlüklü gözlerimizden...&lt;br /&gt;Güneşiniz bol olsun, konutlarınız sağlık dolsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113658497744740211?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113658497744740211/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113658497744740211' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113658497744740211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113658497744740211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/gne-ve-bursa-evleri.html' title='GÜNEŞ VE BURSA EVLERİ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113614163712151548</id><published>2006-01-01T10:36:00.000-08:00</published><updated>2006-01-01T10:53:57.190-08:00</updated><title type='text'>BURCUM</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/images.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kadın da olsam&lt;br /&gt;Aziz Nesin burcundanım ben&lt;br /&gt;Sürekli düşünce üreten&lt;br /&gt;Olayları yorumlayan&lt;br /&gt;Yorumlarken, insanları yoran...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hergün beynimin kıvrımlarında&lt;br /&gt;Binbirçeşit düşünce,&lt;br /&gt;Binbirçeşit çözüm önerisi sorunlara&lt;br /&gt;Oysa nerede rastlayabilirim ki soranlara&lt;br /&gt;"Bulduğun çözüm nedir?" diye?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha dün, "Aziz Nesin, sen nesin?"&lt;br /&gt;Tümceleriyle O'nu küçümseyenler&lt;br /&gt;Ancak bugün algılayabildiler doğrularını,&lt;br /&gt;Ben de dillendirsem düşüncelerimi&lt;br /&gt;Yazgım O'nun gibi dışlanmak olmayacak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi durup dururken,&lt;br /&gt;Aziz Nesin burcundan olduğumu açıklamak&lt;br /&gt;Biliyorum; kimilerine göre kaçıklamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de; doğada yaşayanların&lt;br /&gt;En değerlisi sayılan insan oluşum&lt;br /&gt;Beni burcumu açıklamaya iten buluşum&lt;br /&gt;Sözcüklerin gücünden güç alacak&lt;br /&gt;Gün gelecek doğru söyleyenin&lt;br /&gt;Dokuz köyden kovulduğu şu gezegenimizde&lt;br /&gt;Aziz Nesinler'e Onuncu Köy kurulacak&lt;br /&gt;Ölümümün ardından benden de bir iz kalacak&lt;br /&gt;Aziz Nesin burcundanmış diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aziz Nesin'le ortak özelliğimiz; "yay" burcundan oluşumuz...Dolayısıyla kişilik özelliklerimizin de aynı burçtan oluşu kaçınılmazdır...&lt;br /&gt;Ve elbetteki en sevdiğim, en değerli bulduğum kentlim, Bursalım, Zeki MÜREN'im de "yay" burcunda doğan, Amerikalılar'ın tanımlamasıyla; "melekler burcu"nda doğan bir Onuncu Köy'lük, ben gibi, Sayın Aziz Nesin gibi...İçi dışında, en arka söyleyeceğini önceden söyleyen, en önemlisi de insanın yüzüne söyleyen...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113614163712151548?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113614163712151548/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113614163712151548' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113614163712151548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113614163712151548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/burcum.html' title='BURCUM'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113612326641365340</id><published>2006-01-01T05:38:00.000-08:00</published><updated>2006-01-01T05:47:46.433-08:00</updated><title type='text'>Yeni Yılın İlk Gününde Bursa'da Güneş Parlıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/200618bk.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/200618bk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Umarım ki Dünyamız'da varolan tüm canlılar için, yeni yılın heybesindeki en büyük armağan;&lt;br /&gt;barınmadan, beslenmeye, sağlıktan sevgiye güvenli bir yaşamdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113612326641365340?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113612326641365340/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113612326641365340' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113612326641365340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113612326641365340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2006/01/yeni-yln-ilk-gnnde-bursada-gne-parlyor.html' title='Yeni Yılın İlk Gününde Bursa&apos;da Güneş Parlıyor'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113604915875823929</id><published>2005-12-31T08:57:00.000-08:00</published><updated>2005-12-31T09:12:39.046-08:00</updated><title type='text'>YENİ BİR YILA DOĞRU YOL ALIRKEN ZAMANDA</title><content type='html'>Bir yıl daha geçip gitti diyerek kaygılanmak mı ya da gelen yeni bir yıl için umutlanmak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman mı yitip giden, yoksa yaşam mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya harcanan? Bizler miyiz, yoksa zaman mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de mutlu bir Dünya ummak insansoyu için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenli bir gelecek; savaşsız, sömürüsüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel düşler görmek yerine, güzel bir Dünya'da yaşamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilenen yıllar olsun; kinler, düşmanlıklar değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutlu bir gelecek; Bursa, Türkiye ve Dünya için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113604915875823929?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113604915875823929/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113604915875823929' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113604915875823929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113604915875823929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/yeni-bir-yila-doru-yol-alirken-zamanda.html' title='YENİ BİR YILA DOĞRU YOL ALIRKEN ZAMANDA'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113588796719053212</id><published>2005-12-29T12:08:00.000-08:00</published><updated>2005-12-29T12:26:09.220-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/pic00275df.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/pic00275df.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/pic00153xc.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/pic00153xc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/pic00114px.jpg"&gt;&lt;img style="CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/pic00114px.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113588796719053212?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113588796719053212/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113588796719053212' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113588796719053212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113588796719053212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/blog-post.html' title=''/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113588628098225012</id><published>2005-12-29T11:12:00.000-08:00</published><updated>2005-12-29T11:58:01.026-08:00</updated><title type='text'>BİR ORMAN MASALI</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/pic00093nv.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/pic00093nv.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/1600/pic00105br.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/2422/1798/320/pic00105br.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir varmış, bir yokmuş&lt;br /&gt;Dünya'nın güzellikleri çokmuş&lt;br /&gt;Renk renk çiçekler, böcekler&lt;br /&gt;Kurtlar, kuşlar, balıklar&lt;br /&gt;Göl kıyılarında sazlıklar&lt;br /&gt;Çimenler, çayırlar, bayırlar&lt;br /&gt;İlle de en güzeli yeşil ormanlar...&lt;br /&gt;Ormanlar ki ne ormanlar&lt;br /&gt;Eşsiz, benzersiz yeşil örtü&lt;br /&gt;Doğanın en güzel kürkü...&lt;br /&gt;Anlatılmak istenen sözün özü&lt;br /&gt;Yeşil bir kentin ulu, uludağlarında&lt;br /&gt;Yamacında, yöresinde, bağlarında&lt;br /&gt;Çeşit çeşit çamlar, dişbudaklar, kayınlar&lt;br /&gt;Gölgesindeki sularda alabalıklar, yayınlar&lt;br /&gt;Bir orman varmış ki namlı mı namlı&lt;br /&gt;Say ki cennet burası&lt;br /&gt;Yeşil kenti varsıl yapan bu ormanı&lt;br /&gt;Bilmeyen, duymayan, kalmamış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşlar cıvıl cıvıl dallarda&lt;br /&gt;Çilek, kiraz satan köylüler yollarda&lt;br /&gt;İnsanlar bu uludağların ormanlarında&lt;br /&gt;Sağlıkla, mutlulukla dolarmış&lt;br /&gt;Ormanlardan uzak kalanlar sararıp solarmış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğanın dengesinin kurulduğu düzende&lt;br /&gt;Orman yağmuru çeker, yağmur ormanı besler&lt;br /&gt;Yaşayıp giderlermiş ulu, uludağlarda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeşil örtü, doğanın en güzel kürkü ormanın&lt;br /&gt;Gözü pek yokmuş düz ovalarda, bağlarda&lt;br /&gt;Tüm kenti görkemli bir tepeden izler&lt;br /&gt;Bahar geldiğinde kar sularını süzer&lt;br /&gt;Barajları, kuyuları doldururmuş&lt;br /&gt;İnsanların yüzlerini mutlulukla güldürürmüş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kentin yeşil tutkunu insanları&lt;br /&gt;Dağlardaki bu ormanları pek severmiş&lt;br /&gt;Ağaçlarını korur, ona övgüler düzermiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filizleri yemesinler diye, keçileri salmazlarmış&lt;br /&gt;Servetleri tükenmesin diye ellerine balta almazlarmış&lt;br /&gt;Çünkü onlar;&lt;br /&gt;Ormanlarımdan yaş kesenin başın keserim&lt;br /&gt;Diyen Fatih'in torunları,&lt;br /&gt;Doğan bebesi için fidan diken&lt;br /&gt;Anayurt Anadolu'nun çocuklarıymış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte herşey böyle mutlulukla gülerken yüzlerine&lt;br /&gt;Baltalı adamlar dadanmış dağlarına, düzlerine&lt;br /&gt;Şaşkına dönmüş, önce varamamışlar ayırdına&lt;br /&gt;Bir anlam verememişler yabanların saldırılarına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara düşünceli, kara paralı bu adamlar&lt;br /&gt;Gizliden gizliye kesmişler ağaçları&lt;br /&gt;Yuvasız bırakmışlar kurtları, kuşları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulamaz olmuş arılar balları için kovan&lt;br /&gt;Önceleri hiçkimse olmamış bu adamları kovan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken kesildikçe ağaçlar&lt;br /&gt;Mantar gibi çıkmış gecekondular&lt;br /&gt;Bozmaya başlamış ormanın dengesini&lt;br /&gt;Ardından kar düşmez olmuş dallarına çamların&lt;br /&gt;Kuşku düşmüş içine ormana sığınan canların&lt;br /&gt;Ne olacak sonumuz bu gidişle&lt;br /&gt;Diye sormuş ayılar, kurtlar, tilkiler&lt;br /&gt;Geldi bu yabanlar bizi yurdumuzdan ettiler&lt;br /&gt;Bunca endişe, korku yetmezmişçesine&lt;br /&gt;Bir de kibritli, çakmaklı adamlar&lt;br /&gt;Dalmışlar ormana, orman alev almış&lt;br /&gt;Çıra gibi tutuşmuş, yanmış&lt;br /&gt;Köstebekler, dağ fareleri bile&lt;br /&gt;Kış uykularından uyanmış&lt;br /&gt;Gözyaşı dökmüşler, nedir bu çile diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarmış yangınlar tüm oranları&lt;br /&gt;Giderek artmış kentlilerin gamları&lt;br /&gt;Bu ne aymazlıktır, bu ne kötülük&lt;br /&gt;Bizler yeşil yakılmaz diye bilerek büyüdük&lt;br /&gt;Bunlar nasıl adamlar, nasıl yabanlar&lt;br /&gt;Yandıkça o güzelim fidanlar&lt;br /&gt;Analar yavrusunu yitirmişçesine ağlamış&lt;br /&gt;Dağ köylüleri karalar bağlamış&lt;br /&gt;Kayıp gidiyor elimizden ormanlarımız&lt;br /&gt;Tozumayla eriyor en verimli topraklarımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçlerinden biri demiş ki;&lt;br /&gt;Bu Dünya'da ölümden başka neye yoktur ki çözüm?&lt;br /&gt;Tuttukça ellerim, gördükçe gözüm&lt;br /&gt;Ormanlarımıza el uzatan&lt;br /&gt;Benden beğensin ölümlerden, ölüm&lt;br /&gt;Gerekirse uyumayalım, bekleyelim ormanımızı&lt;br /&gt;Kurt, keklik, tilki, tavşanımızı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece girişmişler işe hiç duraksamadan&lt;br /&gt;O yeşil ovalarını kuraklık sarmadan&lt;br /&gt;Yanan, kesilen ağaçların yerine&lt;br /&gt;Yılmadan dikmişler yeniden fidan&lt;br /&gt;Ormanlarımız bizim herşeyimiz&lt;br /&gt;Tüm varlığımız, doğal servetimiz&lt;br /&gt;Hakkı vardır onlar üzerinde&lt;br /&gt;Saçı bitmedik yetimlerle, doğmadık bebelerimizin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke toprağımızı yedi düvelden korurcasına&lt;br /&gt;Çekinmeden can veririz ormanlarımız uğruna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yediden yetmişe tüm kentliler&lt;br /&gt;Gelinlik kızlar gibi süslenmişler&lt;br /&gt;Uludağlarına doğanın en güzel kürkünü giydirmişler&lt;br /&gt;Yeniden bulmuş doğa yitirdiği dengesini&lt;br /&gt;Mutlulukları bir kat daha artmış&lt;br /&gt;Duydukça kurdun, kuşun, kekliğin sesini&lt;br /&gt;Ant içmişler hep birlikte ormanları üstüne&lt;br /&gt;Duyurmuş herbiri tüm eşine dostuna&lt;br /&gt;Bundan böyle yine töremizdeki gibi&lt;br /&gt;Her doğan bebemize, her yeni kurulan yuvamıza&lt;br /&gt;Dikeceğiz genç bir fidan&lt;br /&gt;Var oldukça bu ülke, bu ulus&lt;br /&gt;Ormanlarımız verecek bize can...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kez daha ant içmişler;&lt;br /&gt;Daha özenli olalım, daha da uyanık&lt;br /&gt;Duyulmasın balta sesi, kokmasın yanık&lt;br /&gt;Göz dikmesin kara paralı, kara adamlar&lt;br /&gt;Ormanlarımız yeşil kalsın&lt;br /&gt;Çökmesin başımıza kara dumanlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113588628098225012?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113588628098225012/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113588628098225012' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113588628098225012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113588628098225012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/bir-orman-masali.html' title='BİR ORMAN MASALI'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113560002463365413</id><published>2005-12-26T04:19:00.000-08:00</published><updated>2005-12-26T04:27:04.706-08:00</updated><title type='text'>SORU??????????????????????????????????</title><content type='html'>Laiklik söz konusu olunca, DEVLET'in dini olmaz derler...&lt;br /&gt;Zorda kalınca da; DEVLET BABA'dan yardım isterler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DEVLET insan mı ki dindar ya da laik olsun gibi eleştiri getirenlere sormak gerekir;&lt;br /&gt;DEVLET insan mı ki "baba" olsun?&lt;br /&gt;DEVLET insan mı ki "şefkat, merhamet, acıma" duyguları olsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha anlaşılır bir anlatımla; "laik" tanımlaması  yakıştırılmayan DEVLET'e, nasıl "şefkat, merhamet, acıma" duyguları yakıştırılıyor?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113560002463365413?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113560002463365413/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113560002463365413' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113560002463365413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113560002463365413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/soru.html' title='SORU??????????????????????????????????'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113533847094836159</id><published>2005-12-23T03:11:00.000-08:00</published><updated>2005-12-23T03:47:50.986-08:00</updated><title type='text'>SALKIM HANIMIN TANELERİ</title><content type='html'>Ben Bursalı'yım...&lt;br /&gt;Elbetteki önce Bursa...&lt;br /&gt;Ama ya ülkemiz; Türkiyemiz?...&lt;br /&gt;Biz ülkemizi savunmazsak, ülkemiz için kaygılanmazsak, ülkemiz için sesimizi yükseltmezsek; işte o zaman içteki ve dıştaki düşmanlarımız neler yapmaz? Kuşkusuz saldırılarını daha utanmazca, daha açıkça yaparlar...Son günlerde Orhan Pamuk sorgusu, yargısı nedeniyle, AB'den koşa koşa geldikleri gibi...Gündemde Orhan Pamuk varken; ulusal düzeyde yayın yapmasına karşın, ulusallığından zaman zaman kuşku duyduğumuz Aydın Doğan'ın gazetesinin dolaylı da olsa destek vermesi gibi...Salkım Hanımın Taneleri'ni ortalığa serpiştirmesi gibi...Daha açık bir anlatımla; Orhan Pamuk'un," 1milyon Ermeni, 30bin Kürt öldürüldü" söyleminin sorgulamasının yaşandığı günlerde; SALKIM HANIMIN TANELERİ adlı kitabı Hürriyet gazetesiyle yeniden gündeme getirmesi gibi...&lt;br /&gt;Oysa 1999'un son aylarında; SALKIM HANIMIN  TANELERİ'yle tane tane, inci gibi yaşlar döktürdüler bu ulusa, VARLIK VERGİSİ'nden çekmiş Ermeniler için...Üstelik 1980 öncesinde, Anadolu halkını düşlerde gezdirdiğinden, kentsoylularımızca küçümsenen, aşağılanan YEŞİLÇAM aracılığıyla...Çünkü 1980 sonrasında Türk Sineması; yükselen değerler doğrultusunda, küreselleşme yolunda artan bir ivmeyle Osmanlı'nın yedi düvel işbirlikçilerinin ardılları olan II.Cumhuriyetçileri'nin hizmetinde...Nasıl mı?&lt;br /&gt;ANAVATAN Partisi eski milletvekillerinden Yılmaz AKKOYUNLU mu yoksa karakoyunlu mu yaptığı ya da yazdığı oyundan olsa gerek pek rengi belli değil, işte onun dizeleriyle, dizi dizi yaşlar döktürdü YEŞİLÇAM, Cumhuriyetimiz'in ilk yıllarında VARLIK VERGİSİ'nden yükümlü kılınmışlar için...Daha açık bir deyişle; ANAVATAN Partili bir milletvekilimiz bir masal yazmış, Yeşilçam da baş oyuncu olaralk Hülya Avşar'ı oynatıp entel-dantel kentsoylularımızı pek bir ağlatmış...&lt;br /&gt;Tüm özel televizyon yayınlarından zaman zaman yansılarımıza düşen bu gölgelerin amacı, kuşkusuz Cumhuriyetimiz'in ilk yıllarını gölgelemek...Geçmişde olduğu gibi, II.Dünya Savaşı yıllarında İsmet Paşa'nın; halka yedirmeyip, buğdayları denize döktüğü düzmecesini uydurmak gibi...Oysa silolarda saklı en az on yıllık buğdayın varlığı; Alman faşistlerinin çizmelerini, Balkanlar'dan Sovyetler'e çevirmişti, biz Türkler'in direncini kıramayız, onların siloları da güçlü, yürekleri de diyerek...&lt;br /&gt;Gerçi söylemleri;&lt;br /&gt;Vatan, Millet, Sakarya&lt;br /&gt;Bu halk sakar ya&lt;br /&gt;Tel kafesteki kanarya&lt;br /&gt;Her duyduğuna kanar ya&lt;br /&gt;Gün olur yeniden şaşar ya&lt;br /&gt;Yalanı, dolanı, talanı unutur&lt;br /&gt;TBMM'de oylar dolaşır tur, tur&lt;br /&gt;Bizler yine geliriz&lt;br /&gt;Nasılsa bu halk keriz...&lt;br /&gt;biçiminde olanlar, kuşkusuz böyle masallar düzerler. Düzerler de; acaba halk gerçekten keriz mi? Onlara göre öyle olmalı ki; 1950'lerden beri, İnönü buğdayı denize döküp, halkı aç bıraktı yalanıyla oy toplayıp, halkı kandıranlar, yine aynı Cumhuriyet düşmanlıklarıyla VARLIK VERGİSİ'ne ilişkin yalanlar düzerek, darlık çeken halkımızı YEŞİLÇAM'ın yardımıyla yanıltabileceklerini sanmışlar 1999'da bu masalı filmleştirerek...&lt;br /&gt;İşte 1999'dan sonra; bugünlerde de ulusal düzeyde yayın yapmasına karşın, ulusallığından zaman zaman kuşku duyduğumuz Aydın Doğan'ın gazetesi, Orhan Pamuk'un Ermeni yalanına destek vermek istercesine, son bir haftadır Yılmaz AKKOYUNLU'nun "Salkım Hanımın Taneleri"  oyununu pazarlıyor televizyon yansılarından...&lt;br /&gt;Zavallı Ermeniler için yas tutalım, yaş dökelim; gerçekteyse Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne saldıranlara destek verelim dercesine...&lt;br /&gt;Orhan Pamuk sorgulanmasın diye, AB'den koşa koşa gelenler; geçtiğimiz yaz aylarında, Belçika'da "Ermeni soykırımı olmamıştır" diyen bir bilim adamımızı tutuklama/yargılama/sorgulama kararı almış olduklarını unutarak...Onların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik düşmanlıkları doğrultusunda açıklamalar yapmak suç değil, ama düşmanların yanıldığını, soykırım olmadığı doğrultusunda açıklamalar yapmanın suç olduğunu söyleme ikiyüzlülükleriyle birlikte; bizlere demokrasi öğretmek için, Orhan Pamuk için koşa koşa geliyorlar ve Aydın Doğan'ın gazetesi de SALKIM HANIMIN TANELERİ'ni ortalığa serpiştirerek onlara destek veriyor...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113533847094836159?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113533847094836159/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113533847094836159' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113533847094836159'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113533847094836159'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/salkim-hanimin-taneleri.html' title='SALKIM HANIMIN TANELERİ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113526038008951655</id><published>2005-12-22T06:01:00.000-08:00</published><updated>2005-12-22T06:06:20.116-08:00</updated><title type='text'>SANALLAŞMAK</title><content type='html'>Varsayımlar üzerine&lt;br /&gt;Kuramsal sevilerin yaşandığı günümüzde&lt;br /&gt;Şimdilerde sanal sevgilere düştük&lt;br /&gt;Sanal sevişip, sanal öpüştük&lt;br /&gt;Geçmişde de sevildiğimizi sanıp alıyorduk&lt;br /&gt;Ama bugünlerde sanallara kanıyoruz&lt;br /&gt;Sanal konuşup, sanal gülüşüyoruz&lt;br /&gt;Sanal küsüp, sanal barışıyoruz&lt;br /&gt;Sanal tartışıp, sanal yarışıyoruz...&lt;br /&gt;Ah bir de sanallaşsa hırslar, hırsızlıklar&lt;br /&gt;Sanallaşsa saldırılar, sömürüler, savaşlar&lt;br /&gt;Belki o zaman yüreklerdeki acılar da yavaşlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113526038008951655?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113526038008951655/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113526038008951655' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113526038008951655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113526038008951655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/sanallamak.html' title='SANALLAŞMAK'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113507617748775464</id><published>2005-12-20T02:29:00.000-08:00</published><updated>2005-12-20T02:56:17.500-08:00</updated><title type='text'>Bir Nilüfer Masalı</title><content type='html'>Bir varmış, bir yokmuş&lt;br /&gt;Ulu, ulu dağlar pek yokuşmuş&lt;br /&gt;Bu ulu dağlardaki çamlar&lt;br /&gt;Dört mevsim mis kokar&lt;br /&gt;Arılara bal döker&lt;br /&gt;Ayıcıklara yuva olurmuş...&lt;br /&gt;İşte bu ulu dağların koynundan,&lt;br /&gt;Yamaçların arasından bir çay doğarmış&lt;br /&gt;Süzüle, kıvrıla yollar aşar&lt;br /&gt;Yeşil ovalardan geçer&lt;br /&gt;Yavuklusu bildiği körfeze ulaşır&lt;br /&gt;Buz gibi sularında balıklar oynaşır,&lt;br /&gt;Adını aldığı çiçeği bağrında yaşatırmış...&lt;br /&gt;Nilüfer'miş bu çayın adı&lt;br /&gt;Sayki peri padişahının kızı...&lt;br /&gt;Ulu dağlar karlarıyla kan verirmiş ona&lt;br /&gt;O da can verirmiş yeşil ovaya...&lt;br /&gt;İşin doğrusu, bu Nilüfer&lt;br /&gt;Cansuyu olmuş ovanın&lt;br /&gt;Otun, kuşun, insanın&lt;br /&gt;Bir bereket, bir bereket ovada&lt;br /&gt;Balıklar, kurbağalar oynaşırmış sularında&lt;br /&gt;Gelincikler açarmış kıyılarında...&lt;br /&gt;Nilüfer çiçeği gibi nazlı&lt;br /&gt;Suları pek tatlı bu çay&lt;br /&gt;Gün gelmiş haykırmış; vay&lt;br /&gt;Nedir bu başıma gelenler&lt;br /&gt;Ne oldu benim berrak sularıma&lt;br /&gt;Çamur doldu kollarıma&lt;br /&gt;Balıklarım öldü, kurbağalarım ses vermiyor&lt;br /&gt;Suyumdan içenler, hastalanıp inliyor&lt;br /&gt;Günler geçiyor, acılarım dinmiyor&lt;br /&gt;Ovanın can vereniydim , can alanı oldum&lt;br /&gt;Duymadılar çığlıklarımı, zehirli çamurla doldum&lt;br /&gt;Ben haykırdıkça; edin bana yardım&lt;br /&gt;Yine de aldırmadılar, attılar pisliklerini&lt;br /&gt;Her gelen günde yaklaştım ölüme bir adım...&lt;br /&gt;İşte gelinlik kız Nilüfer böyle yakınmış&lt;br /&gt;Çevresindeki köylülere bakınmış&lt;br /&gt;İlgisizliklerine iyicesine başkaldırmış&lt;br /&gt;Sonunda dayanamamış gelmiş dile;&lt;br /&gt;Ey insansoyu yetmedi mi çekdiğim çile?&lt;br /&gt;Gönlün düştü düşeli paraya&lt;br /&gt;Aldırmıyorsun bendeki yaraya&lt;br /&gt;Bak işte ölüyorum&lt;br /&gt;Bir batak oldum çürüyorum&lt;br /&gt;Yeter artık arıt beni, iyileştir yaralarımı&lt;br /&gt;Düşündükçe geçmişteki anılarımı&lt;br /&gt;Seni anlamakta zorlanıyorum&lt;br /&gt;Bugünümü gördükçe, can çekişip darlanıyorum...&lt;br /&gt;Sonunda; Nilüfer'den ekmek yediğinin&lt;br /&gt;Ayırdında olan üç beş köylü&lt;br /&gt;Biz ne yapıyoruz, kendimizi ateşe atıyoruz&lt;br /&gt;Akmazsa ovamızın cansuyu&lt;br /&gt;İşte bu bizim kendimize kazdığımız bir kuyu&lt;br /&gt;Bir düşdük mü içine çıkamayız&lt;br /&gt;Biz bu gidişle hepten açlıktayız&lt;br /&gt;Kalmayacak ne od, ne ocak&lt;br /&gt;Ne hayvan, ne tarla, ne nacak&lt;br /&gt;Yine de kendimizi biz kuratarabilirzi ancak&lt;br /&gt;Diyerek vermişler elele&lt;br /&gt;Gelmişler Nilüfer'e&lt;br /&gt;Bağışla bizi, özen göstermedik sana&lt;br /&gt;Anladık ki sen yoksan&lt;br /&gt;Bizler de hazırlanmalıyız son yolculuğa&lt;br /&gt;Bundan böyle en birinci görevimiz&lt;br /&gt;Sularını arıtmak, seni balıklarınla buluşturmak...&lt;br /&gt;Bu sözlere dayanamamış kırgın Nilüfer&lt;br /&gt;Bağışlamış onları&lt;br /&gt;ardından da demiş ki;&lt;br /&gt;Arıtın beni zehirlerden&lt;br /&gt;Uyarın çevreme gelenleri&lt;br /&gt;Sakının Nilüfer'i, yoksa kirleten bedelini öder&lt;br /&gt;Sakınmazsanız beni, geleceğiniz karanlığa gider...&lt;br /&gt;Derken insansoyu almış dersini&lt;br /&gt;Bundan böyle yapmamış&lt;br /&gt;Nilüfer'in isteklerinin tersini...&lt;br /&gt;Sakınmış onu çöpten, kirden, zehirden&lt;br /&gt;Arıtmış sularını, say ki damıtmış&lt;br /&gt;Hasta kollarına can katmış&lt;br /&gt;Yeşermiş ova, cansuyuyla can bulmuş&lt;br /&gt;Çiçeklerine kuşlar, kelebekler konmuş&lt;br /&gt;Nilüfer'in sularındaki pis kokular da yokmuş&lt;br /&gt;Yeniden bolluk, bereket akmış ovaya&lt;br /&gt;Nilüfer'in balıkları, oltalardan düşmüş tavaya...&lt;br /&gt;Nilüfer yine ulu, ulu dağlardan&lt;br /&gt;Kıvrıla, süzüle koşuyormuş yavuklusu körfeze&lt;br /&gt;Ey insansoyu, bu masal ders olsun size&lt;br /&gt;Bilin özkaynaklarınızın değerini&lt;br /&gt;Yitirdiniz mi bir kez, ödeyemezsiniz ederini...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113507617748775464?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113507617748775464/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113507617748775464' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113507617748775464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113507617748775464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/bir-nilfer-masal.html' title='Bir Nilüfer Masalı'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113499935065308592</id><published>2005-12-19T05:21:00.000-08:00</published><updated>2005-12-19T05:35:50.760-08:00</updated><title type='text'>Cansuyumuz NİLÜFER</title><content type='html'>Bulgaristan'dan yurdumuza gelen bir soydaşımız bana Mavi Tuna'yı anlatmıştı. Soydaşımızın çocukluğunda Mavi Tuna gerçekten masmaviymiş, valslere konu olacak denli...Balığın her türlüsü içinde yaşarmış...Yaz aylarında, kıyılarında tatil kampları kurulurmuş.&lt;br /&gt;Soydaşımız yurdumuza gelmeden son birkez yine gitmiş Tuna kıyılarına; ama bu kez kapkara akan Tuna kıyılarına...Orta Avrupa'nın kanalizasyon  ve sanayi atıklarıyla kararan Tuna kıyılarına...Ne de olsa doğduğu yerler, Tuna'nın bu rengi onun da yüreğini karartmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bursa'da Mavi Tuna'nın bir baştan bir başa Avrupa'yı aşıp giden sularının yazgısına benzer yazgıyı paylaşan bir akarsuyumuz var; Uludağ'daki kaynağından tertemiz doğup da Bursa Ovası'nı  aşıp, denize ulaşana değin maviliğini yitirip kararan Nilüfer Çayımız...&lt;br /&gt;Birinci sınıf tarım toprakları olarak Anayasamız'ın 45.maddesine göre koruma altında olması gerekirken işyeri ve barınma amacıyla konut yapımına açılan Bursa Ovası'nın cansuyu Nilüfer Çayımız...&lt;br /&gt;Günümüzden yaklaşık yirmi yıl öncesine değin balıkların oynaştığı, Bursalılar'ın kıyılarında doğa ile bütünleştiği, gelincik tarlaları arasından gelinlik kız gibi süzülen Nilüfer Çayımız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar öncesinde Nilüfer çiçekleri gibi tertemiz olan  çayımız, bugün kapkara akıyor. Elbetteki bu karalık çevre düşmanlarının Bursa Ovası'na bir ölüm armağanıdır.&lt;br /&gt;Nilüfer'in Uludağ'dan başlayıp denize ulaşmak için Bursa Ovası'nı aşarken kararıp giden rengi gerçekte doğa düşmanlarının / Bursa düşmanlarının yüzünün, yüreğinin karasını yansıtmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113499935065308592?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113499935065308592/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113499935065308592' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113499935065308592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113499935065308592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/cansuyumuz-nilfer.html' title='Cansuyumuz NİLÜFER'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113494280062550882</id><published>2005-12-18T13:34:00.000-08:00</published><updated>2005-12-18T13:53:20.686-08:00</updated><title type='text'>Bir Bursa Masalı</title><content type='html'>Barışın egemen olduğu bir ülkede&lt;br /&gt;Deli poyrazlarla, tatlı lodosların estiği&lt;br /&gt;Bir kent varmış, adı BURSA'ymış...&lt;br /&gt;Yeşil bezeli bu kentte&lt;br /&gt;Güneş hergün gülümser&lt;br /&gt;Çınarların yüzyıllık şarkılarına&lt;br /&gt;Bülbüller bile susarmış...&lt;br /&gt;Serin çamların gölgesinde&lt;br /&gt;Çiçekler nakış nakış&lt;br /&gt;Şirin sevgililerin gözlerindeki bakış&lt;br /&gt;En güçlü sevgiler olup&lt;br /&gt;Gönülden gönüle taşarmış...&lt;br /&gt;Günün birinde ne olduysa olmuş,&lt;br /&gt;Giderek yavaş yavaş&lt;br /&gt;Para kazanma hırsı ile&lt;br /&gt;Doğa tutkusu arasındaki savaş&lt;br /&gt;Kentin güzelliklerinin yitirilmesine yol açmış&lt;br /&gt;Kentliler bu Dünya cennetinden kaçmış...&lt;br /&gt;Yabancılar yerleşmiş ovalara, dağlara&lt;br /&gt;Yüzyıllara başkaldıran kestaneler, çınarlar&lt;br /&gt;Yenik düşmüşler paragözlerin baltalarına...&lt;br /&gt;Böylesine başlamış bir kirlilik, bir soğukluk&lt;br /&gt;Binlerce yıldır gülen güneşin bile tadı kaçmış&lt;br /&gt;Zehir yüklü bulutlardan alamamış soluk...&lt;br /&gt;Ak güvercinler, bülbüller, sakalar&lt;br /&gt;Bitti artık güllerle yaptığımız şakalar diye&lt;br /&gt;Kanatlarının arasında çırpınan yürekleri&lt;br /&gt;Küskün uçmuşlar başka yerlere, dönmemecesine&lt;br /&gt;Ardından başlamış çözümsüz bilmece...&lt;br /&gt;Geçmişin bu su kentinde, sular akmaz&lt;br /&gt;İnsanlar geleceklerine umutla bakmaz olmuşlar&lt;br /&gt;Kaygıyla alanlara dolmuşlar&lt;br /&gt;Endişeyle birbirlerine sormuşlar:&lt;br /&gt;Nerede yanlış yaptık,&lt;br /&gt;Neden çılgıncasına paraya taptık&lt;br /&gt;Taptık ta cennetimizi yitirdik&lt;br /&gt;Hoca Nasreddin'in dediği gibi;&lt;br /&gt;Yoksa bindiğimiz dalı mı kestik?&lt;br /&gt;Gelin birlikte bir çözüm bulalım&lt;br /&gt;Bitsin yaşadığımız bu bunalım&lt;br /&gt;Ağaçlandıralım kentimizi yeniden&lt;br /&gt;Doğa can bulsun, neşe bulsun sevgimizden&lt;br /&gt;Zararın neresinden dönülürse kardır&lt;br /&gt;Yeşilsiz, kuşsuz, susuz bu kent bize dardır&lt;br /&gt;Demişler, elele vermişler&lt;br /&gt;Devşirmişler uslarını başlarına,&lt;br /&gt;Aldırmamışlar paragözlerin açlıklarına&lt;br /&gt;İlk işimiz herkese bir fidan&lt;br /&gt;Eğer yetiştirirsen olursun iyi bir insan&lt;br /&gt;Elbetteki hakkımızdır yaşamak ve gülmece&lt;br /&gt;Önce kentimiz cennet olmalı, yöntemimiz imece&lt;br /&gt;Sorumluluklar paylaşıldıkça çözülür bu bilmece...&lt;br /&gt;Sonunda kentliler yeniden mutlu olmuş&lt;br /&gt;Dikilen fidanlara kuşlar dolmuş&lt;br /&gt;Masalımız burada sona ermiş&lt;br /&gt;Ama masalı anlatan derviş&lt;br /&gt;Son bir kez daha yinelemiş:&lt;br /&gt;İlkemiz olsun; herkese bir fidan&lt;br /&gt;Eğer gönülden yeşertirse insan&lt;br /&gt;İki Dünya'da da cennette yaşar&lt;br /&gt;Biraz çabayla sen de bu işi başar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113494280062550882?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113494280062550882/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113494280062550882' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113494280062550882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113494280062550882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/bir-bursa-masal.html' title='Bir Bursa Masalı'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113415360972847146</id><published>2005-12-09T10:32:00.000-08:00</published><updated>2005-12-09T10:40:09.773-08:00</updated><title type='text'>Mutluluğun Resmini Çizmek Üzerine...</title><content type='html'>Ben mutluluğun resmini,&lt;br /&gt;İşin kolayına kaçmadan çizdim Nazım Usta!...&lt;br /&gt;Ölüm Meleği'ne kaptırınca eşimi,&lt;br /&gt;Tezden sildim gözümden yaşımı&lt;br /&gt;Aradım buldum işimi&lt;br /&gt;İki bebeme aş pişirdim...&lt;br /&gt;Ben mutluluğun resmini,&lt;br /&gt;İşin kolayına kaçmadan çizdim Nazım Usta!...&lt;br /&gt;"Eksik etek" dul kadın olup, boynumu bükmedim&lt;br /&gt;Koruyun, kollayın diye çevreme bakmadım&lt;br /&gt;Ölenimin ardından ağıtlar yakmadım&lt;br /&gt;Yüreklice direndim yaşama&lt;br /&gt;Hele ki; neden geldi bunlar başıma&lt;br /&gt;Diye yakınmadan;&lt;br /&gt;Aldım kalemi elime&lt;br /&gt;Yazgımı sil baştan kendim yazdım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113415360972847146?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113415360972847146/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113415360972847146' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113415360972847146'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113415360972847146'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/mutluluun-resmini-izmek-zerine.html' title='Mutluluğun Resmini Çizmek Üzerine...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113393175097110981</id><published>2005-12-06T20:57:00.000-08:00</published><updated>2005-12-06T21:02:31.616-08:00</updated><title type='text'>ÇEŞİTLEME...</title><content type='html'>Ozan;&lt;br /&gt;En güzel sözcüklerini&lt;br /&gt;Duygu imbiğinden geçirip&lt;br /&gt;Yüreklere sunar...&lt;br /&gt;Kadın;&lt;br /&gt;Kişiliğinden sıyırıp da dişiliğini&lt;br /&gt;Şehvet ve sevgi arayışıyla&lt;br /&gt;Bedenini sergiler...&lt;br /&gt;Erkek;&lt;br /&gt;Elinden kaçırdığında kadınını&lt;br /&gt;Güçsüzlüğünden kaba gücüne&lt;br /&gt;Ve aptalca öfkesine yenik düşer...&lt;br /&gt;Sevgili;&lt;br /&gt;Düşlerde en güzeli&lt;br /&gt;Ellerinde özlemediği&lt;br /&gt;Durmaksızın arar...&lt;br /&gt;Yaşam;&lt;br /&gt;Doğumla ölüm arasında&lt;br /&gt;Yenilgilerde acımasız&lt;br /&gt;Yengilerde hep şanslı gider...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113393175097110981?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113393175097110981/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113393175097110981' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113393175097110981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113393175097110981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/eitleme.html' title='ÇEŞİTLEME...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113346773195123867</id><published>2005-12-01T11:57:00.000-08:00</published><updated>2005-12-01T12:08:52.113-08:00</updated><title type='text'>DOĞUM GÜNÜM KUTLU OLSUN</title><content type='html'>Bir Aralık benim doğduğum gün...&lt;br /&gt;Yine 1.Aralık.1997'de yazdığım dizelerimle kutluyorum doğduğum günü, doğum günümü!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR ARALIK&lt;br /&gt;Ben bugün doğmuşum&lt;br /&gt;Öyle yazıyor kimlik kartımda&lt;br /&gt;Sonbahar'ın sarısında&lt;br /&gt;Bir Salı sabahında&lt;br /&gt;Günlerden Bir Aralık&lt;br /&gt;Yıllardan bindokuzyüzelliüç&lt;br /&gt;Yaşam bazan hoş, bazan güç&lt;br /&gt;Geçip gidiverdi kırkdörtyıl&lt;br /&gt;Kırık dökük bir dolu dert yıl&lt;br /&gt;Gönül oyunlarına da düştüm&lt;br /&gt;Ayak oyunlarına da&lt;br /&gt;Dostlarımdan kazık da yedim&lt;br /&gt;Azık da&lt;br /&gt;Gün oldu zoru başardım&lt;br /&gt;Gün oldu düz yolda şaşırdım&lt;br /&gt;Şu ölümlü Dünya'dan&lt;br /&gt;Kırkdört çarpı&lt;br /&gt;Üçyüzaltmışbeş gün aşırdım&lt;br /&gt;Ama yine de doymadı gözüm gönlüm&lt;br /&gt;Yazdım bir dilekçe Tanrı'ya&lt;br /&gt;Şimdilik alma beni sıraya&lt;br /&gt;Dedim ki; yol verme daha ölüm meleğine&lt;br /&gt;Sardırma beni kefen yeleğine&lt;br /&gt;Yaşayayım bir kırkdört yıl daha&lt;br /&gt;Dert etme, gitmem öyle çok uzağa&lt;br /&gt;İstersen düşürürsün beni tuzağa&lt;br /&gt;Bir solukluk canım var&lt;br /&gt;Var da şimdilerde verdiğin bu yar&lt;br /&gt;Bu kez cuk oturdu yüreğime&lt;br /&gt;Aman başvurumu gözardı etme&lt;br /&gt;İyicesine aldım tadını yaşamın&lt;br /&gt;Pembe sabahlarla, lacivert akşamın&lt;br /&gt;Ulaştır beni nice Bir Aralıklar'a&lt;br /&gt;Göz yum yaptığım yaramazlıklara...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113346773195123867?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113346773195123867/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113346773195123867' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113346773195123867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113346773195123867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/12/doum-gnm-kutlu-olsun.html' title='DOĞUM GÜNÜM KUTLU OLSUN'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113338118857698418</id><published>2005-11-30T11:54:00.000-08:00</published><updated>2005-11-30T12:06:28.590-08:00</updated><title type='text'>GERÇEK</title><content type='html'>Değil mi ki doğumun;&lt;br /&gt;Bir Ocak İkibin'den önce&lt;br /&gt;Bu durumda;&lt;br /&gt;Hiç de değilsin benden gençce...&lt;br /&gt;Nasıl olur diye sakın sorgulama&lt;br /&gt;Bedenine bakıp, bedenimi yargılama&lt;br /&gt;Ben doğduğumda henüz yoksan&lt;br /&gt;Bugün bile mis gibi süt koksan&lt;br /&gt;Değil mi ki doğumun İkibin'den önce;&lt;br /&gt;Bak anlamaya çalış&lt;br /&gt;Buradaki ayrım çok ince...&lt;br /&gt;Yaşanacak gençliğin tamam sende kalsın&lt;br /&gt;Yine de ne yapsan&lt;br /&gt;Değiştiremezsin bu gerçeği;&lt;br /&gt;Sen de benim gibi geçen yüzyıldansın...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113338118857698418?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113338118857698418/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113338118857698418' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113338118857698418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113338118857698418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/gerek.html' title='GERÇEK'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113328760749977855</id><published>2005-11-29T09:26:00.000-08:00</published><updated>2005-11-29T10:06:47.563-08:00</updated><title type='text'>Geçmişden anekdotlar</title><content type='html'>Bugün geriye doğru düşündüm, geçtiğimiz yıllara doğru...Anılarımdan, yansıya düşen anekdotlar...&lt;br /&gt;Gün; 28.Mart.1999, Show Tv, Anahaber:19.30, Reha Muhtar duyuruyor:&lt;br /&gt;"Türk Ulusu; mutluluk sıralamasında Dünya dokuzuncusuymuş...."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRK ULUSU'NUN MUTLULUĞU&lt;br /&gt;Yarı aç, yarı tok olsa da karnımız&lt;br /&gt;Sağlığımız yerinde ya, mutluyuz&lt;br /&gt;Çeşmeden akmasa da suyumuz&lt;br /&gt;Şükür kurumadı kuyumuz&lt;br /&gt;Çamur balçık olsa da yolumuz&lt;br /&gt;Kesmiyor ya çapulcu, mutluyuz...&lt;br /&gt;Tarhana, soğan, ekmek aşımız&lt;br /&gt;Yavuklumuz cilveleşti mi&lt;br /&gt;Kolay, kolay çatılmaz kaşımız&lt;br /&gt;Yersarsıntısı, sel baskını, orman yangını&lt;br /&gt;Yine de sağ kaldı başımız&lt;br /&gt;Girmedikçe toprağa, mutluyuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün;29.Kasım.1999, Show Tv, Anahaber:19.30, Reha Muhtar duyuruyor:&lt;br /&gt;"David; Attila Taş'a çok kızdı, sırlarını açıkladı diye..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAVİD COPERFIELD'I EN ÇOK SORGULAYAN ÜLKE; TÜRKİYE...&lt;br /&gt;Ölülere mumlar yakar&lt;br /&gt;Bekler ondan bir çıkar&lt;br /&gt;Yine de yağma yok;&lt;br /&gt;Aldırmaz David'in sihrine&lt;br /&gt;Saldırır gizlerinin zırhına&lt;br /&gt;Huyudur yetinmez azla&lt;br /&gt;Sorar piçin babasını, binbir nazla&lt;br /&gt;Eğlenip geçmez, hoş bir olaydır diyerek&lt;br /&gt;Olsaydı bende de, parayı savuracak kürek&lt;br /&gt;Gör bak bakalım David mi uçardı&lt;br /&gt;Benim hünerlerimi görünce&lt;br /&gt;Pılısını pırtısını toplayıp,&lt;br /&gt;Yoksa ardına bakmadan mı kaçardı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün; 5.Ocak.2003, Show Tv, Moda Show programı.&lt;br /&gt;"Yılın rengi aqua"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKÜN RENGİ TURKUAZ&lt;br /&gt;Biz çocukken; camgöbeği derlerdi&lt;br /&gt;Bugünkü çocuklara göre aqua...&lt;br /&gt;Türkün rengi; Turkuaz&lt;br /&gt;Nedendir bu dayatma, nedendir bu naz?&lt;br /&gt;Elinoğlu biliyor, kimin rengi olduğunu&lt;br /&gt;Cami, medrese, han, hamam&lt;br /&gt;Nakış, nakış dolduğunu&lt;br /&gt;Fransız'ın dilinden;&lt;br /&gt;Türkün rengi; Turkuaz&lt;br /&gt;Şu yeni yetmelere ne desem az&lt;br /&gt;Öz rengini adlandırıyor, elin diliyle; aqua&lt;br /&gt;Fransız'dan bile daha Fransız kalıyorlar, Turkuaz'a...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün:22.Mayıs.2001, BBC World, Canada saati:19.54, Vancouver 2001&lt;br /&gt;"Amerikan müziği eşliğinde buz pateni gösterisi yapan Çinliler..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PATENLER&lt;br /&gt;New York, New York&lt;br /&gt;Hello Dolly&lt;br /&gt;Buz pateni yapan&lt;br /&gt;Kızıl Çinliler...&lt;br /&gt;Batılılaşmışlık gösterisi&lt;br /&gt;Küreselleşme yolunda&lt;br /&gt;Türkler gibi&lt;br /&gt;Özbenliklerinden&lt;br /&gt;Amerikan emperyalizmine&lt;br /&gt;Kayan patenler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılarda şöyle bir gezindiğimizde bile algılamamak olası mı?&lt;br /&gt;Dünya nasıl da değişiyor; ülkemiz de, kentimiz de, kendimiz de...&lt;br /&gt;Oysa şaşmamak gerek; düşünür "Değişmeyen, değişimin kendisidir" demiş de...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113328760749977855?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113328760749977855/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113328760749977855' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113328760749977855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113328760749977855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/gemiden-anekdotlar.html' title='Geçmişden anekdotlar'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113317179416521785</id><published>2005-11-28T01:46:00.000-08:00</published><updated>2005-11-28T01:56:34.186-08:00</updated><title type='text'>Attila İlhan'ı anımsadım da...</title><content type='html'>Günlerden 15.Ağustos.1998...&lt;br /&gt;Attila İlhan; TRT2'de,  ZAMAN İÇİNDE BİR YOLCULUK'da diyorki;&lt;br /&gt;-El, elin eşeğini; Türkü çağıra, çağıra arar...&lt;br /&gt;Neden söylüyor bu atasözünü değerli insan Attila İlhan?&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı'nda, Sovyetler vaatettikleri yardımın ancak yüzde 10'unu yerine getirmişler...&lt;br /&gt;Dışa umut bağlayanlara, tarihten alınması gereken dersleri anımsatacak, onları uyaracak Attila İlhan artık yok...Kimbilir aramızdan ayrıldığından beri, kuşkusuz Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarıyla birlikte nasıl da kaygıyla izliyordur ülkemizi, ulusumuzu?...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113317179416521785?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113317179416521785/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113317179416521785' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113317179416521785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113317179416521785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/attila-ilhan-anmsadm-da.html' title='Attila İlhan&apos;ı anımsadım da...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113285626292365018</id><published>2005-11-24T10:15:00.000-08:00</published><updated>2005-11-24T10:17:42.936-08:00</updated><title type='text'>Bugün ABD askerleri, Suriye askerleriyle dalaşmışlar, öldürmüşler onları</title><content type='html'>Nazım'ın küçük kızı&lt;br /&gt;Dolaşıyor kapı kapı, yorgun&lt;br /&gt;Bir imza veremediler henüz&lt;br /&gt;Dünya barıştan yoksun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113285626292365018?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113285626292365018/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113285626292365018' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113285626292365018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113285626292365018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/bugn-abd-askerleri-suriye-askerleriyle.html' title='Bugün ABD askerleri, Suriye askerleriyle dalaşmışlar, öldürmüşler onları'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113240002883580032</id><published>2005-11-19T03:32:00.000-08:00</published><updated>2005-11-19T03:33:48.846-08:00</updated><title type='text'>BECERİ</title><content type='html'>Bazan işler karışıyor&lt;br /&gt;Masallardaki gibi&lt;br /&gt;Eti ata&lt;br /&gt;Otu ite veriyorum,&lt;br /&gt;Durup duruken kendimi geriyorum&lt;br /&gt;Ah bir boşvermeyi becerebilsem...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113240002883580032?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113240002883580032/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113240002883580032' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113240002883580032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113240002883580032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/beceri.html' title='BECERİ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113223975062297602</id><published>2005-11-17T06:54:00.000-08:00</published><updated>2005-11-17T07:02:30.636-08:00</updated><title type='text'>17.Kasım.2005 günü 8 yıl önce</title><content type='html'>17.Kasım.1997 günü, bir diğer deyişle günümüzden 8 yıl önce; Devlet Memurluğu'ndan emekli oldum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YENİ KİMLİĞİME&lt;br /&gt;Evcilik oynar gibiyim&lt;br /&gt;Mutfakla konuk odasında gezerken&lt;br /&gt;Pencerelerden gelen geçeni süzerken&lt;br /&gt;Düşünüyorum da;&lt;br /&gt;Bunca yıl yaşamla yarıştım&lt;br /&gt;Gün oldu ona küstüm&lt;br /&gt;Bazan da bağışladım, barıştım&lt;br /&gt;Dertlerle, tasalarla&lt;br /&gt;Anlamlı, anlamsız yasalarla&lt;br /&gt;Sanırım birazcık da geliştim&lt;br /&gt;Bundan böyle&lt;br /&gt;Bir oh desem şöyle&lt;br /&gt;Koca ekmeği yiyen kadınlar gibi&lt;br /&gt;Sorumsuzca, belki de biraz saygısızca&lt;br /&gt;Ama en önemlisi saatlerden kaygısızca&lt;br /&gt;Yirmi yıllık devlet köleliğimin ardından&lt;br /&gt;Yeni bir yaşama merhaba diyorum&lt;br /&gt;Özgür bırakılmış benliğimle&lt;br /&gt;"Devlet'ten tekaüt" ya da&lt;br /&gt;Öztürkçesi'yle; şu emekli kimliğimle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113223975062297602?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113223975062297602/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113223975062297602' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113223975062297602'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113223975062297602'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/17kasm2005-gn-8-yl-nce.html' title='17.Kasım.2005 günü 8 yıl önce'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113217377536883914</id><published>2005-11-16T12:37:00.000-08:00</published><updated>2005-11-16T12:42:55.380-08:00</updated><title type='text'>KALİMERA MERHABA</title><content type='html'>Kanım kanına, kanın kanıma karışık&lt;br /&gt;Neden oluruz bir küskün, bir barışık&lt;br /&gt;Atalarımızın aşı da ortak, aşkı da&lt;br /&gt;Yine de kanıp yaban sözlere&lt;br /&gt;Döneriz kanlı, bıçaklı şaşkına&lt;br /&gt;Gel gir koluma, dostluk yoluna&lt;br /&gt;Kalimera, merhaba&lt;br /&gt;Vire vire, bre bre&lt;br /&gt;Zeytin dalımızdan, tütün tarlamızdan&lt;br /&gt;Uzomuzdan, rakımızdan&lt;br /&gt;Kuralım soframızı çakırkeyif&lt;br /&gt;Mezemiz; patlıcan herze, yaprak sarma&lt;br /&gt;Düşmanlığını üzerime salma&lt;br /&gt;Lokumuma lokumadis desen de&lt;br /&gt;Karagözüm'le İskender Kebabı'mı&lt;br /&gt;İçetsen de;&lt;br /&gt;Yine de kalimera, merhaba&lt;br /&gt;Haydin bre, vur dizini toprağa&lt;br /&gt;Biraz kasap havası, biraz sirtaki&lt;br /&gt;Hoş eder yüreğimizi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113217377536883914?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113217377536883914/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113217377536883914' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113217377536883914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113217377536883914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/kalimera-merhaba.html' title='KALİMERA MERHABA'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113208265751963818</id><published>2005-11-15T10:58:00.000-08:00</published><updated>2005-11-15T11:24:17.543-08:00</updated><title type='text'>BUGÜN 15 KASIM; Annemin doğduğu gün ve öldüğü gün...</title><content type='html'>ANNEM&lt;br /&gt;ISTANBUL derdi Zeki Müren gibi&lt;br /&gt;İ'nin üzeri noktasız&lt;br /&gt;Topraklarından kopup gelmişliğinin&lt;br /&gt;Anımsatırcasına acısını&lt;br /&gt;Meriç boylarında kalan&lt;br /&gt;O mutlu çocukluğunun sancısını...&lt;br /&gt;Ençok saçlarının rengindeki zeytini severdi&lt;br /&gt;Selenin içinde kaya tuzuna yatırılmış&lt;br /&gt;Şeker'e yenik düşünce bedeni&lt;br /&gt;Yetinmek zorunda kaldı bir lokma ekmekle&lt;br /&gt;Limonlu zeytinyağına batırılmış...&lt;br /&gt;Çok öfkelenirdi büyüklerine&lt;br /&gt;Rum'dan kız da aldık, verdik de&lt;br /&gt;Diye söyleşmeye başladıklarında&lt;br /&gt;O Türklüğü'yle kıvanırdı&lt;br /&gt;Daha deli dolu genç yaşlarında...&lt;br /&gt;Dolmabahçe'de Atası için gözyaşı döktüğünde&lt;br /&gt;Henüz sekizinde bir çocuk&lt;br /&gt;"Tanrım neden aldın O'nu böyle çabuk?"&lt;br /&gt;Diye göğe kaldırıp küçücük başını sormuş&lt;br /&gt;Anası Selanikli Koca Ayşe'ye göre&lt;br /&gt;Bu sorunun yanıtı pek zormuş...&lt;br /&gt;Ortaköy'de geçen yılların ardından&lt;br /&gt;Beyoğlu'nda jandarma Boşnak Ali'ye tutuluşu&lt;br /&gt;Onaltısında bir çocuk kadın, gençkızlıktan kurtuluşu...&lt;br /&gt;Bu yaşta evlilik;&lt;br /&gt;Kuşkusuz toyluk, delilik&lt;br /&gt;Düşüvermiş Ali'nin peşine, gelmiş Bursa'ya&lt;br /&gt;Ama daha bir dalmış derde, tasaya&lt;br /&gt;Gece olup da koydu mu başını yastığa&lt;br /&gt;Söz dinletemezmiş özlem kuşuna&lt;br /&gt;İlle de babası gelirmiş usuna&lt;br /&gt;Canlanırmış gözlerinin önünde&lt;br /&gt;Meriç'den geçerken Anayurd'a doğru&lt;br /&gt;Tek tek omuzlarında herbiri&lt;br /&gt;Yarı beline değin sulara girişi&lt;br /&gt;Ölünceye çekmiş dizlerinde nemini&lt;br /&gt;Bir de; sulara kapılıp gitsem de&lt;br /&gt;Dönmem geri diye ettiği yemini&lt;br /&gt;Her gece kulaklarında yankılanırmış&lt;br /&gt;İşte o zaman daha bir yanar, yakılırmış...&lt;br /&gt;İlk çocuğu olduğunda&lt;br /&gt;Babasının dizlerindeki sızı iyice artmış&lt;br /&gt;Gelememiş kızını görmeye&lt;br /&gt;Melek gibi bebesine yüzünü sürmeye&lt;br /&gt;Saçları benziyor mu sarı sırmaya&lt;br /&gt;Diye iletmiş özlem dolu sorularını kızına&lt;br /&gt;En çok Zöhre kızı katlanırmış babasının nazına&lt;br /&gt;Dayanamamış, düşmüş yollara Boşnak Ali'yle&lt;br /&gt;Kırkgünlük kızı kollarında babasını görmeye&lt;br /&gt;Vermiş kucağına yeni doğan bebesini&lt;br /&gt;Gözyaşlarıyla izlemiş&lt;br /&gt;Dizlerinden sayrılı babasını&lt;br /&gt;Rumeli kokuyor bu bebe demiş&lt;br /&gt;Teni Meriç'in suyu gibi pırıl pırıl&lt;br /&gt;Umalım ki yaşamı da mutlu geçsin,&lt;br /&gt;Dertsiz olsun bu kızancığın&lt;br /&gt;Dönmüş Boşnak Ali'ye&lt;br /&gt;Senin de bereketli olsun kazancın&lt;br /&gt;Doyur çoluğunu, çocuğunu sevgiyle&lt;br /&gt;Dağılmasın yuvan, yurdun&lt;br /&gt;Küçük kızımı aldın benden ya&lt;br /&gt;Beni ta ciğerimden vurdun...&lt;br /&gt;Bu son görüşü olmuş Zöhre'nin babasını&lt;br /&gt;Üç çocuk anası da olsa tuttu yıllarca yasını&lt;br /&gt;İlerledikçe yaşı daha bir özler, ağlardı&lt;br /&gt;Meriç boylarında kalan çocukluğuna yanardı&lt;br /&gt;Gündüz düşlerinde bile,&lt;br /&gt;Pamuk kuzusuyla dere tepe gezerdi&lt;br /&gt;Bizler büyüdükçe, o çocuklaştı&lt;br /&gt;Geçmişin anılarıyla daha bir kucaklaştı&lt;br /&gt;Son soluğunda başında ablacığı, bir de ben&lt;br /&gt;Sanki o değildi Tanrısı'na giden&lt;br /&gt;Ölüm Meleği'ni sessizce bekledi&lt;br /&gt;Yüreği bir Onbeş Kasım günü tekledi&lt;br /&gt;Bıraktı ardından sevgi dolu anılarını&lt;br /&gt;Zeki Müren gibi İSTANBUL'u noktasız söyleyen&lt;br /&gt;Şimdi de özlemle arıyorum seni ben&lt;br /&gt;Rumeli kızı sevgili annem...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113208265751963818?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113208265751963818/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113208265751963818' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113208265751963818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113208265751963818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/bugn-15-kasim-annemin-doduu-gn-ve-ld.html' title='BUGÜN 15 KASIM; Annemin doğduğu gün ve öldüğü gün...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113198714046276103</id><published>2005-11-14T08:10:00.000-08:00</published><updated>2005-11-14T08:52:20.533-08:00</updated><title type='text'>ÜRETİM TOPLUMUNA DOĞRU</title><content type='html'>Kalkınma olgusu; ekonomik ve toplumsal yönüyle bir bütündür. Bir ülkenin nüfus yapısı da o ülkenin ekonomik yapısını yakından ilgilendiren etkenlerden birisidir. Çünkü nüfus artışı; azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve toplumsal gelişmelerini etkiler.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi; Türkiye'de hızlı bir nüfus artışı vardır. Üstelik nüfusu denetlemeye yönelik politikalar yalnızca ülkemizin Batısı'nda uygulanabilirlik bulmuş, buna karşın Doğusu'nda pek onay görmemiştir. Dolayısıyla beslenmeden öğrenime, sağlıktan işe almaya değin pekçok sorunla karşılaşan bu artan nüfus Batı'ya yönelmiştir. Batı'da sorunlarına çözüm bulmak yerine, Batı'da yeni yeni sorunlara neden olmuştur.&lt;br /&gt;1980 öncesinin düzen değiştirme özlemleriyle yanan tutuşan bugünün 2.Cumhuriyetçileri; bu sorunlara çözüm uğruna, pek çok modeller tartışmışlardır. Örneğin; MAO'nun "Kırmızı Kitabı"nı, başucu kitabı belleyip Amerika'nın kültür emperyalizminden kurtulma söylevleri vermişlerdir ya da LENİN'in kitaplarını yutarcasına okuyup "Nasıl Yapmalı?" diye sormuşlardır.&lt;br /&gt;O dönemlerde KADDAFİ'nin İslam Sosyalizmi bile tartışılmış ve sonuçta da bu tartışmalar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Ulusu'nun karşısına iki ayrı düşman kitle üretmiştir: PKK eşkiyasıyla şeriat özlemcilerini...Ve o dönemlerde başlamıştır; Türklük ile kıvanç duyanların, "Vatan, Millet, Sakarya Edebiyatı" yaptıkları gerekçesiyle şovenistlikle suçlanmaları...&lt;br /&gt;          Şöyle bir geçmişimize baktığımızda; yoklukla kazanılmış bir BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZ var... Üstüne üstlük Osmanlı'nın yedi düveline olan borcunu bile ödemiş, ayağında çarığı kalmamış Türk Ulusu...Böylesine yokluktan bir ülke yaratan bu Türk halkı; bugün, gerçekten olması gereken yerde midir?&lt;br /&gt;Ve sonraki yıllar, II.Dünya Savaşı yılları; yaşayanlar bilirler...HİTLER; tüm Balkanlar'ı ezip geçip de, Trakya'dan Kuzey'e neden yöneliyor? Çünkü Alman Büyükelçisi Von Papen Türkiye'yi ve Türkler'i çok iyi tanıyor. HİTLER'e;"Türkler'i askeri gücünüzle korkutamayacağınız gibi, açlıktan da öldüremezsiniz. Çünkü en az 10 yıllık buğdayları silolarında" diyor.&lt;br /&gt;          İlerleyen yıllarda bizler "Yerli malı, yurdun malı/ Her Türk onu kullanmalı" ilkesiyle yetişiyoruz. Daha sonra Kıbrıs Barış Harekatı ya da Türklük onurunun ve gücünün dosta, düşmana birkez daha anımsatılışı...Ardından gelen ekonomik ambargolar ve o dönemde kendi yağımızla kavruluşumuz...Bir benzerini Türk Ulusu'nun BAĞIMSIZLIK SAVAŞI'nı verirken 1920'lerde yaşadığı gibi...Ve bir başka benzerini II.Dünya Savaşı yıllarında, 1940'larda yaşadığı gibi...&lt;br /&gt;Ve bugün de, bu ekonomik açmazlarımızdan çıkmak için, bir kez daha yaşamamız gerektiği gibi; KENDİ YAĞIMIZLA KAVRULMAK... Çünkü biz Türkler; Dünya cenneti bir ülkede yaşıyoruz. Doğal kaynaklarıyla, iklim koşullarıyla Tanrı/Doğa vermiş de vermiş...Ama bizler bu varlıklarımızı görmezden gelip, gözü çöplükte çapkınlar gibi, sürekli yabancı mallara özlem içindeyiz.&lt;br /&gt;İç piyasadaki malların fiyatlarını denetlemek için ithal ikamesine girişiyoruz, ardından yerli üretimimiz gerilemek şöyle dursun, bütünüyle piyasadan siliniyor. İşte çikita muz ve yokolan Anamur muzu örneği...İşte Ameriken pirinci ve Trakya'nın kuruyup giden çeltik tarlaları...&lt;br /&gt;          Sözün özü, ulusal kimlik arayışlarında sapmaları olanlar için kullanılan, Orta Asya'dan atalarımızdan bir deyim bu ama, bu kez ekonomi bağlamında kullanılsa yerinde olacak gibi, işte şöyle demek istiyorum; EY TÜRK ULUSU, TİTRE VE KENDİNE DÖN...Kendi kendine yeterli ekonomini yeniden canlandır, yaşat...ABD,AB buyurdu diye; tarım alanlarını, sanayileşme ve kentsel yerleşim alanlarına dönüştürerek topraklarını kirletme...Yerli malı kullanmanın erdeminden söz et yetişen çocuklarına...Ve üretmeden tüketmenin bir yanılgı olduğunu, sonuçta dışarıya avuç açmanın zorunluluk olacağını anlat...Ve de ÜRETİM TOPLUM MODELİ'ne ulaşmayı ilke edin, çokgelişmişlerin/sömürgenlerin açık pazarı olmayı değil...&lt;br /&gt;Yoksa bu karmaşık ortamda düzen arayışlarındaki düzenbazların arasında; ekonomik bağımsızlığınla birlikte, ulusal bağımsızlığın da sözde kalacaktır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113198714046276103?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113198714046276103/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113198714046276103' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113198714046276103'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113198714046276103'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/retim-toplumuna-doru.html' title='ÜRETİM TOPLUMUNA DOĞRU'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113190790192165493</id><published>2005-11-13T08:25:00.000-08:00</published><updated>2005-11-13T10:51:45.150-08:00</updated><title type='text'>ANEKDOTLAR</title><content type='html'>Zaman zaman kişilerle yaptığım söyleşilerden ya da basın/yayından etkilendiğim olaylardan küçük küçük notlar alırım. O notlarda  genellikle pek çok düşüncenin özeti bir tek tümceye sığdırılmıştır. Üstelik alınan notun önemi yalnızca o günle sınırlı değildir, günümüze de geleceğe de taşınacak niteliktedir. Bir bakıma anekdotlar diye tanımlayabileceğim bu küçük notların her birinden başlı başına bir öykü, bir yazı çıkabilir.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi; anekdot (anecdot) dilimize İngilizce'den geçmiş bir sözcüktür, fıkra/öykücük anlamına gelir. Benim de anekdotlar diye adlandırdığım  bu küçük notlarım bir de baktım ki oldukça birikmiş. Onların arasında geçmişe gitmek için seçtiklerimden bazıları günlüğümden yansıya düşüyorlar...İşte anekdotlarım:&lt;br /&gt;25 Mayıs 1984 günlü bir not...Uludağ Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü'nde Siyaset Sosyolojisi dersinde Değerli Hocam Prof.Dr. Ali Yaşar Sarıbay ne söylemiş?&lt;br /&gt;          "Tesadüfü yakalayan kişi, onu arayan kişidir. Örümceğin ağını gören herkes örümcek ağı demiş, ama bir kişi asma köprü yapmayı düşünmüş."&lt;br /&gt;Ve sonraki notlarım, genellikle televizyondan, TRT1 kanalından alınan notlar...İşte bunlardan biri; 20 Mart 1992'de yayınlanan Nazlı Ilıcak'ın "Söz Meclisten İçeri" adlı programından alınmış notlar...Ilıcak, Azeri sanatçı Zeynep Hanlarova ile söyleşiyor. Onların söyleşisini izlerken, Araplar'ın etkisinde kalıp Güzel Türkçemiz'e ettiklerimize yanmışım. Hanlarova'nın dilinden "koca"ya (neyse ki Yurttaşlar Yasası'ndaki yeni düzenlemeyle; karı-koca sözleri yerine, "eş" sözü kullanılmaktadır.) "yoldaş", şaire "ozan", kapitalizmin Machiavelist temel ilkesi "böl-yönet" sözlerine karşılık,"ayır-buyur" dendiğini not düşmüşüm. Ardından yorumumu yapmışım, yetmişinci yılına ulaşan Cumhuriyet'e karşın, henüz Osmanlı kimliğinden sıyrılamamış ümmetçi bir yapı...Ve Arapça sözleri kullanmakla, Cennet'den yer ayırttığını sanan düşünce...&lt;br /&gt;Ulusal kimliğini dışlayan insanlarımız...Oysa bir ulus diliyle vardır, diliyle yaşar...&lt;br /&gt;20 Mart 1992'de, bugünlere geleceğimizi düşünemeden ne de erken yakınmışım, bugün neredeyse ÖZTÜRKÇE tek bir söz kullanmayanların sayısı nasıl da bir çığ gibi büyümekte " ya bu yabancı sözlere duyulan  özenti?"...&lt;br /&gt;25 Ağustos 1993 günlü bir başka not, TBMM'de dış siyasetimize ilişkin, özellikle de Bosna-Hersek sorununun tartışıldığı bir toplantı TRT 1'den canlı yayın olarak veriliyor. Kürsüde Erbakan Hoca...Şeriat özlemlerinden sözediyor ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni eleştiriyor; "Eğer Batı taklitçisi zihniyette olmasaydı, Bosna-Hersek konusuna çözüm getirilebilirdi, oysa Batı taklitçisi zihniyet acz içindedir."&lt;br /&gt;Bu yoruma, bir yorum ben getirmişim, tarih bilgilerimi yoklayarak...Ne de olsa Bosna kökenliyim ya...Erbakan Hoca karşımdaymışçasına söylenmişim:&lt;br /&gt;"Eğer keramet Arap Dünyası'na yaklaşmakta, şeriatı savunmakta olsaydı, Yemen Çölleri'nde Erbakan'ın Araplar'ı, İngiliz ve Fransızlar'la birleşip Mehmetçiklerimiz'i sırtından vurmazlardı. Hoca'nın görmezden geldiği en önemli konu da; 21. yüzyılda bile Avrupa'nın göbeğinde bir müslüman halk yaşıyorsa ya da yaşam savaşı veriyorsa, bunun kerameti Türk ırkının adalet anlayışından, erdemliliğinden, daha da ötesi Osmanlı'nın hoşgörüsünden kaynaklanan bir oluşumdur. Slav ırkları Osmanlı'nın hoşgörüsüne, adalet anlayışına duydukları hayranlıkla müslüman olmuşlardır.&lt;br /&gt;Nedense Hoca Osmanlı'nın buradaki geçmişini görmezden gelip, Arap/İran müslümanlığında keramet arıyor. Oysa Hoca'nın unuttuğu en önemli konu; geçmişde olduğu gibi, bugün de Bosna-Hersek'teki müslümaların tek savunucusu Laik Türkiye Cumhuriyeti, petro-dolar varsılı Arap şeyhleri değil...&lt;br /&gt;Yine 25 Mayıs 1993 günü TRT1'de yayınlanan Hafta Sonu programı içinde yer alan "Doruktakiler" köşesindeki bir söyleşiden aldığım küçük bir not...Sunucu Ülkü Erakalın, konuğu Dünya'ca ünlü orkestra şefimiz Gürel Aykal'a soruyor:&lt;br /&gt;"-Gürel aykal kimdir?&lt;br /&gt; Yanıt geliyor:&lt;br /&gt; -Gürel Aykal; bankaya borcu olan, taksitleri olan sizler gibi biri...Tek farkı bunları başkalarına hissettirmemesi gerektiği..."&lt;br /&gt;Onca özel kanal saldırısına karşın, o günlerde en çok izlediğim ve böylesine notlar almaya değer bulduğum televizyon kanalı TRT1...(Bu günlerde "şeriat propagandaları"nın yapıldığı kanal ne yazıkki...)&lt;br /&gt;Sıradaki notum; TRT1'de yayınlanan "İnanç Dünyası" adlı dinsel programdan...Konuşmacı Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk diyorki:&lt;br /&gt;"Fit dünya haseneten, fit haseneten ahiretin"&lt;br /&gt;Hoca'nın açıklamasına göre; Dünya'yı cehenneme çevirenlerin, Cennet vaadlerine kanmayın. Önce Dünya'da Cennet..."&lt;br /&gt;O programa ilişkin aldığım diğer notlara bakıyorum:&lt;br /&gt;"Din diyor ki; mutlaka insan tutulup kaldırılmalıdır, tekmelenmemelidir. Dinin sahibi Allah'tır, peygamberler Allah'ın elçisidir. Bilim adamları da peygamberin elçileridir. İslam Allah'ın iradesine teslim olmaktır. Allah'ın iradesi de bugün Kur'anla temsil edilmektedir. Dinde ibadette arttırma ya da eksiltme yapanlar zulmetmektedirler. Bir başka deyişle 30 gün yerine 35 gün ya da 20 gün oruç tutulmasının söylenmesi kişiye eziyet etmek, kişiyi zora koşmak anlamına geliyormuş."&lt;br /&gt;14 haziran 1993 gününe ilişkin notlarıma gelince;&lt;br /&gt; DYP genel başkanını ve dolayısıyla Türkiye'nin başbakanını seçiyor. Tansu, Köksal, İsmet adaylar...Ve Cenab-ı Allah'ın  izniyle; genel başkanlığa ve başbakanlığa Tansu Çiller seçiliyor...&lt;br /&gt;Laik TC'ye, Cenab-ı Allah'ın izniyle ( bense Atatürk İlke ve Devrimleri'nin gerekçesiyle olduğunu düşünmüştüm ya neyse...) bir kadın seçiliyor. ( Ve dolayısıyla ülkemize, ivedilikle bir Cenab-ı Allah Bakanlığı kurulmalı...Tezden bu bakanlık oluşturulmalı ki; gelecekte kadınlarımız Çankaya'ya da çıkabilsinler Cenab-ı Allah'ın izniyle...)&lt;br /&gt;Ve son bir not daha; 8 Aralık 1993 günü TRT1'de canlı yayın...Konu bütçe görüşmeleri...ANAP'lı milletvekili bütçeyi eleştiriyor:&lt;br /&gt;"-Bu hükümetin bütçesi KEVKİ'ye benziyor."&lt;br /&gt;Ardından milletvekili "kevki"nin anlamını açıklıyor: İçi boş kabak...&lt;br /&gt;Ve Türk siyasal yaşamının literatürüne, Türkçe söyleyişle söz dağarcığına yeni bir söz armağan edilmiş oluyor: KEVKİ...Tansu'nun bütçesinin kısaca tanımlanması: KEVKİ...&lt;br /&gt;İşte ülkemizden TRT kaynaklı, Türk kamuoyuna sunulan görüntüler/yansımalar ve bende kalan izdüşümleri...&lt;br /&gt;Ve bugünlerdeki Türkiye'nin gündemi...O günlerden, bugünlere yaşananlar belleklerimizde...Zaman akıyor, günler geçiyor...Ülkemiz bir yerlere sürüklenmek isteniyor...&lt;br /&gt;Ben yine de ülkem için, ulusum için umutlu olmak istiyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113190790192165493?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113190790192165493/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113190790192165493' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113190790192165493'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113190790192165493'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/anekdotlar.html' title='ANEKDOTLAR'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113181011997969409</id><published>2005-11-12T07:28:00.000-08:00</published><updated>2005-11-12T07:41:59.986-08:00</updated><title type='text'>SÖZCÜKLERİM</title><content type='html'>Sevgi üzerineydi sözcüklerim&lt;br /&gt;Sözcüklerimden hoşlanan bir erkeğe&lt;br /&gt;Düştü gönlüm&lt;br /&gt;Girdim onunla gerdeğe...&lt;br /&gt;Uçup giden tatlı düşlerimin acılı gerçeği&lt;br /&gt;"Evlilik aşkı öldürür" diyenleri güldürürcesine&lt;br /&gt;Yakınır oldu sözcüklerimden;&lt;br /&gt;"Yaşamın ayak oyunlarını anlat,&lt;br /&gt;Yalnızca gönül oyunlarını değil,&lt;br /&gt;Yalın ayak bebenin gözyaşlarını sil&lt;br /&gt;Yakışmıyor sana böylesi" derken&lt;br /&gt;Yazgı bu ya, çok geçmeden&lt;br /&gt;Kaptırıverdim onu, Ölüm Meleği'ne...&lt;br /&gt;Ardından bıraktı gönlümde sızı&lt;br /&gt;Benliğime işleyen sorumluluk duygusu&lt;br /&gt;"Sanki onlar vermiş miydi,&lt;br /&gt;Benim bebelerime bir yudum su?"&lt;br /&gt;Onun öğretileriyle değiştirdim dilimi&lt;br /&gt;"Unutuvermişçesine Rumeli kökenli,&lt;br /&gt;         kentsoylu kişiliğimi"&lt;br /&gt;Sözcüklerime bulaştı birazcık komünistlik,&lt;br /&gt;         hem de feministlik...&lt;br /&gt;Yalnızlık  yaradana yakışırmış;&lt;br /&gt;Kapanıp da yaralarım&lt;br /&gt;Yeniden açılınca yüreğim sevilere&lt;br /&gt;"Hoşgeldin Sevgili" deyişimi bekleyemeden,&lt;br /&gt;İkinci erkek de uzattı dilini sözcüklerime&lt;br /&gt;Yenildim öfkeme, attım onları da&lt;br /&gt;Bir kış gününde, kor ateşe&lt;br /&gt;Külleriyle savruldular yokluğa&lt;br /&gt;Uslanır olunca gönlüm, düşünce tokluğa&lt;br /&gt;Olgun bir meyve gibi; doygun ve dolgun&lt;br /&gt;Pembe-beyaz yanaklarım, birazcık solgun&lt;br /&gt;Sözcüklerim;&lt;br /&gt;"Şahsıma mahsus", kişiliğime özgün&lt;br /&gt;Şimdilerde; hiç kuşkuya yer vermeden&lt;br /&gt;Üstelik sorgulamadan eğrisini, doğrusunu&lt;br /&gt;Ola ki uzanırsa diller sözcüklerime&lt;br /&gt;Sözcüklerim yerine, erkekleri atıyorum ateşe...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113181011997969409?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113181011997969409/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113181011997969409' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113181011997969409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113181011997969409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/szcklerim.html' title='SÖZCÜKLERİM'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113180917631928057</id><published>2005-11-12T07:20:00.000-08:00</published><updated>2005-11-12T07:26:16.326-08:00</updated><title type='text'>SELMA'NIN ELMA'SI</title><content type='html'>Elma'mın yarısı nerede diye&lt;br /&gt;Düştüm yollara&lt;br /&gt;Düşüm yalnızca&lt;br /&gt;İçindeki kurtlarıyla da olsa&lt;br /&gt;Elma'mın yarısını bulmaktı...&lt;br /&gt;İşte böylece başladı&lt;br /&gt;Benim aşk öykülerim&lt;br /&gt;Öykülerimle birlikte öykünmelerim&lt;br /&gt;Yakınmalarım&lt;br /&gt;Bazan yüreğimi sakınmalarım...&lt;br /&gt;Gün oldu;&lt;br /&gt;Yürekler dolusu sevdim...&lt;br /&gt;Gün oldu;&lt;br /&gt;Gözlerim yaş doldu&lt;br /&gt;Aşka sövdüm...&lt;br /&gt;Yine de yılmadım&lt;br /&gt;Her yeni sevgilide bir adım&lt;br /&gt;Daha da yaklaştım&lt;br /&gt;Elma'mın yarısına...&lt;br /&gt;Onu bulduğumda&lt;br /&gt;İçine kurtlar girmiş&lt;br /&gt;Oyulmuş olsa da&lt;br /&gt;Elma'mı yedim, tadına vardım&lt;br /&gt;İşte o anda&lt;br /&gt;Adam'ın öcü adına&lt;br /&gt;Cennet'den kovuldum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113180917631928057?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113180917631928057/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113180917631928057' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113180917631928057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113180917631928057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/selmanin-elmasi.html' title='SELMA&apos;NIN ELMA&apos;SI'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113172935494268263</id><published>2005-11-11T07:53:00.000-08:00</published><updated>2005-11-11T09:15:54.973-08:00</updated><title type='text'>ADALETİN BU MU DÜNYA ?</title><content type='html'>Ekonomik yoksulluğumuz yüzünden, yetmişikibuçuk milletin birarada yaşayabildiği varsıl ABD'nin ve AB'nin Bizans ayak oyunlarını aratmayacak politikaları sonucunda, yüzyıllardır birlikte yaşayan Anadolu halkı olarak, birbirimizi boğazlamaya ramak kaldı. Barışsever bir ulus olmamızla övünürken, dönem dönem tarikatçılık ya da ırkçılık yoluyla ülkeyi bölecek, kardeş kavgasına yol açacak durumları yaşıyor ve darbe beklentileri üzerine yorumlar yapıyoruz. PKK terörüne takılıp kalmışken, ne enflasyon rakamları, ne memurun sendikalaşması, ne de gün geçtikçe ulusal gelirden aldığımız payın nominal (sayısal)  değerinin yükselmesine karşın, reel değerinin (gerçek satın alma gücünün)  giderek düşmesine kafamızı yormuyoruz.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi; kapitalizmin, Machiavelli'den esinlendiği bir yöntemdir bu: BÖL VE YÖNET...&lt;br /&gt;Hernekadar bugün adı 21.yüzyıl ulusçuluğu olarak tanımlanmak istense de bildiğimiz ırkçılık kışkırtmalarından başka birşey değildir yaşananlar. Üstelik halklar böyle dertlerle uğraşırken, en doğal ve sıradan haklarını bile aramaktan yoksun edilirler. Örneğin bizler PKK terörüne küfrederken, pahalı da olsa yiyecek besinler bulduğumuza şükrediyor, Euro'nun ve Dolar'ın Türk Lirası'nı ( Yeni Türk Lirası olarak yeniden pazarlanmasını enfasyonun düşürüldüğü masalı diye dinliyoruz ki bu durumu; Kayserili'nin eşeği boyayıp, pazara sürmesi olarak da tanımlayabiliriz) silerek, piyasada dolaşmasını liberal ekonomi sanıyoruz. En gelişmiş kapitalist ülkelerde mavi yakalıların bir başka anlatımla işçi sınıfının  ekonomik ve toplumsal haklar yönünden, Dünya ülkeleri içinde en iyi durumda oluşlarını görmezden geliyoruz. Üstelik bu adamların bize enflasyonu önlemek için reçeteler önerip, işçi-memur giderlerini kısın diye akıl verişlerine şu soruyu soramıyoruz: "Sizin işçilerinize verdiğiniz yüksek ücret ve sosyal güvenceler, ülkenizde enflasyona neden olmuyor da, bizim buralarda uygulanınca neden ortalık karışıyor?"&lt;br /&gt;          Nasıl adlandırılmak istenirse istensin, gerçek şu ki, yüzyılımız askeri değil, ekonomik emperyalizm çağıdır. Bu nedenle, ekonomik sorunlarımızı tartışma gündeminde geri sıralara iten PKK terörü sonucunda askeri yönden güçlenip Türkiye Cumhuriyeti gibi bir DEVLET olabileceği beklentisi, onlar için olmayacak duaya amin demektir. Gerçekte vur-kaç yöntemi ile dağlarda gezen eşkiyanın işlevi, bir bakıma kentlerde gezen eşkiyaya karşı gözlerimizi anlıksal da olsa köreltmekten öteye gidemez.Ama Sam ve Hans Amcalarımız şimdilik böyle buyuruyorlar. Terörle biryerlere gelinseydi; IRA, BASK, FKÖ gerillaları bugüne değin başarılar kazanır, devletleşirlerdi.&lt;br /&gt;Kuşkusuz  yüzyılımız ekonomik emperyalizm çağıdır. Eğer öyle olmasaydı; Körfez Savaşı'nda Irak  istense kolayca haritadan silinebilirdi (günümüze değin süregelen kanlı çatışmalar yaşanmazdı). Oysa petro-dolar kaygısından kaynaklanan bir karışma sözkonusu olduğundan, bildik savaş yöntemlerine neden başvurulsun ki ? Ekonomik ambargolarla sindirilen Irak ve Saddam Amerikan kovboylarının oyuncağı olmuştur. Sam Amcaya karşın yine de başlatılan 1974 Kıbrıs çıkartmasından sonra, Ecevit Hükümeti'ne uygulanan uluslararası ambargolar anımsanırsa, askeri başarımızın dış karışımlarca nasıl ezildiği, TC uyruklu enflasyon canavarının ne zamandan beri böylesine kocamanlaşıp, bugünlerde nasıl da KKTC'yi yutmak üzere oluşu daha iyi anlaşılır.&lt;br /&gt;          Görüldüğü gibi; uygar/demokrat/insan hakları savunucusu Batı, nalıncı keseri gibi hep kendine yontarken, yalnızca kendi çıkarları zedelenince kükreyen bir aslana dönüşmekte, sıra&lt;br /&gt;başkalarının haklarını tanımaya gelince fareleşmektedir. Çünkü Batı  bugünkü konumuna haklarına aldırmadığı ve azgelişmiş olarak tanımladığı ulusları sömürerek gelmiştir. Bügün de o uluslardan çaldıklarını yeniden onlara satarak sömürü düzenini bildiğince sürdürmektedir.&lt;br /&gt;Bununla birlikte; insan hakları, demokrasi, uygarlık kavramlarını yalnızca kendilerinin yorumlayıp, uygulayabildikleri savıyla ortaya çıkmaları da sömürülerini haklı kılmanın, Dünya kamuoyunun gözünü boyamanın kılıfı oluyor. Örneğin; siz azgelişmişler ekonomiyi bilmezsiniz,  işte size reçeteler... Siz azgelişmişler kaynaklarınızı doğru kullanamazsınız, biz yönlendirelim...Teknolojiniz yetersiz, hammaddelerinizi alalım, size işleyip de satalım...&lt;br /&gt;Örneklerimizde sınır yok, hep bilinir bunlar, ama Osmanlı'nın Düyun-u Umumiyesi'nden pek başkalığı olmayan liberal ekonomi özlemlerimizin bedeli olarak sesimizi çıkarmayız. Dolayısıyla yine bu ülkeler barış adına ortaya çıkıp, toplumsal adalet, hukuk kavramlarına sarılıp sömürülerini sürdürüp giderler. Bize de; "İsa, Musa, Muhammed adına, adaletin bu mu Dünya?" demekten başka birşey kalmıyor.&lt;br /&gt;          Ne yazık ki; böyle bir Dünya düzeninde, tüm azgelişmiş ülkelerin ortak özelliği "gösteriş merakı" yüzünden, üretmeden tüketen bir toplum olduk. Gerçekten kendi yağı ile kavrulabilecek durumdayken, dış pazarlara açıldık. Dünya'nın en verimli toprakları üzerinde yaşadığımızın değerini bilmeden onları çoraklaştırmak, çölleştirmek için uğraştık. Dış borç yükü altında ezilmişliğimizle de neredeyse yedi düvelimize kendiliğimizden tutsak olduk.&lt;br /&gt;Böylesine sorumsuzca gidişe dur diyerek, silkinip kendimize gelmenin artık günüdür. Özünde Anadolu halkı üreticidir, yoktan yaratıcıdır, hernekadar tüketim toplumu olması için tüm baştan çıkarıcı girişimler çoğalsa da yarınını düşünür. Düşünmek zorundadır da...Daha düne kadar Dünya'nın buğday ambarları arasında sayılan Anadolu topraklarında yükselen beton yığınlarıyla, geleceğini güvence altına alamayacağının da bilincindedir. Umuyorum ki; ülkesini seven, ulusuna sorumluluk duyan yöneticilerimizle  toplumumuz yeniden üretken olsun. En önemlisi de savurganlıktan uzak ve yarınını düşünen bir yapıya kavuşsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113172935494268263?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113172935494268263/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113172935494268263' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113172935494268263'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113172935494268263'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/adaletin-bu-mu-dnya.html' title='ADALETİN BU MU DÜNYA ?'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113172431754809554</id><published>2005-11-11T07:43:00.000-08:00</published><updated>2005-11-11T07:51:57.560-08:00</updated><title type='text'>DARWIN AMCA</title><content type='html'>Doğru söyle Darwin Amca&lt;br /&gt;Geldin mi bu yöreye?&lt;br /&gt;Kafanı yordun mu bu töreye?&lt;br /&gt;Mağarada doğdum diyor adam&lt;br /&gt;Hiç olabilir mi annesi bir madam?&lt;br /&gt;Ya töre?&lt;br /&gt;Göz göre göre&lt;br /&gt;Doğal ayıklanma&lt;br /&gt;Bu kadar çoğalma;&lt;br /&gt;Kızlar taşlanır, erkekler kurşunlanır...&lt;br /&gt;Bak doğru söyle Darwin Amca&lt;br /&gt;Dolaştın değil mi mağara, mağara?&lt;br /&gt;Yoksa nereden bilecektin&lt;br /&gt;Adamın atası maymun&lt;br /&gt;Yoksa nasıl bir oyun&lt;br /&gt;İşte ondandır soyun diye&lt;br /&gt;İleri sürebilmek için böyle bir kuram&lt;br /&gt;Kuşkusuz dedin; kız gel de soyun&lt;br /&gt;Gir şu yatağa&lt;br /&gt;Henüz kalkmadan atağa&lt;br /&gt;Parlak parlak tüyler&lt;br /&gt;İşte o zaman mı dedin&lt;br /&gt;Maymundan gelmedir insan?&lt;br /&gt;Seni gidi Darwin Amca&lt;br /&gt;Hiç de söylememiştin oysa&lt;br /&gt;Adamın mağarasına konuk olduğunu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113172431754809554?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113172431754809554/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113172431754809554' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113172431754809554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113172431754809554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/darwin-amca.html' title='DARWIN AMCA'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113164384555982446</id><published>2005-11-10T09:25:00.000-08:00</published><updated>2005-11-10T09:30:45.566-08:00</updated><title type='text'>ON KASIM</title><content type='html'>Her ölümlü bedene&lt;br /&gt;Birgün merhaba der ecel&lt;br /&gt;Oysa bazı ölümlüler yaşar&lt;br /&gt;Kara topraklar dese de gel...&lt;br /&gt;İşte bu ölümlü Dünya'da&lt;br /&gt;Unutulmaz ölümsüzler arasında&lt;br /&gt;Andığımız sensin ATAM&lt;br /&gt;Yıllardır On Kasımlar'da...&lt;br /&gt;Biz ki senin çocukların&lt;br /&gt;Savaşa karşı barış güvercinlerin&lt;br /&gt;Türklük için güvenli geleceklerin&lt;br /&gt;Ant içenleriyiz On Kasımlar'da...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113164384555982446?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113164384555982446/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113164384555982446' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113164384555982446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113164384555982446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/on-kasim.html' title='ON KASIM'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113164203918430801</id><published>2005-11-10T08:48:00.000-08:00</published><updated>2005-11-10T09:00:39.193-08:00</updated><title type='text'>Türk Çocuğundan Atası'na Sesleniş</title><content type='html'>ATAM'A&lt;br /&gt;Doğduğum evde tanıdım önce;&lt;br /&gt;Annemi, babamı, abimi, ablamı&lt;br /&gt;Büyüttüler beni sevgileriyle&lt;br /&gt;Yaşama attım böylece ilk adımı&lt;br /&gt;Emekleyip yürüyünce, gelince dile&lt;br /&gt;Öğrettiler bana senin adını&lt;br /&gt;Birbir anlattılar utkularını&lt;br /&gt;Ülkene, ulusuna olan tutkularını...&lt;br /&gt;Derken okullu olunca&lt;br /&gt;Seni öğretmenimde de bulunca&lt;br /&gt;Daha bir erdim bilince&lt;br /&gt;Öğrendim ki senden öncesi karanlık gece...&lt;br /&gt;Dalmış yedi düvel güzel yurduma&lt;br /&gt;Sen önder olmuşsun kahraman orduma&lt;br /&gt;Hasta Osmanlı'dan yaratmışsın yeni bir DEVLET&lt;br /&gt;Yönetim biçimini duyurmuşsun; CUMHURİYET&lt;br /&gt;Pekiştirmişsin başarını devrimlerinle&lt;br /&gt;Aydınlatmışsın ulusunu ilkelerinle...&lt;br /&gt;Bilki ben, Sevgili Atatürküm&lt;br /&gt;Çağa uygun yetişen bir Türküm&lt;br /&gt;Yuvamda, okulumda aldığım ders&lt;br /&gt;Kesinlikle olamaz senin yoluna ters&lt;br /&gt;Benki özlediğin Türk çocuğunum&lt;br /&gt;Barış bahçendeki nazlı çiçeğinim&lt;br /&gt;Yurdun, ulusun için güven bana&lt;br /&gt;Ancak böyle öderim borcumu sana&lt;br /&gt;Sevgim törenlerle sınırlı değil&lt;br /&gt;Ben yetişiyorum, kaygılarını sil&lt;br /&gt;En birinci görevimdir yolunda yürümek&lt;br /&gt;Boşuna gitmeyecek verdiğin bunca emek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O'nu saygıyla andığımız bu günde; O'nun aydınlattığı yolda yürüyecek nice çocukların yetişmesi, yetiştirilmesi umuduyla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113164203918430801?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113164203918430801/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113164203918430801' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113164203918430801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113164203918430801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/trk-ocuundan-atasna-sesleni.html' title='Türk Çocuğundan Atası&apos;na Sesleniş'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113163378668540486</id><published>2005-11-10T06:02:00.000-08:00</published><updated>2005-11-10T06:43:06.716-08:00</updated><title type='text'>Bugün 10. Kasım.2005,Yüzyılların Adamı'nı Anma Günüdür</title><content type='html'>YÜZYILLARIN ADAMI&lt;br /&gt;          Geçtiğimiz günlerde, TIME dergisi "Yüzyılın Ünlüleri" sıralamasını yenilemiş, ne yazıkki bu sıralamada tek bir Türk'ün adı yokmuş...&lt;br /&gt;          Anımsanacağı gibi, 1997 yılının yaz ayları boyunca şu internet denilen sanal oyuncakla, ABD'nin TIME dergisince, yüzyılın adamı seçilecekler arasında birinci olsun diye, ulusça ATAMIZ'ın adını gönderdik. Sonuçta  bu uğraşlar/çabalar/özlemler/istekler boşa çıktı; ATATÜRKÜMÜZ yüzyılın adamları sıralamasına girmedi/alınmadı/sokulmadı. Dolayısyla "tepkisiz toplum" olduğu savıyla sürekli eleştirilen biz Türk Ulusu'ndan öfkeli başkaldırılar, yakınmalar, haksızlığa uğradık eleştirileri...İyi de; ATATÜRKÜMÜZ'ü TIME'da yüzyılın adamı olarak görmek o denli önemli mi? Hiç sanmıyorum...&lt;br /&gt;Bence gerçekten öenmli olan, olması gereken; ülkemizde yaşayanların, ulusumuzun bireyleri olarak bu topraklarda güvenle yurttaşlık haklarından yararlananların O'nu böyle görmesi/görebilmesi/gerekirse görmelerinin sağlanması, yüreklerde, beyinlerde yeralması (PKK ve Hizbullah bağlamında)...&lt;br /&gt;          Anımsatmak isterim ki; Anadolu halkı o günlerin Gazi Mustafa Kemali'nin önderliğinde bir Kurtuluş Savaşı, bir bağımsızlık savaşı verirken ATATÜRKÜMÜZ, Amerikan basınında "Bir eşkiya, sarı saçlı bir çete başı" olarak tanımlanmıştır. Kuşkusuz başta Fransız basını olmak üzere, Avrupa anakarasında da benzeri sözcüklerle tanımlanmış, yerilmeye çalışılmışdır. Ardından Türk Ulusu ATATÜRK'ün önderliğinde bağımsızlık savaşını utkuyla bitirince, O'nu daha önce yeren Amerikan basını kendisinden övgüyle sözetmeye başlamıştır. Bilindiği gibi Anadolu atalarının deyişiyle buna, "bükülemeyen elin öpülüşü" denir.&lt;br /&gt;          Daha dün Ulu Önderimiz ATATÜRK'ü "Bir sarışın eşkiya" olarak tanımlayanların, bugün hernedenli zor koşullarda olursak olalım (Ülkemiz uyruğuna geçmiş bir enflasyon canavarımızla "ya da IMF tutsaklığımız" yaşıyor olmamız ya da PKK, Hizbullah asalaklarıyla uğraşıyor olmamız düşünülürse) yine de O'nun bize armağanı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin onurlu Türk Ulusu olarak; kendimize güvenle, O'nun yolunda yürüyor oluşumuz bile, Ulu Önderimiz'in yüzyılın adamı olarak gösterilmemesi için yeterli bir neden değil midir? Üstelik ATATÜRKÜMÜZ; Humeyni'nin ya da Hitler'in yeraldığı bir sıralamaya hiç yakışır mı?&lt;br /&gt;          Burada bir başka konuya değinmek istiyorum. Daha açık bir deyişle TIME'ın yüzyılın adamı sıralamasında yer alan bir başka ada ilişkin bir konuyu gündeme getirmek istiyorum; Güney Afrika'nın Mandelası'na...&lt;br /&gt;Henüz belleklerden silinmediği kansında olduğum bir konu bu; 90'ların başında ATAMIZ adına bir ödül verilmesi düşünülen Güney Afrika'nın Mandelası'nın ödülü geri çevirişi konusu...&lt;br /&gt;Bilindiği gibi Mandela'ya bu ödülün veriliş nedeni; Kemal ATATÜRK'ün kişiliğiyle özdeşleşen, örnek bulan bir bağımsızlık önderi olduğu varsayımıydı. Kuşkusuz Mandela bağımsızlık savaşımı veren bir önder olarak, Dünya genelinde ne denli öne çıkarılırsa çıkarılsın, hiç ATATÜRKÜMÜZ'ün büyüklüğüne eş/eşit olabilir mi?&lt;br /&gt;ATATÜRKÜMÜZ  ne demişdi? YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!...Bugünkü güzel Türkçemiz'le "YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM!"...Mandela'nın yaşadığı gibi bir TUTSAKLIK'dan hiç ama hiç söz etmemişdi. İşte bundandır ki; varsın ATATÜRKÜMÜZ , TIME'da yüzyılın adamı seçilmesin. O; biz Türkler için, Türk Dünyası için yalnızca bu yüzyılın değil, bütün yüzyılların adamıdır. Önemli olan böylesi bir seçilmişliğin, bizden sonra da yaşayacak/yetişecek Türk Ulusları'nca (Anadolu Türkleri ve Türk Dünyası'nca) kıvançla onaylanmasıdır.&lt;br /&gt;Kuşkusuz, Ulu Önderimiz Kemal ATATÜRK; YÜZYILIN DEĞİL, YÜZYILLARIN ADAMIDIR...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113163378668540486?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113163378668540486/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113163378668540486' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113163378668540486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113163378668540486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/bugn-10-kasm2005yzyllarn-adamn-anma.html' title='Bugün 10. Kasım.2005,Yüzyılların Adamı&apos;nı Anma Günüdür'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113155351103375945</id><published>2005-11-09T07:54:00.000-08:00</published><updated>2005-11-09T08:25:11.070-08:00</updated><title type='text'>YENİDEN BAŞLAMAK</title><content type='html'>İnsan yaşamında geçen günlerle birlikte, gelip geçen/yaşanan güzellikler de vardır. Ama yalnızca güzellikler mi? Bazan dertler, sıkıntılar...Bazan acılar, ayrılıklar...Bazan doğrular, bazan da yanılgılar...Evet; yanılgılar...&lt;br /&gt;Gerçekten de insan yaşamı yanılgılarla doludur. Düşünmeden atılan adımlar, söylenen sözler, düşünmeden verilen kararlar...Ardından yanılgılar, yanılgılar...Ve kararan Dünyalar, yaşamlar,&lt;br /&gt;gönüller...Öylesine ki ölümü bile düşünmecesine/düşlemecesine...Bu Dünya'nın ne denli yaşanılası, ne denli güzelliklerle dolu olduğunu unuturcasına ölümü düşünmecesine...Oysa yaşamak öylesine güzel ki...İşte gelinen bu umutsuzluk noktasından geriye dönebilmek öylesine önemlidir ki...&lt;br /&gt;Ama nasıl?&lt;br /&gt;Kuşkusuz yine kendi kendimize yardım ederek, kendimizi umutsuzluğun kör kuyusundan çıkarıp, umudun sınırsız  hoşluklarına bırakarak...Zararın neresinden dönülürse kardır demesini öğrenerek...&lt;br /&gt;Ve büyük bir dürüstlükle yeniden başlamayı becererek...&lt;br /&gt;Evet; becererek, her türlü yanılgının ardından, yeniden başlamayı becererek...Bir bakıma, tökezleyip düştüğümüzde, üzerimizdeki tozu toprağı silkeleyip, yeniden yola koyulabilmeyi becerdiğimiz gibi...Çocukluk günlerimizde; bir topun, bir kuşun peşinden koşarken ufacık bir taşa takılıp düştükten sonra dizlerimizden sızan kana, gözlerimizden süzülen yaşa aldırmayıp yine çocukça oyunlarımızı sürdürdüğümüz gibi...Çocukluğumuzda oyunlarımıza geri dönmeyi becerebildiğimiz gibi, yetişkinliğimizde de yanılgılarımızın ardından umuda/yaşama geri dönebilmeyi becerebilmemiz...&lt;br /&gt;          Yanılgılarımız; bizim yaşam deneyimlerimiz, kişiliğimizin yapı taşlarının yerli yerine oturmasını sağlayan olgular, oluşumlar...&lt;br /&gt;Ben doğrularım gibi, yanılgılarımı da seviyorum. Yanılgılarımla umutsuzluğa düştükten sonra benliğimi yeniden umuda bırakmayı becerebilmenin bir insanlık erdemi, bir insanlık başarısı olduğunu düşündüğüm için yanılgılarımı seviyorum...Yanılgılarım nedeniyle umutsuzluğa dökülen gözyaşlarımın birgün sonra doğan umutlarla birlikte sevince dönüşmesinin  verebileceği&lt;br /&gt;hazzı yaşadıkça yanılgılarımı seviyorum...En önemlisi de yanılgılarımın ardından doğruyu bulabilmenin  giderek daha da kolaylaştığını algıladıkça/yaşam deneyimlerim arttıkça yanılgılarımı seviyorum...Bu yanılgılarımın ardından büyük bir dürüstlükle/coşkuyla/sevgiyle/iyiniyetle yeniden başlamayı seviyorum. Her doğan günün ardından gelebilecek mutlulukların umuduyla yaşama sıkı sıkı sarılabilmenin tadını duyumsamayı seviyorum.&lt;br /&gt;Ve en doğrusu yanılgılarımla/aldanışlarımla/doğrularımla/güvenişlerimle yaşamayı seviyorum...&lt;br /&gt;Ve benden başkalarının da benim gibi düşünebileceğini düşünmeyi seviyorum...&lt;br /&gt;Ve herkesin yeniden başlamayı becerebileceğini biliyorum/istiyorum/umuyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113155351103375945?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113155351103375945/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113155351103375945' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113155351103375945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113155351103375945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/yeniden-balamak.html' title='YENİDEN BAŞLAMAK'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113090755528138886</id><published>2005-11-01T20:26:00.000-08:00</published><updated>2005-11-01T20:59:15.290-08:00</updated><title type='text'>BUGÜNLERDE KUŞLAR GRİP, BİR ZAMANLAR DA DANALAR DELİRMİŞDİ...</title><content type='html'>Geçekte kuşlar mı grip, yoksa insanlar mı bir garip?&lt;br /&gt;Gerçekte danalar mı delirmişdi, yoksa insanlar mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DELİREN DANALAR&lt;br /&gt;Bir varmış, bir yokmuş&lt;br /&gt;Yerkürede uslularla birlikte&lt;br /&gt;Deliler de çokmuş...&lt;br /&gt;İşte bu yerkürede&lt;br /&gt;Yaşarken bolluk bereket içinde&lt;br /&gt;İnsanlar günün birinde&lt;br /&gt;Düşmüşler bir kor ateşe&lt;br /&gt;"Çevre kirlenmesi" denen&lt;br /&gt;Bir sayrılığın pençesine...&lt;br /&gt;Sağaltımı olanaksız değil ama&lt;br /&gt;Çok pahalıymış bu sayrılığın&lt;br /&gt;Sonucuymuş bu çekilenler&lt;br /&gt;İnsanlar arasındaki bir ayrılığın...&lt;br /&gt;Çünkü yerkürede yaşayanlar&lt;br /&gt;Çevre için ikiye ayrılmışlar&lt;br /&gt;Bir aynda çevre dostları&lt;br /&gt;Diğer yanda düşmanları&lt;br /&gt;Durmaksızın birbirlerine saldırmışlar...&lt;br /&gt;İşte o zaman çalmış&lt;br /&gt;Yerküre için tehlike çanları&lt;br /&gt;Onu sevenlerin buna çok sıkılmış canları...&lt;br /&gt;Çevre dostları paylaşımcıymış&lt;br /&gt;Özverili ve düşünceli&lt;br /&gt;Sakınırlarmış doğanın yeşilini&lt;br /&gt;Korurularmış kurdunu, kuşunu&lt;br /&gt;Havasını, toprağını, suyunu...&lt;br /&gt;Masal bu ya, iyinin yanında&lt;br /&gt;Herzaman kötüler olurmuş&lt;br /&gt;Masalın sonunda onlar da&lt;br /&gt;Yaptıklarından suçlu bulunurmuş...&lt;br /&gt;İşte masalımızdaki kötüler&lt;br /&gt;"Yalnızca bana, bana" diye inler&lt;br /&gt;Kirletirlermiş doğayı, yerküreyi&lt;br /&gt;Kuruturlarmış ulusların servetlerini&lt;br /&gt;Sözün özü bu çevre düşmanları&lt;br /&gt;Çılgınca para tutkusuyla&lt;br /&gt;Açan çiçeğin, uçan böceğin&lt;br /&gt;İşine, aşına, eşine karışmaya başlamışlar&lt;br /&gt;Damda yuva yapan leyleği taşlamışlar...&lt;br /&gt;Daha çok para kazanma&lt;br /&gt;Daha çok ürün alma uğruna&lt;br /&gt;Doğanın dengesini bozmuşlar&lt;br /&gt;Yapay gübreler, yapay yemlerle&lt;br /&gt;Sağlıksız bir yaşam kurmuşlar...&lt;br /&gt;Hormonlu sebzeler, meyveler&lt;br /&gt;Hormonlu sütler, etler&lt;br /&gt;Halkın diline sakız olmuş&lt;br /&gt;Doğal besinlerin tadı unutulmuş...&lt;br /&gt;Toprak bire beş değil, beşbin vermiş&lt;br /&gt;Ama bu zorlama, bu yapaylık&lt;br /&gt;Toprağı da germiş...&lt;br /&gt;Ne sebzelerin, meyvelerin doğal tadı kalmış&lt;br /&gt;Ne de ürünler topraktan besin almış&lt;br /&gt;Olanlar yalnızca tarlalara mı olmuş?&lt;br /&gt;Tarlalarla birlikte, yemlikler de zehir dolmuş...&lt;br /&gt;Hayvancılığı geliştirme uğruna&lt;br /&gt;Yeşil çimenden beslenme yerine&lt;br /&gt;Geçildikçe kimyasal karışımlı küspelere&lt;br /&gt;Bilinmez sayrılıklar belirmiş&lt;br /&gt;Sonunda danalar da delirmiş...&lt;br /&gt;Meralara düştüğünden beri asit yağmurları&lt;br /&gt;Çayırlardaki otları da zehir bürümüş&lt;br /&gt;Sarıkızların bedenine kanser yürümüş&lt;br /&gt;Çaylardan da boyalı sular akar olmuş&lt;br /&gt;Sulardan içen inekler, kuzular&lt;br /&gt;Çevrelerine bön bön bakar olmuş&lt;br /&gt;Bu yaşananlar da;&lt;br /&gt;Çevredostlarının yüreğini yakar olmuş...&lt;br /&gt;Sessizce yakınmış hayvanlar;&lt;br /&gt;Nerde şimdi o taze otlar, samanlar&lt;br /&gt;Çok gerilerde kaldı o mutlu zamanlar&lt;br /&gt;Diye inim inim inlemişler&lt;br /&gt;İnsanlarsa sanki bir kaval dinlemişler&lt;br /&gt;Aldırmamışlar bozulan doğal dengelere&lt;br /&gt;Dönmüşler paragöz, bencil sürüngenlere...&lt;br /&gt;Bu aykırı yaşama başkaldıran&lt;br /&gt;Otlar kurumuş, meyveler çürümüş&lt;br /&gt;Deli danaların etleri insanları öldürmüş&lt;br /&gt;Çevre düşmanlarının bu karayazgısı&lt;br /&gt;Çevre dostlarını acı acı güldürmüş...&lt;br /&gt;Demişler ki;&lt;br /&gt;Bereketli Anadolu toprakları çoraklaştıkça&lt;br /&gt;Sırasıyla avuç açtık yabanın&lt;br /&gt;Pirincine, buğdayına, deli danasına&lt;br /&gt;Acımadık halkımızın yavrusuna, anasına...&lt;br /&gt;Nasıl da unutuverdik atalarımızın öğütlerini&lt;br /&gt;Yabanın güvenilmezliği üzerine ağıtlarını&lt;br /&gt;Geçmişte yardım diye besinlerin bayatlarını&lt;br /&gt;Verip de yalan dostluklarını sergileyişlerini...&lt;br /&gt;Ders almalıyız yaşananlardan&lt;br /&gt;Daha da güvenli olabilmek için gelecekde&lt;br /&gt;Sanılmasın ki yabandan yardım gelecek de&lt;br /&gt;Kalkınacak bu ülke, bu ulus&lt;br /&gt;Böylesi aymazlıklarda kalırsak&lt;br /&gt;Günümüz de, gecemiz de kirli, sisli, pus&lt;br /&gt;Sen sen ol, aç kalmayı yeğle&lt;br /&gt;Yabanın hormonlu deli danasını kus&lt;br /&gt;Ek tarlanı, toprağını alın terinle, emekle&lt;br /&gt;Doyarsın Anadolu toprağının verdiği ekmekle&lt;br /&gt;Yeşil çimeninde beslenen sarıkız inekle&lt;br /&gt;Dileyelim ki ders alınsın bu amansız dertten&lt;br /&gt;Silinsin kuşkular, endişeler ülkemizden&lt;br /&gt;Ürkmesin ulusumuz yarınlardan, olsun umutlu&lt;br /&gt;Güvensin özkaynaklarına, gelecekleri hergün mutlu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113090755528138886?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113090755528138886/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113090755528138886' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113090755528138886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113090755528138886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/11/bugnlerde-kular-grip-bir-zamanlar-da.html' title='BUGÜNLERDE KUŞLAR GRİP, BİR ZAMANLAR DA DANALAR DELİRMİŞDİ...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113077193857366524</id><published>2005-10-31T06:22:00.000-08:00</published><updated>2005-10-31T07:18:58.606-08:00</updated><title type='text'>NÜFUS VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA(ya da çocuk yuvalarına çocuklar bırakılmasın diye...)</title><content type='html'>Bugün evrensel düzeyde ekonomik gelişmenin ulaştığı aşama, daha çok üretebilmek için daha çok tüketimin özendirilmesi aşamasıdır. Dolayısıyla bu da daha çok kaynak kullanımı demektir. Oysa aşırı üretim için, aşırı kaynak kullanımı sonucunda, gelecekteki üretimde kaynak sorunu ile karşılaşılacağını söylemek duygusal bir karamsarlık sayılmamalıdır. Daha çok üretim ve tüketim ilişkisinin yarattığı tüketim toplumuna dur diyebilmek, yalnızca üretimin kısıtlanması ve insanlara yeniden tutumlu olmalarının öğütlenmesi ile olanaklı değildir.&lt;br /&gt;Çünkü nüfus artışları durdurulmadıkça, arz/talep ya da Türkçe söyleyişle sunum/istem ilişkileri içinde daha çok üretim bir zorunluluk olmaktadır. Buna karşın nüfus artışı önlenebildiğinde, aşırı üretim ve dolayısıyla tüketim önlenebilecektir.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi; 1972'den beri Dünya'da ekonomik gelişmeler amaçlanırken, SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA kavramı ilke edinilmiş, Dünya'daki doğal kaynaklar kullanılırken gelecek nesillerin haklarının da korunması gerektiği bilinci yaygınlaşmıştır. Bunun gibi kentsel yaşamda da sürekliliği sağlayabilmek, bizden sonra gelecek nesillere de yaşanabilir yerler/yerleşmeler bırakabilmek için SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA ilkesi amaç edinilmiştir.&lt;br /&gt;NÜFUS VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA etkileşimini tartışmaya açtığımızda; insan onuruna yaraşır bir yaşam için, nüfus artışıyla eğitimden sağlığa en bilinen sorunların yanısıra nelerden sözedebiliriz?&lt;br /&gt;1-Yeni yerleşmeler için yeşil alanların yokedilişi&lt;br /&gt;2-Yeni yetişenler için iş/aş/eş sorunsalının (belki de kördüğümünün) çözümsüzlüğü&lt;br /&gt;3-Yaşama yeni katılanlar nedeniyle ulusal gelirden payımıza düşenin giderek azalması&lt;br /&gt;4-Yeni katılanlar(doğal yolla; doğumlar, yapay yolla; iç ve dış göçler) nedeniyle; her türlü kirlilik( ki hava, su, gürültü, toprak kirliliği  nedeniyle fiziksel/doğal çevrede bozulmayla birlikte toplumsal değer yargılarındaki kirlilik nedeniyle toplumsal çevrede bozulma) artışının etkisiyle halkın refah Türkçesi'yle gönenç düzeyinin azalışı ( kent yaşamına katılan her bir birey, daha önceden o kentde yaşayanların gönencinden çalmaktadır.)...&lt;br /&gt;Bu bağlamda denilebilir ki; sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesi için nüfus artışının önlenmesi önkoşul olmaktadır.&lt;br /&gt;*Konunun Önemi:&lt;br /&gt;Günümüzde nüfusta nicelik(kantite) değil, nitelik( kalite) önemli bulunmaktadır. Çok sayıda insan yerine; sağlıklı, eğitimli, genel olarak sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel konumları yüksek bir nüfusun önemi tartışmasız büyük çoğunluklarca genel onay görmektedir. Toplumların sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel düzeylerinin yüksekliği, o toplumun gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi sayılmaktadır. Bu gelişmişlik düzeyini sağlamak için de nüfus planlamasının gerekliliği ön koşul olarak değerlendirilmelidir.&lt;br /&gt;*Önerilen Çözümler:&lt;br /&gt;Özellikle ülkemizin Doğusu'ndan, büyük kentlerimize göçen ve gecekondu olarak tanımlanan yapıların çoğunlukta olduğu yerleşmelerdeki çok çocuklu  kentlilere nüfus planlamasının öneminin  ve gerekliliğinin anlatılması için çalışmalar başlatılmalıdır.&lt;br /&gt;*Yapılacak İşler:&lt;br /&gt;Büyük kentlerde, pilot bölge seçilecek bir yerleşim  yerinde kadınlara ve erkeklere bazan ayrı ayrı, bazan da birlikte katılacakları toplantılarda nüfus planlamasının gerekliliği üzerine bilgiler verilmesi(Genel soru önerisi: Ekmeğini bir kişiyle bölüşünce mi, beş kişiyle bölüşünce mi doyarsın?)&lt;br /&gt;Eğitim, sağlık, beslenme ve diğer sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik boyutlarda, kişinin yaşamını üst düzeyde sürdürebilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasında, ulusal gelirimizden kişi başına düşen tutarın azalıp artması arasındaki bağıntının vurgulanması...&lt;br /&gt;Nüfus planlaması için; en birincil uygulama olarak DOĞUM KONTROL YÖNTEMLERİ'nin, sağlık alanında hizmet veren görevlilerce anlatılması/öğretilmesi...&lt;br /&gt;*Sorumluluk Yüklenen Özneler:&lt;br /&gt;Sağlık Bakanlığı, Yerel Yönetimler, Milli Eğitim Bakanlığı (ki konu okullarda ders olarak gençlere, öğrencilere verilebilir; üniversite düzeyine gelmiş olanlara bile...), Halk Eğitim Merkezleri öğretmenleri, Sivil Toplum Örgütleri, Yerel Gündem 21 Gönüllüleri...&lt;br /&gt;*Sonuç:&lt;br /&gt;Daha nitelikli bir toplumsal yapı, kalkınmada engellerin giderek ortadan kalkması, kuşkusuz cami, karakol kapılarına dolayısıyla çocuk yuvalarına bırakılan çocukların sayısında azalma...&lt;br /&gt;Elbetteki herşey daha iyi bir ülke ve ulus için...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113077193857366524?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113077193857366524/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113077193857366524' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113077193857366524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113077193857366524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/nfus-ve-srdrlebilir-kalkinmaya-da-ocuk.html' title='NÜFUS VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA(ya da çocuk yuvalarına çocuklar bırakılmasın diye...)'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113068796807819272</id><published>2005-10-30T07:42:00.000-08:00</published><updated>2005-10-30T07:59:28.086-08:00</updated><title type='text'>ÖFKEM</title><content type='html'>Malatya'da çocuk yuvasında yaşananlar, tutuklanan suçlular, aranan sorumlular...&lt;br /&gt;Devlet Baba baksın diye yuvaya bırakanlar, ya onlar? Gerçek suçlu onlar değil mi?&lt;br /&gt;Ülkemizde 1964'den beri; "BAKABİLECEĞİNİZ SAYIDA ÇOCUK YAPIN!.." sözleri söylenmektedir...Kimler duymaktadır ya da kimler bu uyarıya uymaktadır?&lt;br /&gt;Kuluçka makinası gibi her yıl doğurup, sonra da Devlet'in yuvasına ( gerçekteyse toplumsal sorumluluk bağlamında tüm ulusun üstüne ) atılan bu çocukları yapan ana-baba kimliğinden uzak sorumsuzlar hiç suçlu değiller mi?&lt;br /&gt;Neden kimse gerçek suçluyu aramak yerine, evine ekmek götürmek amacıyla  iş gücünü, emeğini bu çocuklara bakmak için satan zavallılarla uğraşıyor?&lt;br /&gt;Neden bu çocukları doğuranlar ve doğurtanlar üzerine bir tartışma açılmıyor?&lt;br /&gt;Gerçekte üzerine gidilmesi gereken sorun bu değil mi?&lt;br /&gt;Gerçekte öfke duyulması gereken sorumlular bunlar değil mi?&lt;br /&gt;Benim öfkem ?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖFKEM&lt;br /&gt;Yolumu kesip de zorla,&lt;br /&gt;Sakız, mendil satmak için&lt;br /&gt;Ayaklarıma dolaşan&lt;br /&gt;Sırnaşıkça yaşamıma bulaşan&lt;br /&gt;Yüzü kirden kara, gömleği yırtık&lt;br /&gt;Uyuşturucudan kafası bulanık&lt;br /&gt;Şu yeni yetmeye değil öfkem...&lt;br /&gt;Miskin miskin pineklerken kahve köşelerinde&lt;br /&gt;On çocuk doğurtmaya üşenmeyen, üşengeç babaya&lt;br /&gt;Kocasının elinden tutmak,&lt;br /&gt;Çocuklarını bağrına basmaktansa&lt;br /&gt;Dara düştüğünde, sorumsuzca&lt;br /&gt;Yeni bir erkeğe koşan anaya...&lt;br /&gt;Yoksa;&lt;br /&gt;İtilip, kakılmış&lt;br /&gt;Bir boğaz daha eksilsin sofradan diye&lt;br /&gt;Sokağa atılmış&lt;br /&gt;Çocuğun suçu ne ola ki,&lt;br /&gt;Ona kabarsın öfkem?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113068796807819272?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113068796807819272/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113068796807819272' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113068796807819272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113068796807819272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/fkem_30.html' title='ÖFKEM'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113060268757318381</id><published>2005-10-29T09:11:00.000-07:00</published><updated>2005-10-29T09:18:07.573-07:00</updated><title type='text'>ANDIMIZ</title><content type='html'>Ne yediğiniz lokmaya&lt;br /&gt;Ne yaşadığınız doğaya&lt;br /&gt;Saygısızlık etmeden&lt;br /&gt;Yoklayın belleğinizi&lt;br /&gt;Can dostlarım...&lt;br /&gt;Kan damlalarından&lt;br /&gt;Çıkmadı mı utkularımız&lt;br /&gt;Yayılmadı mı dalga dalga&lt;br /&gt;Tüm Anadolu'ya?&lt;br /&gt;Doğu'dan, Batı'dan&lt;br /&gt;Kuzey'den, Güney'den&lt;br /&gt;Kenetlenen ellerle&lt;br /&gt;Giydirilmedi mi kefenler&lt;br /&gt;Yedi düvele?&lt;br /&gt;Öyleyse bugün niye&lt;br /&gt;Albayraktan başka renklere&lt;br /&gt;Yüreklerde yer aramak?&lt;br /&gt;Böylesine çılgınca&lt;br /&gt;"Ne Mutlu Türküm Diyene"&lt;br /&gt;İlkesini karalamak?&lt;br /&gt;Andımız olsun bundan böyle&lt;br /&gt;Gelin; ister yoldaş olalım,&lt;br /&gt;İster dadaş, ister kardaş&lt;br /&gt;Ama öncelikle TC uyruklu yurtdaş&lt;br /&gt;Bizimdir yedi bölge, yedi bahar&lt;br /&gt;Bu ülke bize ne geniş, ne de dar&lt;br /&gt;Dostlarımıza kapılarımız açık&lt;br /&gt;Lozan'ı saymayanlarıysa&lt;br /&gt;Ulusumuza etmeyelim yar!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113060268757318381?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113060268757318381/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113060268757318381' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113060268757318381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113060268757318381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/andimiz.html' title='ANDIMIZ'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113060229308142363</id><published>2005-10-29T07:57:00.000-07:00</published><updated>2005-10-29T09:11:33.130-07:00</updated><title type='text'>Bugün 29.Ekim.2005, Cumhuriyetimiz 82.Yaşında, Kutlu Olsun...</title><content type='html'>Bugün hernekadar çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma, yirmibirinci  yüzyıl vahşi kapitalizm savaşlarını  kazanma uğraşları içindeysek de üzerinde kesinlikle herzamankinden daha çok yoğunlaşmamız gereken konu; ulusal birlikteliğimizin  ve ülke bütünlüğümüzün korunması konusudur. Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek için uygulanacak yöntem de, yetişen nesillere &lt;br /&gt;Amerikan ya da Arap Dünya görüşlerinin aşılanmaya çalışılması değil, ancak ve ancak Türklük bilincinin uyandırılması için gerekli eğitimin verilmesidir. Bununla birlikte burada özellikle belirtilmesi gereken bir başka konu da eğitim sözcüğünün  kapsadığı alanın yalnızca okullarda, öğretmenler/eğitmenler aracılığıyla verilecek eğitim olmadığı, toplumun çekirdeği aileden başlatılacak bir eğitimin  yaşamın tüm alanlarına yayılmasıdır.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi ulusal kimlik bilincinin oluşturulması dediğimiz olgu, siyasal toplumsallaşma alanına girer ve yine bilindiği gibi siyasal toplumsallaşma da öncelikle ailede başlar, sonra okulda, ardından iş-arkadaş çevrelerinde ve toplumsal örgütler içersinde ki siyasal partilerden derneklere, meslek odalarına değin demokratik kitle örgütlerinde yaşam boyu sürer.&lt;br /&gt;Bugün 82 yıllık Cumhuriyetimiz'in ardından ulusal bilincimizde Türk kimliğinin dışında başka arayışlara yöneliş varsa, bu bilincin verilişinde yetersizlikler ya da yanlışlıklar olmalıdır ki bu arayışlar ortaya çıkmıştır, işte o zaman bu bilincin daha sağlıklı yöntemlerle ulusumuza yeniden verilmesi, Türk kimliğinin kıvancından kuşku duyanları yönlendirici eğitimin kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmesi gerekir. Çünkü çevremize baktığımızda; Ulusal Marşımız söylenirken yüreği titireyerek, Ulu Önderimiz ve Cumhuriyetimiz için ölenlerin anısına saygıyla duramayanlar giderek çoğalıyorsa...Türk kimliğini umursamazcasına Arap ya da Amerikan yaşam biçimine özenç duyanlar hızla çoğalıyorsa...Anadolu göreneğimize özgü imecenin yerini, yemece alıyorsa...Genelkurmayımız'ın ;"Askerlik görevinden kaçanlar na'merttir" açıklamasına,"Toprağın altında mert olacağıma, toprağın üstünde na'mert olayım" tümcesi yanıt olarak veriliyorsa...İşte o zaman ülke bütünlüğümüze, ulusal birlikteliğimize ve en önemlisi de Türk kimliğimize yönelik içten ve dıştan yapılan saldırılar, bazı sarsıntılara neden oluşturmuştur ve artık önlem almanın zamanı da çoktan gelmiş demektir.&lt;br /&gt;Elbetteki benim burada önereceğim önlem biçimi askeri ya da siyasi anlamda değildir. Öylesi önerileri getirmek Genelkurmayımız'ın ve Hükümetimiz'in yetkesindedir. Ben yalnızca ve yalnızca eğitim diyorum, yalnızca eğitim...Çünkü 29.Ekim.1923'de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulduğunu tüm Dünya'ya duyuran Ulu Önderimiz de Türklük  bilincini uyandırmak için eğitimden yararlanmıştır. Öncelikle Türk Dil Kurumu'nu ve Türk Tarih Kurumu'nu oluşturarak bu kez de halkını Osmanlı'nın ümmeti sanısından kurtarıp, sindirilmiş, unutturulmuş, bastırılmış, giderek yok sayılmış Türk kimliğini yeniden yaratmak, Türk kimliğini bağımsızlığına kavuşturmak için bir savaş başlatmıştır. Daha önce başlattığı ulusal bağımsızlık ve ekonomik bağımsızlık savaşlarını başlattığı gibi...&lt;br /&gt;Bu bağlamda bir yerlerden bazı alıntılara değinmek istiyorum:&lt;br /&gt;"Son yıllara gelinceye kadar TÜRK TARİHİ memleketimizde  en az tetkik edilmiş mevzulardan biri halinde idi.&lt;br /&gt;1000 yıldan fazla süren İslamlık-Hıristiyanlık davalarının doğurduğu husumet duygusile mutaassıp müverrihler bu davalarda asırlarca İslamlığın piştarlığını yapan Türkler'in tarihini kan ve ateş maceralarından ibaret göstermeye savaştılar. Türk ve İslam müverrihler de Türklüğü ve Türk medeniyetini İslamlık ve İslam medeniyeti ile kaynaştırdılar. İslamlığa tekadüm eden binlerce yıla ait devreleri unutturmayı ümmetçilik siyasetinin icabı ve din gayreti vecibesi bildiler. Daha yakın zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu'nu dahil bütün unsurlardan tek bir milliyet yaratmak hayalini güden Osmanlılık cereyanı da, Türk adının anılmaması, Milli Tarih'in yalnız ihmal değil, hatta yazılmış olduğu sayfalardan kazınıp silinmesi yolunda üçüncü bir amil halinde diğerlerine eklendi.&lt;br /&gt;Bütün bu menfi cereyanlar, tabii olarak, mektep programları ve mektep kitapları üzerinde dahi tesir gösterdi ve Türklüğün çadır, aşiret, at, silah ve muharebe mefhumlarile muradif tutulması an'anesi mektep kitaplarımıza kadar girdi.&lt;br /&gt;Türk Tarihi'nin, inkar edilmiş ve unutturulmuş simasını ve mahiyetini, bütün hakikatlarile meydana çıkarabilmek için çalışmakta olan Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti bir kısım azasını tarih tedrisatında ki bu boşluğu doldurabilecek bir kitap hazırlamağa memur etti."&lt;br /&gt;Bu alıntılar, Ulu Önderimiz ATATÜRK'ün önerileriyle, 1931 yılında bugünkü Türkçemiz'le Türk Tarih  İnceleme Kurulu'na hazırlattırılan TARİH kitabındandır ve kitabın eski dilden sözcüklerle dolu Mukaddimesi'nden günümüz Türkçesi'yle önsözünden alıntılardır. Üstelik Atatürk'ün Türklük bilincini yaratma, Anadolu'da yedi düvele karşın bir bağımsızlık savaşı veren bir ulusa, Türklük kimliğini yeniden kazandırma uğraşlarının bir aşamasıdır.&lt;br /&gt;Günümüzden yetmişdört yıl önce Ulu Önderimiz'in Türklük bilinci ve kimliği üzerine başlattığı bu uğraşların, günümüzde de Atatürk'ün yaktığı aydınlanma ateşinin O'nun düşmanlarınca küllendirilmesine, giderek söndürülmeye çalışılmasına karşın, O'nun yaktığından  daha güçlü yakılması, alevlendirilmesi gerekmektedir. Üstelik bu alevlendirme/ateşlendirme, aydınlık günler için yakılan birer mum gibi, her bir bedende/beyinde/gönülde olmalı, bulutlandırılmak, karartılmak istenen Türklük bilinci, Türk kimliği Türkiyemiz'e bir Güneş gibi yeniden doğmalıdır.&lt;br /&gt;Bu yeniden doğuş için TARİH kitapları yeniden yazılmalı, Türküler, öyküler, masallar yeniden söylenmeli, Türkün kiliminin, çorabının nakışı yeniden işlenmeli, yeni bir yılda yol alırken Cumhuriyetimiz Türkiye'de; aşımızla, işimizle, töremizle, yöremizle kıvanç duyaraktan NE MUTLU TÜRKÜM diyebilmeli ulusumuz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113060229308142363?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113060229308142363/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113060229308142363' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113060229308142363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113060229308142363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/bugn-29ekim2005-cumhuriyetimiz-82yanda.html' title='Bugün 29.Ekim.2005, Cumhuriyetimiz 82.Yaşında, Kutlu Olsun...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113052219140072592</id><published>2005-10-28T10:53:00.000-07:00</published><updated>2005-10-28T10:56:31.406-07:00</updated><title type='text'>BAĞIMSIZLIK ÜZERİNE</title><content type='html'>Bazan bağımlılık duygusunu seviyorum&lt;br /&gt;Birilerine bağlı olmak&lt;br /&gt;Bir sevgiliye&lt;br /&gt;Bir kente&lt;br /&gt;Bir ülkeye...&lt;br /&gt;Bazan da bağımsızlık özlemim depreşiyor&lt;br /&gt;İşte o zaman da&lt;br /&gt;Başkaldırıyorum&lt;br /&gt;Bağımlılık duyduğum herşeye...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113052219140072592?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113052219140072592/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113052219140072592' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113052219140072592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113052219140072592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/baimsizlik-zerine.html' title='BAĞIMSIZLIK ÜZERİNE'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113048300582141420</id><published>2005-10-27T23:40:00.000-07:00</published><updated>2005-10-28T00:15:37.456-07:00</updated><title type='text'>İlk günde; doğayı ve doğanı seven bir kadın kişiden Dünya'ya Merhaba...</title><content type='html'>KİTAPLARLA DEVRİ-ALEM&lt;br /&gt;Nazım'ın dizelerinden, kadın dergilerine&lt;br /&gt;Filozoflar Ansiklopedisi'nden, Ortak Geleceğimiz'e&lt;br /&gt;Kimlerle dostluk kurmuyorum ki&lt;br /&gt;Tükenip, yiten zamanla dalaşırken&lt;br /&gt;Kitaplarımla sessizce, Dünya'yı dolaşırken&lt;br /&gt;Sayfalarda gözlerim tümce tümce&lt;br /&gt;Birden dokunurum kızılderilinin tüyüne&lt;br /&gt;Binerim doru tayına&lt;br /&gt;Konuk olurum bozkırdaki çadırına...&lt;br /&gt;Bazan şöyle uzanıp da Kuzey'e doğru&lt;br /&gt;Altı ayın karanlığındaki Kutuplar'a&lt;br /&gt;Anadolum'un çayda çırasının kandilini&lt;br /&gt;Çevresine oyasının işlendiği mendilini&lt;br /&gt;Küçük Eskimo kızına armağan bırakırım...&lt;br /&gt;Kuzey'den, Sibirya'dan aşağılara&lt;br /&gt;Buzda kayan kızaklarla yol alırken&lt;br /&gt;Bir an soluklanırım Kafkaslar'da&lt;br /&gt;Dansederim yakışıklı Kazaklar'la...&lt;br /&gt;Parmak uçlarımda uçarken peri kızı gibi&lt;br /&gt;Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Mevlana adına&lt;br /&gt;Hernedenli Hindular değer vermese de kadına&lt;br /&gt;Sakınmam onlardan merhabamı...&lt;br /&gt;İpekyoluna götürür beni&lt;br /&gt;çok büyümesin diye&lt;br /&gt;Çinli kızın demirden ayakkabılarındaki&lt;br /&gt;sızlayan ayaklarım&lt;br /&gt;Dut yapraklarında ipeğin kozası&lt;br /&gt;Marco Plo'nun serüvenlerini sayıklarım...&lt;br /&gt;İrili, ufaklı adalardan yüze yürüye&lt;br /&gt;Gelibolulular'ın sevgilerini&lt;br /&gt;Kangurular ülkesine taşırım&lt;br /&gt;Oradan bir korsan gemisiyle&lt;br /&gt;Macellan'ın Boğazı'na ulaşırım&lt;br /&gt;Ayak basarım gizemler anakarasına&lt;br /&gt;Kara Adam'ın Afrikası'na...&lt;br /&gt;Bir safari gecesinde&lt;br /&gt;Beyaz filin üstünde&lt;br /&gt;Pigmeler'in büyüsüne kapılırım...&lt;br /&gt;Nil'de bir sandal süzülürken&lt;br /&gt;Kleopatra olurum en dizginlenemez hırsımla&lt;br /&gt;Sezar'la Antonius arasında dolaşırım hışımla...&lt;br /&gt;Develerle aşarım Arap Yarımadası'ndaki çölleri&lt;br /&gt;Kutsal da olsa hurması, zemzem suyu&lt;br /&gt;Özlemimde Anadolum'un gülleri, bülbülleri&lt;br /&gt;Burnumda mis gibi tarhanasının kokusu&lt;br /&gt;Tabanımda nakış nakış kiliminin dokusu&lt;br /&gt;Damağımda soğutulmuş ayranın tadı&lt;br /&gt;Sevince doğayı ve de doğanı&lt;br /&gt;Soframda zeytinle, bir baş soğanı&lt;br /&gt;Katık ederim ekmeğime&lt;br /&gt;Kuşkusuz olmaz insanın kötüsü diye diye&lt;br /&gt;Kulağımda Pir Sultan'ın deyişi, Yunus'un nefesi&lt;br /&gt;Ne Kazak, ne Sezar, ne Antonius&lt;br /&gt;Yanımda ille de Anadolum'un efesi&lt;br /&gt;Gözlerim kitaplarımın sayfalarında&lt;br /&gt;Umutlarım barış dolu baharlarda&lt;br /&gt;Ben Türkiyem'de mutlu yaşarım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113048300582141420?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113048300582141420/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113048300582141420' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113048300582141420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113048300582141420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/ilk-gnde-doay-ve-doan-seven-bir-kadn.html' title='İlk günde; doğayı ve doğanı seven bir kadın kişiden Dünya&apos;ya Merhaba...'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18386158.post-113048157221656844</id><published>2005-10-27T23:32:00.000-07:00</published><updated>2005-10-27T23:39:32.223-07:00</updated><title type='text'>SECEREM</title><content type='html'>Babam Bosnalı&lt;br /&gt;Annem Selanikli&lt;br /&gt;Bana gelince;&lt;br /&gt;Bursa doğumlu&lt;br /&gt;Duygusal bir serseri&lt;br /&gt;Irkımın genleri;&lt;br /&gt;Tutku hücereleriyle dokunmuş&lt;br /&gt;Doğumumda;&lt;br /&gt;"Sev" buyruğu kulağıma okunmuş&lt;br /&gt;Gönül yaralarımdan;&lt;br /&gt;Zaman zaman&lt;br /&gt;Damlamış acımsı bir kan&lt;br /&gt;Gözyaşlarım;&lt;br /&gt;Ege'nin yeliyle,&lt;br /&gt;Tuna'nın seliyle yarışmış&lt;br /&gt;Bir buğu damlasında&lt;br /&gt;Bursa'nın yeşiline karışmış&lt;br /&gt;Yine de uslanmamış şu deli gönlüm&lt;br /&gt;Sevilerle bir küsmüş, bir barışmış...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18386158-113048157221656844?l=blogselmaerdal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/feeds/113048157221656844/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18386158&amp;postID=113048157221656844' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113048157221656844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18386158/posts/default/113048157221656844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://blogselmaerdal.blogspot.com/2005/10/secerem.html' title='SECEREM'/><author><name>Selma Erdal</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
